Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Yürek Acısı

Yıllar önce bir doğum oldu.Doğum her zaman görülen doğumdan farklıydı. Doğum ve ölüm ikisi bir arada… Dünyayı görmeden,gözlerini açmadan,nefes alamadan,güneşin doğuşunu ve gecenin oluşunu göremeden gitti. Biliyordu sanki dünyaya gelse,istemediği şeyleri yaşayacaktı. Kararını önceden verdi. Görseydi bazı şeyleri yaşamak isteyecekti belki de…

En iyisi gözlerini bile açmamaktı. Görseydi annesinin ona bakışını,duysaydı annesinin kokusunu terketmek zor olabilirdi. Sizlere ne anlatıyorum,neden bahsediyorum diye bakmayın yüzüme… Güzel bir gün ve bu güzelliği ağlayarak gölgeleyen bir kadın. İçim sızladı bir an. Yanına yaklaşıp paylaşmak istedim acısını… Belki de o benim yanıma oturdu,yüreğindeki acıyı paylaşmak istedi, bilemiyorum…Nasıl olduğu çok da önemli değil aslında.Gerçeğe çok yakın bu hikayeyi paylaşmak istedim sizlerle. Birkaç ay önce rahminde taşıdığı ve doğumuna iki hafta kala,onun kokusunu,küçücük ellerini,ayaklarını göreceğini beklerken kaybettiği bebeğine ağlıyordu. Olayı yeniden yaşıyordu sanki ‘Onu ilk hissettiğim andan doğumuna kadar ne hayaller kurmuştum.

İlk defa bir çocuğum olacaktı. Onu hissediyordum. Beni sürekli kontrol ediyor,her hareketimi izliyordu sanki. Hareketlerime ve sağlığıma dikkat etmesem beni uyarıyordu. Bırakıp giderim seni der gibiydi. Bir kaç hafta yatmam gerekiyordu. Onu kaybetmemek için bu duruma katlanmalıydım. Yeter ki beni bırakmasın diyordum. Onu kaybedersem yaşayacaklarımı düşünmek bile istemiyordum. Onun benden birşeyler almasına izin vermeliydim’diye onu hissettiği anı dillendirmişti. Her kadının ya da her annenin hisslerini dile getirdi aslında. Onunla paylaşımlarından bahsetti. Sıkıntılarını,üzüntülerini,sevinçlerini,kızgınlıklarını…Bir süre sonra kıpırdanışlarını hissetmeye başlamıştı. Adeta ‘Ben burdayım’ diyordu. İçinde birşeyler hareket ediyordu. Neye benziyordu? Doğduğunda onu kucağına alıp,koklamak,ellerini ayaklarını güzel ve masum yüzünü görmek tek isteğiydi.

Nasıl da tekmeliyordu. Artık yeri küçülmeye başlamıştı. Oradan çıkmasına az kalmıştı. Beklemek!..Onu görmek için sabırsızlanıyordu. Nasıl da gururlanıyordu onu rahminde taşırken… Bir sabah uyandığında bir şeylerin ters gittiğini anladı. Hergün onu tekmeleri ile uyaran bebeği ses vermiyordu. Hareket etmiyordu. Buna inanmak istemiyordu. Onu kaybetmemek için ne kadar da çaba sarfetmişti. Bu bir haksızlıktı… Henüz yüzünü bile görmemişti,dokunamamıştı,kokusunu duyamamıştı. Onu bırakmak istemiyorum. Hayır, onu istiyordu. Ama yazık ki!. ‘O beni o kadar da görmek istemedi’diyerek sesini biraz daha yükseltti. Onun için kurduğu hayalleri beğenmediğini ya da onu haketmediğini düşünüyordu. Bir o kadar yalnız ve çaresizdi. Bir yanda onu terk eden bebeğine kızgınlık bir yanda onun için bir şey yapamamaktan dolayı suçluluk. Bir anda pek çok şey düşünmek ve hissetmek.

Bunları paylaşmak çok zor geliyordu. Ayağa kalktı,ama ne yapacağını bilmez bir halde tekrar oturdu. Kızgınlık,üzüntü ve suçluluk duyguları içindeydi. Umutlarını yitirmişti. Uzaklara doğru dalıp gitti. Uzun bir sessizliğin ardından tekrar ağlamaya başladı ve anlatmaya devam etti. ‘Her yer ve her şey üstüme üstüme geliyordu. Doktor onun artık yaşamadığını söylediğinde yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. Beni terk etmişti. Onu ne kadar da çabuk kaybetmiştim. Saniyeler,dakikalar,saatler uzamıştı. Zaman geçmiyordu’. Ertesi gün onun için güneş bir başka doğacak,gece bir başka olacaktı. Belki de güneş doğmayacak,gün hep karanlık olacaktı. Onu koynuna alamadan,onu besleyemeden,onu koklayamadan uçup gitmişti. Ne kadar da çok istemişti. Sahip olamadığını ve bir daha da asla olamayacağını düşünüyordu.

Hayal kurmanın anlamsızlığını ve hayallerine veda etmenin çok daha uygun olduğuna karar verdi. Anne olmadan anne olmanın ne kadar da zor olduğunu farketti. Annesinin onun için yaptığı fedakarlıkları ve onun için ne kadar anlamlı olduğunun belki de ilk kez farkına vardı. Bir an eşininde onu hastanede tek başına bırakıp, terk ettiğini anımsadı. Nasıl da unutmuştu… Ne için üzüleceğini,ne için ağlayacağını bilemiyordu. Yüreğinin tam üstünde bir acı hissediyordu. Gözlerini kocaman açtı. ‘Şimdi ben ne yapacağım’. Çocuğunu yeterince koruyamadığını ve onu dünyaya getiremediğini söyleyerek eşinin onu öylece bırakıp gitmesi. Herşey onun aleyhine durumdaydı. Ne yaparsa yapsın hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Korkuyordu. Şaşırmıştı. Yaşamın ağırlığını tüm benliğiyle hissediyordu. Bir o kadar ümitsiz,bir o kadar çaresiz,bir o kadar da yalnızdı…

Boşluğa takılıp saatlerce bir noktaya baktı. Nereye gidebilirdi ki! Artık yuva diyebileceği bir evi,ailesi kalmamıştı. Bebeği ile birlikte herkes onu terk etmişti. Hayalleri,umutları,sevinçleri… Yoksa bu onun için bir ceza mıydı?Kime ne yapmıştı ki! Bunları haketmiş olabilir miydi? Geleceğinden endişe duyuyordu. Bir karar vermesi gerekiyordu. Yaşamına kaldığı yerden devam etmek ya da veda etmek. Hangi anne çocuğunu öldürmek ister ki?… Ona zarar vermek istemediğini,ona neden daha iyi bakamadığını bir çok defa tekrarladı. Onu olduğu gibi kabul edeceğini düşündüğü baba ocağını,anasının kucağını hatırladı. Bebeği onu terk ettiği için ne kadar acı çekiyordu. Aynı acıyı o da annesine yaşatamazdı. Birden yaşamına devam etmek istediğine karar verdi. Kolu kanadı kırılmıştı. Anne babası ona kucaklarını açardı. Bunu biliyordu. Onları acıtmak ya da üzmek… Ne kadar korkunç bir şeydi…

Bir an yaşama veda etme konusundaki düşüncelerinden dolayı kendine kızdı. Yaşamla mücadele etmeliydi. Tekrar eskisi gibi olamazdı. Ama yaşananlar ona çok şey öğretmişti. ‘Onu göremedim,onu koklayamadım,ona bir şeyler veremedim. Ama o bana çok şeyi gösterdi ve çok şey öğretti. Şimdi arkama dönüp baktığımda onu tanımasam da,onu öpmesem de,onu koklamasam da birlikte bir süre bir şeyleri paylaştık. O yaşamamayı tercih etti’diyerek yaşadıklarını kabullendi. Her anneler gününde yüreğinde bir sızı...

Anne diyen bir çocuğa sahip olamadı. Belki de hiçbir zamanda olamayacak ama yüzünü göremediği,sesini duyamadığı bir çocuğu 9 ay karnında taşıdı ve onunla bazı sevinçleri,umutları,hayalleri bir o kadar da üzüntüleri ve acıları tattı.Pek çok duyguyu bir anda yaşadı. Yaşamda mutluluklar kadar da mutsuzlukların da olduğunu biliyoruz. Acıların,ümitlerin,hayallerin,hayal kırıklıklarının yaşandığı bir hayat. Tüm insanlar bu ve buna benzer pek çok sorun yaşıyor. Kimi zaman kendine acıdığı,kızdığı,kimi zaman diğer insanları suçladığı pek çok olay. Acılarla da yaşamasını öğreniyor insan. Hiç bitmeyeceğini düşündüğü üzüntüleri zaman içinde ilk günkü etkisini kaybediyor.

Umutla başlayıp,umudun yitirildiği,mutluluğun mutsuzluğa dönüşebildiği,terkedilmenin ve yalnızlığın yaşandığı,kaygının,endişenin,kızgınlığın,acının varolduğu,suçluluk ve pişmanlığın hissedildiği,varolmak ve olmamak arasında kararsızlığın yaşandığı bir olay. Yaşam kimi zaman inişler,kimi zamanda çıkışlarla yaşanan bir süreç. Hayallerin yıkıldığı,umutların kırıldığı anlar sürekli olamaz. Olumsuzluklardan korunmak ve kaçmak da mümkün değil. Ümidin bittiği yerde yeni bir ümit yeşerecektir.Yeter ki korkmadan,kaçmadan yaşamla mücadele edelim. Umut ve sahiplenme katsayılarını düşürmek mutluluk katsayısını artırıyor...Bu öyküye bir kişinin yaptığı yorum. Siz ne dersiniz?

2007-12-27
Bu yazı 1137 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin