Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Tuz Aşkım

Yıllardır ''tuzsuz rejim'', ''tuzun zararı'', ''tuz selülit yapar'' ... söylemlerine karşın tuz kullanmayı kesemedim. Az tuzlu yemeye bile razı olmadım, olamadım... Yıllar sonra, internetteki Blog'lar arasında dolanırken bulduğum bir yazı beni epey de haklı çıkardı. Zamanında yazıcıdan çıkarıp çalışma masamın çekmecesine attığım bu yazının yazarı kimdi maalesef not almamışım. Epey sağlam bir kaynakçası vardı ama dibinde, onu hatırlıyorum. Bu hafta o yazıdan epey bir araklama yapacağım :)

Zararlı olan şey tuz değil aslında, kimyasal işlem görmüş tuz. Yani naCI, Sodyum Klorür. Bu, marketten aldığınız rafine tuzun içeriği... Doğal tuzda bulunan onlarca mineralden farklı olarak, büyük oranda naCI... Maalesef sadece naCI bile değil.

Tuz Gölü, artık fabrika atıkları ve karışan kanalizasyonler ile son derece kirletilmiş durumda. Ara ara haberlere çıkıyor, denk gelmişsinizdir. Türkiye'nin rafine tuz ihtiyacı büyük oranda buradan karşılanıyor. Halbuki turşu kurduğunuz kaya tuzları son derece temiz...

Dünyadaki tuz üretiminin %93 - 94'lük kısmı endüstriye gidiyor. Bu tuz ile soda, yumuşatıcılar, deterjanlar... üretiliyor. Endüstride kullanılmayan %6'lık kısmı ise gıda sektörüne giriyor. İşte modern tıbbın asıl itiraz ettiği tuz, bu tuz. Çünkü bu artık tuz değil, bir mamül... Sonradan iyot ya da talebe göre florür ekleniyor. (Ancak örneğin gıda sektöründe iyotlu tuz kullanmayı zorunlu kılan Almanya'da rahatsızlıklar büyük artış gösterince bundan vazgeçilmiş.) Doğal olmayan yollarla eklenen iyot kalp çarpıntıları, ritm bozuklukları, konsantrasyon eksikliklerine neden oluyor. Tüm bu zararlarda doğal tuzdan hiç söz edilmiyor. Tıp, henüz saf tuzu tam olarak incelemedi diye düşünüyorum, ben onca araştırmaya, sorup soruşturmaya karşın bir yanıt bulamadım.

Bakkaldan aldığınız rafine tuzlar mı kaliteli yoksa turşu, salça vb. yapacağınız zaman aldığınız ucuz kaya tuzları mı? Rafine tuzun %97,5'i naCL, Sodyum Klorür. Geri kalan kısmı iyot ve nem soğurucu kimyasallar var. E-530, E-533, E-550... En kötüsü de Alüminyum Hidroksit... Rahat serpilmesi için ekleniyor. Eğer çocukluğunuzdan beri bu tuzları kullandıysanız Alzheimer hastalığına yakalanma şansınız oldukça yüksek. Bir de rafinasyon işlemi sırasında maruz kaldığı 650 derece sıcaklık var. Bu denki yüksek bir ısı, tuzun (zaten kalmayan) kimyasal yapısını tamamen bozuyor. Rafine tuz, birbirinden ayrılmış kristallerden oluşur ve bu nedenle metabolize olması için vücudunuzun normalin üstünde efor sarfetmesi gerekir. Aşırı rafine tuz aldığınızda hücre içinden su çekilir, hücre buruşur. Sonuç: Yüksek tansiyon.

Kaya tuzu / deniz tuzu hakkında yazmak gerekirse...

Kaya tuzu dediğiniz, aslında geçmiş jeolojik devirlerden kalma deniz tuzu... Yani deniz tuzu ve kaya tuzu aynı değere sahip. Rafine edilmemişse elbette... Ayırmak çok kolay, bir tuz rahat akıyorsa rafinedir. Doğal tuz diye aldığınız tuzların doğal olup olmadığını anlamak için de basit bir test var. Yarım çay bardağı üzüm sirkesi içine bir tatlı kaşığı tuz atın. On dakika bekleyin. Sirke, yeni açılmış gazlı içecekler gibi aşağıdan yukarıya köpürmeye başlıyor ve bir süre sonra bulanıklaşıyorsa o tuz doğal değildir.

Çankırı, bana göre bu ülkenin en kaliteli kaya / deniz tuzunu barındıran tuz mağarasına sahip. Ben dört senedir, sizin için yaptığınız bütün ürünlerde bu tuzu kullandım. Kırılmamış, kristal halinde alıyoruz, yemeklerde de bunu kullanıyoruz kırıp kırıp... Temiz, gri, minik çakıltaşı görünümünde. Çıkış fiyatı biraz yüksek, üzerine de ciddi bir nakliye masrafı biniyor.  

Benim içim rahat... Son aylarda ''sen tuzu nereden alıyorsun?'', ''sen şekeri nereden alıyorsun?'' sorularının ilk etabına böylece yanıt verebildim sanırım. Şeker konusunu da bildiğimce yazacağım bir ara. :)  

08 Ağustos 2011

www.ipekhanim.com

2012-10-04
Bu yazı 1367 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin