Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Yaşanabilir Gelecek

''Allah'ım sana geliyorum galiba...'' dediğim pek de normal olmayan sıcak hava dalgaları Nazilli'den uzaklaşmaya başladı nihayet. :) Tam da ''Normal değil bu durum, deodorant falan da kullanmadım hiç ama bu kadarı yeterli değil sanırım, bir şeyler yapmalı, yaşamak mümkün olmayacak yoksa bu dünyada'' diye sokak ağzı ile konuştuğum günlerde; KalDer'in 19 - 22 Kasım 2012 tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenleyeceği, ''Yaşanabilir Gelecek'' temalı 21. Kalite Kongresi'ne konuşmacı olarak davet edildim. ''Ne anlatsam, ne anlatsam...'' diye düşünüp duruyorum günlerdir. :)

Çalışma masamın üzerindeki karalama kağıtları küçük bir tomar oluşturdu. Tüketim çılgınlığına gem vurmak ve hiçbir şeyin ziyan edilmediği günlerin alışkanlığını geri kazanmak; ''yaşanabilir gelecek'' için umut olabilir mi? Tamam, aşağıda yazacağım tuhaf fikirlerim olmayacak büyük ihtimalle konuşmam. İşin doğrusu Maliye Bakanı'mızın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'mızın; onlarca da CEO'nun karşısında ''Köfte harcını evde kendiniz hazırlayabilirsiniz.'' gibi tuhaf bir konuşma yapmaya hazır hissetmiyorum kendimi. :) Kağıtlara karalayacağıma buraya karalayayım dedim sadece. :)

Şehirlerde gözlemlediğim durmak bilmez, doymak bilmez, çılgıncasına harcamak üzerine kurulu yaşam düzenine karşın, köyde bir tek üzüm tanesinin bile ziyan edilmediği sistemi anlatmak; iyi bir giriş olabilirdi halbuki. :) İhtiyaç olmaksızın her dakika yapılan alış-veriş, gereksiz bin tane ayakkabı, gardrop bekçisi olmaları için alınmış bir dünya elbise, sofralardan çöpe atılan yiyecekler, sürekli değişen dekorasyon... Mutlu olma, tatmin olma duygularını ortadan kaldıran, bir yandan da her biri ayrı bir kaynağı sorumsuzca tüketen alışkanlıklar... Oysa para harcamak, asla karşı olduğum bir şey değildir. Hakkıyla harcandığı sürece evet; seyahatlere çıkmak, güzel bir araba kullanmak, kaliteli bir gardrop... Sonuna kadar arkasındayım. :) Benim ''olmasa...'' deyip ''ne güzel olurdu dünya'' diye tamamladığım tümcelerin öznesi ''israf''...

Çiftlikten çıkıp giden bir kolinin, ulaştığı her evde çekirdeklerine kadar değerlenmesi en büyük arzum. :) Bayatladığı için atılan iki dilim ekmek, çocuklar ısırıp bıraktı diye çöpü boylayan yarım bir şeftali üzer beni.

Hazır olarak aldığınız pek çok şeyi doğrudan yapabileceğinizi hatırlatsam..?

Köfte harcı diye satılan şey mesela... Bir boşlukta; artmış, bayatlamış ekmekleri fırında kurutun tıkır tıkır. Kuruttuğunuz bu ekmekleri bir poşete doldurup merdane yardımı ile iri dövün. Bir kısmını da rondoya atın. Rondolağınız kısmı kavanoza doldurun. O artık sizin galeta ununuz. :) İri olan kısmına da karabiber, tuz, nane, kekik, pul biber... Artık neyi seviyorsanız ekleyin. Bunu da kavanozlayın. Bu da köfre harcınız. Kullanacağınız zaman içine azıcık su eklersiniz. Sonra kıyma, bir kuru soğan, bir de yumurta sarısı... Bu kadar. :)

Tabakta kalan, sofrada artan, sizin ufaklığın bir ısırık alıp oyuna dalınca koltuğun üzerinde unuttuğu ne kadar meyve varsa doldurun poşetlere, derin dondurucuya atın. Kış geldiğinde bir avuç çıkarın atın rondoya. İki dilim de elma ekleyin, bir de su... Karıştırın. Dört bardak meyve suyu çıkıyor bir avuçtan. Neden hazır meyve suyu alasınız ki..? Meşrubat ya da... İpek karışık meyve suyu sevdiği için poşetlere karışık dolduruyoruz biz. Siz ayırabilirsiniz her birini. Kullandığınız meyveyi biliyorsunuz. Siz yıkadınız, siz soydunuz. Eklediğiniz su belli... ''İpek hiç meşrubat içmedi mi peki..?'' diye soracaksınız. Hiç içmedi. :) Tatmadı bile. Çay da içmedi. :)

Salatalar için alınan konserve mısırlar, başlı başına ayrı bir yazı konusu olabilir. O yazı da sizi korku filmi senaryosu okumuşçasına ürpertebilir. :) Okul haftası moralini bozmayayım kimsenin. ''Hiç gerek yok'' diyeyim sadece. Güvenilir bir yerden mısırı alın, taneleyin, dondurun. Kışın istediğiniz zaman çıkarır, haşlar ve soğutursunuz. Bu kadar. :)

Salata Sosu'nun hazır bir ürün olarak satılması, başından beri bana en tuhaf gelen şeylerden birisi. Envai çeşidini 1 dakikada hazırlamak mümkün iken... Zeytinyağı şişelerinizden birine sevdiğiniz bitkileri ekleyin, bu kadarcık bir tarif. :) Tane beyaz biber olabilir, defne olabilir, kekik olabilir, sarımsak, biberiye... Hardal tohumu da ekleyebilirsiniz. Hem görüntüsü muhteşem, hem kokusu... Salata hazırlarken bir tane limon, bir de nar ekşiniz varsa başka ne istersiniz ki..? :)

Ufalmış kalmış; dolapta, sofrada ne kadar tereyağı varsa eritin tavada. Köpüğünü aldıktan sonra bir kaba dökün. İçine incecik kıyılmış maydanoz, nane, kekik, hardal ve kıyılmış sarımsak attıktan sonra karıştırın. Donsun. Ufak ufak kesin bunu kahvaltı için, çeşnili tereyağınız hazır. :) Son derece iştah açar, yedirdikçe yedirir. ...de; bu iyi mi, kötü mü bilemedim. :)

Sigara böreklerinin hazırları var marketlerde. Dondurulmuş. Cidden buna da hayret... :) Bir haftasonu, evdeki tüm kurumuş peynirleri ve on tane yufkayı karşınıza alarak oturun, peynir karışımının içine süt, yumurta, zeytinyağı ve pul biber ekleyerek tıkır tıkır sarın. 10 yufkadan 60 - 70 tane sigara böreği çıkar. Atın dondurucuya, çocuklar okuldan geldiğinde kızartın zeytinyağında. Başka yağ kullanmayın. Hiçbir zaman kullanmayın. :)

''Bir gün çocuğumun elinde cips poşeti görsem ne yaparım'' diye uykusuz kaldınığız gecelerde televizyon seyrederken, sabaha karşı kırk dakika boyunca reklamı yapılan şu tuhaf rendeyi hatırladınız. :) O rende dışarıda 5 Lira. Patatesleri cips gibi kesip atın bir leğene. Zeytinyağı, tuz, kekik, azıcık da biber salçası ile karıştırın. Fırın tepsisine yağlı kağıt serdikten sonra çıtır çıtır kızartın. Ne kadar kilo aldırır orasını bilmem ama cips işinin doğrusu budur en azından.
Ekmeği dışarıdan almayın. Ölseniz, bayılsanız da almayın. Ağartıcısını mı yazsam, kabartıcısını mı yazsam, fırınların arkasını mı yazsam ne yazsam bilemedim. Un, su, maya'dır ekmek dediğiniz. Kendiniz yapın. :)

Mayonezi hazır almayın. İnternette tarifini bulabilirsiniz. Bakın o tarife, sonra da ne hazır alın ne de kendiniz yapın. Olacak iş değil yani cidden. :)

Güvendiğiniz bir kasap illa ki vardır. Bir kez büyük parça antrikot alın. Haşlayın. Suyunu buz küplerine çevirin. Pilav ve çorbanızdaki bulyon olacaktır. Eti de ince ince dilimlersiniz, tuzlayıp streç film ile sardıktan sonra dondurursunuz. İnce bir dilim et, sandviç ekmeğine süreceğiniz süzme yoğurt, marul yaprağı, domates ve baharat ile süper bir beslenme çantası yiyeceği hazırlarsınız kolayca. :)

Dışarıdan aldığınız sirkede olmayan tek şey, meyvenin kendisi... Yediğiniz meyvenin kabuklarını, beğenmediğiniz parçalarını, üzümün posasını, reçelin dibinde kalan şekerlenmiş kısmını, bir parça da şarabı dev bir kavanozun içine doldurup kendinize süper bir sirke yapabilirsiniz. Balkon olur, tezgah altı olur... Nereyi uygun görürseniz... Sirke hem ebelenir, hem sineklenir. Son derece doğaldır, hiç panik yapmayın. En güzel balzamik sirke de ev sirketi ile nar ekşisinin karışımıdır. Aklınızda bir yere yazın. :)

17 Eylül 2012
www.ipekhanim.com 

2012-10-04
Bu yazı 1300 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin