Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Yemek Yapmak Ne Zordur Değil mi?

Yapmayı bilene ayrı zor, bilmeyene ayrı. Bilmeyen ya da az bilen biri cesur davranamayacağı için eline aldığı bir tarifi evire çevire, yanlış anlamaktan çekindiğinden midir bilmem, stres altında başlar yemek yapmaya. Eskiden yemek tarifi kitaplarını anlamak oldukça güçtü çünkü tarifler bilene göreydi. Ölçüler “göz kararı, kulak memesi yumuşaklığında veya aldığı kadar un” gibiydi. Yani, tecrübeli birinin anlayacağı dildendi. Sonraları çalışan kadın çoğaldığından olacak ki tarifler daha detaylı ve gramla verilmeye başlandı. Bunun üzerine mutfaklarda bir tartıya ihtiyaç duyuldu.

Sanırım, bu kadarı da fazla oldu düşüncesiyle tartıyı aradan kaldırmak için bardak, kaşık(silme, tepeleme) ölçülerine geçildi. Tabii ki standart ölçüler insanların yemek yapmasını kolaylaştırdı. Süre ve sıcaklık ayarlı fırınlar da devreye girince tarifleri baz alarak yapılan bütün yemekler de aynı lezzette olmaya başladı. Önemli olan gerekli malzemeyi tedarik etmek ve tarife göre bir araya getirmek. Ardından istenen süre ve ısıda pişirmek. Sonuç: her seferinde aynı lezzet.

Yemek yapmayı öğrenmek için kaçınılmaz bir başlangıç ancak bir süre sonra çok sıkıcı. Limonlu kek. İnsan hayatında kaç kere yapar ki? Şimdi internet sitelerinde yüzlerce hatta binlercesine ulaşmak mümkün. Ama bunlardan kaçını deneyebiliriz ki? Aralarından bir kaçına karar verelim, “evet bu çok güzel oldu, artık hep bu tarifle yapacağım” al sana sıkıcı bir durum daha. Halbuki şu özgürlüğümüz var; “bu sefer şekerini daha az koydum” ya da “daha önce biraz da mısır unu koymuştum çok güzel oldu, bu yaptığıma yine mısır unu koydum ama bu sefer sıcak suda biraz beklettim”... Bu özgürlüğü hissettiğimizde, artık böyle cümleleri aklımızdan geçirmeyiz bile.

Yemek yapmada iddialı kişinin ise işi şu yüzden zorlaşır: daha önce yaptıklarının aşağısına düşme endişesi! Hem yeni bir şeyler deneyeceksin hem de en az daha önce yaptıkların kadar güzel olacak. Bunlar, bahsetmek istediğim konunun uzun bir girişi niteliğinde oldu. Benim asıl bahsetmek istediğim; zamanla lezzet algımızın değişmesi, doğal lezzetlerden uzaklaşmamız, bize dışarıda sunulan ürünlerin lezzetlerinin daha yoğunlaştırılmış olması ve eskiden bildiğimiz doğal lezzetlerin yerini alması.

Yani; tükettiğimiz ürünün lezzetinin o olduğunu zannetmeye başlamamız. Örneğin yoğurt. Marketten alıyoruz ve ekşimiyor. Tabii herkes ekşi yoğurt sevmeyebilir ancak marketten alınmış yoğurt yiye yiye artık onu yoğurdun gerçek lezzetiymiş gibi kabulleniyoruz. Halbuki evde mayalayıp yaptığımız yoğurdu eğer ilk gün tüketmemişsek, geçen her gün bize, bozulmaya kadar giden değişimiyle yeni lezzetler sunar. Bir de yine marketlerde rastladığımız çeşitli baharatlarla karıştırılmış yemek tuzları var. Pişirdiğimiz yemeklere koyduğumuzda çok lezzetli oluyormuş. Evet çok lezzetli oluyor fakat artık her pişirdiğimiz yemek aynı lezzette oluyor. Hiç sürpriz yok ve bütün yemeklerin tadı aynı. Halbuki en basitinden bir kabak kalyayı ele alalım; bir gün içine pul biber koyabiliriz başka bir sefer biber salçası, ya da her seferinde pul biber koysak bile en azından miktarı aynı olmayacaktır.

Bazen pişirdiğimiz bir yemeğe tuz koymayı unuttuğumuz hiç olmamış mıdır? Yerken fark ederiz ve tabağımızdakine ekeriz veya ekmeyiz, o sebzenin saf lezzetini tercih edebiliriz. Bir keresinde nane koyarız diğerinde dereotu. Bunu sayfalar dolusu çeşitlendirmek mümkün. Sebzeleri buharda haşlayıp, üzerine yalnızca biraz zeytinyağı veya tereyağı koyarak yediğimizde aslında nasıl doğal bir lezzet yakaladığımızı fark ederiz.

Benim çocuğumun da katkılı ürünlerden yediği oluyor zaman zaman. Ve evimizde pişen yemeklerin ona nasıl lezzetsiz geldiğini tahmin edebiliyorum çünkü onun renkli çocuk dünyasının daha renkli lezzetleri var. Daha cazip. O rengarenk ambalajlar içinde satılan patates, mısır cipsleri ve daha benzer birçok ürünün yoğun lezzetlendiricilerle kaplandığını biliyoruz. Ayrıca bu ürünlere konulan koruyucu katkı maddelerinden ve zararlı yağlardan bahsetmek uzmanların işi ve onlar bu konudaki görevlerini fırsat buldukça yapıyorlar.

Ben sadece lezzet algımızın değişmesinden yakınıyorum. Şehirde doğan her çocuk yeni bir dünyayla karşılaşıyor ve ona bu dünyadan birçok şey sunuluyor. Her şey daha cazibeli, görüntü olarak da lezzet olarak da. Tabii ki evde yaptığımız yiyeceklere bizler de lezzetini arttırmak için baharat tuz yağ sos vs. koyuyoruz ama ana malzemenin kendi tadından uzaklaşmak doğru gelmiyor bana. En önemlisi de genç beyinlerin lezzet algısının bozulması. Daha yoğun tatlardan, daha şekerli ve daha yağlı ürünlerden çocuklarımızı mümkün olduğunca korumalıyız.

Ali Sinan Gülsen
14 Nisan 2014
 

2014-04-15
Bu yazı 2013 kere okunmuştur.

Ipek Aksoy Gulsen

Cok iyi yemek yapan bir annenin cocugu olmakla kalmayip, cok iyi yemek yapan bir kocanin karisi olmak... Cogu kisiye gore buyuk bir sans. Ama gercekten oyle mi ? Zaman icinde iyi yaptiginizi dusundugunuz yemekleri bile yapmak istememek. Ozendiginiz bir misafir hazirligi sonunda pisirdiginiz yemekleri nasil olsa siz degil kocaniz yapmistir diye tum ovgulerin dogrudan evin erkegine yapilmasi. Hatta kendi annenizin bile yeni tarifleri sizinle degil kocanizla paylasmasi. Iste ben boyle bir anneyim... Tum yasamini kosturarak geciren, mutfakta ne var ne yok pek bilmeyen, hergun ozenle planlanan menuleri hayretle dinleyen, nasil olur da mutfakta bu kadar yaratici olunabilir anlayamayan ve asla bunu yapamayacagini belki de yapmayacagini bilen bir anne. Sizce bu beni kotu bir anne mi yapar bilemiyorum ama benim gibi birkac kisi vardir elbet diye dusunerek kendimi rahatlatiyorum belki de bazen. Zaman icinde esimin bu becerisini bir avantaja cevirip, nimetlerinden faydalanmaya basladim . Ote yandan onun yemek yapmak konusundaki muthis yetenegi, beni gun be gun geriletti ve sonucta neredeyse sadece "kofte" yapan bir anne oldum. Yiyorum Buyuyorum`da lezzetli ve saglikli tariflerini paylasan siz degerli annelerle ortak noktamin, bu sitenin tek erkek yazarinin karisi olusum olmasi ironik. Son yazisinda size " Yemek yapmak ne zordur degil mi?" diye seslenen Ali , her konuda oldugu gibi yemek yaparken de son derece detayci ve ozenli olusunun hissettirdigi zorlugu cok guzel anlatmis sizlere. Yasami guzel kilan farkliliklar belki de. Ben sizlerden farkli bir anneyim belki ama yazimin basindaki sorumun cevabi bazen kendim kendimi yadirgasam da cok acik. " Evet ben gercekten cok sansliyim. " Atalarimiz yine dogruyu soylemis " Allah dagina gore kar verirmis". Iyi ki Ali gibi bir kocam ve sizler gibi anneler var. Daha da onemlisi iyi ki Yiyorum Buyuyorum var...

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin