Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Trik Trak Trik Trak

 ...Olur mu hiç çalışmamak...Olmuyor da nitekim. Bütün anneler çalışıyoruz. Dışarıda. Evde. Evden. Eve gelince, evdeyken, evden çıkmadan. Kalem kalem işlerimiz vardır bizim. Bir bir yaparız, yanına yapıldı işareti atar, sonrakine geçeriz. Kağıt rulosu gibi de, yuvarlanıp gideriz. Çalışmayan bir anne, kabil değil. Tembel duran, ne mümkün. Boş oturmak, imkan ve ihtimal dahilinde mi, asla. Çocuğa bakar anne, evine tapar anne, gece gündüz çalışır, yarını yapar anne.
Çocuk da yapar, kariyer de anne. Çok çaplıyız. İnanılmazız bile hatta. Bir çok topu, birden ve aynı zamanda, hiçbirini birbirine çarptırmaksızın, yere veya başımıza düşürmeksizin eşit aralıklarla döndürüyoruz. Jonglörmüşüzcesine. Aramızda bunu tek tekerlekli bisiklete binmiş haldeyken yapabilenler dahi vardır.
Dışarıda çalışıp, üretip, değer katıp, akşam eve gelenlerimizin işi çok zor. Biliyorum. Arkadaşlarımdan. İnsan üstü şey.

Evde çalışmanınsa rahatlıkları, hafiflemeleri, esneklikleri var. Biraz belki, kendine buyurmak var onda. Evle iş, benim için böyle birbirine yakındı, oğlum yakınımdaydı, ben onun yakınlarındaydım, birbirimize çok, ve çok uzun sürelerle yakın olabildik. Bebekken uyurdu. Kapısı kapalı. Uyandırmamak için klavyenin tuşlarına hızlı hızlı ama yavaşcacık basardım. Nasıl olabiliyorduysa o öyle. Uyandığını, uyanıp hareket ettiğinde kapısının anahtar deliğinden süzülüp dışarı bana doğru gelen tatlı kokusundan anlayabiliyordum, delice mi, hayır bir siz beni anlarsınız. İşte o kadar yakındı evle iş birbirine. Büyük lüks...

Bizans entrikalarından, topuklu ayakkabılardan, trafiktense uzaktım. Hangisi daha ağır bastı ya da ağır geldi sormayın, çok bilemem, hangisi daha doğru hele, hiç cevabı olmayan bir soru olurdu. Hiç o konulara girmeyelim. Köşemde çalışırken hemen iki buçuk, bilemediniz üç metre uzaklıktaki (yakınlıktaki) mutfakta yıkamam gereken bulaşıkların olduğunu bilmenin, dolayısıyla ikisi arasında "mekikler dokumanın" verdiği, lafı bile olmaz küçük küçük rahatsızlıklar mı büyük eksiydi, yoksa önümde uzanan günlerin saatlerinin hangilerinin hangi işi yapmakla geçeceğini bir tek benim belirleyecek oluşumun getirdiği büyük rahatlıklar mı büyük artı. Birbirlerini mi götürdüler onlar ya da.

Sınırların, çerçevelerin olmayışı ilk etapta göründüğü kadar keyifli bir şey midir. Yoksa bilakis, kafa karıştırıcı mıdır biraz, rahatsız mı edicidir hatta. Mekikler bu kadar küçük ve fasit dairelerin içerisinde dokunduklarında mekik yolculuğu keyifli olmaktan ziyade bunaltıcı mı bir hal alır. Mekiğin arka penceresinden geriye baktığında, dünyasından uzaklaştığını görüp üzülmez mi o insan, bir daha ya dönemezsem korkusu sarmaz mı içini. Mekik çok rahatsa, ve yan pencerelerden gördükleri, dünyaya bedelse bile de mi. Peki ön pencereden baktığında, üzerine gelen, geldikçe daha da büyüyen şeyler mi görür. Ve ileriden korkar?
Mekiğin duvarları yolculuk uzadıkça üzerine üzerine mi gelir gibi olur. Yakınlık-uzaklık ve ağırlık meselelerine ek olarak, demek bir de uzunluğun, süre uzunluğunun mu irdelenmesi gerekiyor.

Hem nereye gidiyordur. Uzay onu içine mi çekiyordur. Sorun rotada mıdır, sürede midir, nededir.

Zaman. Mekan. Nasıl anlatsam...

Saklama kabı! (Mekik iyiydi hoştu ve oğlum doğduktan sonra çıktığım yolculuğu anlatmamda bana biraz biraz yardımcı olan bir benzetmeydi. Fakat yolculuk, nihayetinde bir yerden başka bir yere gitmektir. Evin içinde dokunan mekikler sayılmaz. Evde kalan anneyi daha iyi anlatacak şey...olsa olsa saklama kabındaki bir yemek olur :) Mekiğimden insem, bir saklama kabına girsem bu defa bu paragrafta da? Kim tutar beni :) Benden başka hiç kimse :) Kapağımı kapatsam, ve bozulmayayım diye de hava geçirmeyen bir kapak olsa bu? Bir yemek düşünün benimle birlikte, tarife sadık kalınmış ama mümkün mertebe biraz yeşillikler biraz baharatlar da katılmış eklenmiş içine, ve ardından saklama kabına alınmış. Eskiler, "yıldızı gördürmek" tabir ederler hani, yarının yemeğini bugünden yapıp bir gece bekletmek...beklediği süre zarfında malzemeleri birbirini özümsesin, iyice otursunlar, tat da tuz da yerlerini iyi bellesin bulsun diye.

Biraz öyle hissediyorum şimdi. Saklama kabındaki, yıldızı görmüş bir yemek gibi :) Süre mekikteyken de önemliydi, bu kaptayken da öyle. Bozulmayayım diye hava geçirmeyen bir kapta kalmak, bir sürenin sonunda havasız kalmışım hissi doğurdu diye izah edebilirim belki durumumu. Ve bu duruma ben biraz "bozulmaya" başlamış de olabilirim artık :) (Hani denizdeyizdir, su çok güzeldir, hava birileri bir yerlerde karpuz kesiyormuş gibi taze taze kokuyordur, öyle rahattır ki orası o an, çıkmak istemeyiz, yüzmek bile gelmez içten, değil ki açılmak, öylece olduğumuz yerde kollarımızı bacaklarımızı hareket ettiririz, sadece batmayacak kadar. Şarj cihazına takılı telefon gibi orada durur güneşten enerji şarj ederiz kendimize. Neden sonra fark ederiz, suda çok kalınca çenemiz birbirine çarpmaya başlamıştır, parmaklarımız buruşmuştur…işte öyle birşey. Çıkmalıdır artık.

Demek süreymiş anahtar. Mekik, hava geçirmez saklama kabı ve güneş şarjlı çenesi takırdayan yüzücü analojili paragrafların satır aralarından bu netice çıktı.
Süre bitimi ne zaman olmalı peki...Çocuğumuzun "Anne sen hayatta ne iş yapıyorsun?" sorusunu soracak kadar konuşabildiği gün? Patır patır koşarak gelip yanağımıza uzanabilecek, öpüp güle güle diyebilecek kadar ayaklandığı ve boylandığı gün? Bize henüz umutsuzca bağlanacak kadar büyümemişken dolayısıyla ayrılık anksiyetesi çekmeyecekken? Güvenerek bırakabileceğimiz bir insan evladı bulduğumuzda? Bilmiyorum. Siz bilirsiniz. Her biriniz, sizinkini bilirsiniz. Rahmetli dedem "Karar!" derdi. Nane limon yaparken mesela, sorsanız "Daha koyayım mı, ne kadarı limon ne kadarı nane olsun, sen dur de bana olur mu dede!" diye...Durulması gereken noktada ve anda "Karar!" derdi. Sesi kulağımda.
Karar verirken her şeyin “kararında” olmasına dikkat edin bir tek. Limonu fazla gelmesin, veya nanesi az olmasın. Hiçbir şeye benzemez sonra...şifası da olmaz.

Annemin de bir "Fayda fayda" lafı vardır mesela. Yazarak anlatması biraz zor çünkü söylerken tonlamalar var. Ama, neyi ne kadar yapabilirsen, neyden ne kadar katabilirsen kar, varsın o kadar faydası dokunsun, bir faydası olsun da yeter ki...hiç olmamasındansa gibi bir anlam. Doğmalarının ardından ne kadar süre yanlarında kalabilmemize imkan tanıyorsa hayat şartlarımız ve doğru bildiklerimiz, kendimizi ne kadar katabiliyorsak onlara, sanırım doğru ölçü, süre uzunluk ölçüsü bu olabilir. Faydamız en iyi hangi türlü dokunabilecekse. Çünkü, fayda fayda! Ölçmemek biçmemek veya ölçüyü kaçırmaksa...zarar, zarar.

Her zaman yanlarında olduğumuz hissini verebilmek, her zaman yanlarında olmaktan katbekat önemli olsa gerek hem.

Büyüyünce ne olacağımızı biz küçükken büyükler sorarlar, o ne olmayı istediğimizdir, ne olabileceğimiziyse en iyi büyüdüğümüzde bilebiliriz. Benden en iyi ne olur bu noktada artık büyüklerin bize sorabileceği bir soru değil, bizim kendimize verebildiğimiz bir cevaptır.
Benim, hayatta, ne anlamım olabilir?

Mekikle iş dünyasından uzaklaşmakla, saklama kabında beklerken (beni işime götürecek aracı durakta bekler gibi biraz :), ve bir yere gitmeden ama hareketsiz de kalmadan enerji biriktirirken, bunu düşünecek zamanım olmuş oldu. Yıldızları görmüş oldum :) Yapacağım şey, iyi olduğum, ve iyi de olan bir şey olacaktır. Benim için de, oğlum için de, hayat için de iyi olacaktır.
Bana iş görüşmelerinde sakın ola demesinler ki uzun zamandır yokmuşsunuz. Unutmuşsunuzdur, geri kazanmanız gereken birçok beceri var. Hamlaşmışsınızdır.
Ah hayır hayır, ben pişiyordum! :)
Neler gördüm bir bilseniz.

Bir jonglör toplarını evde de döndürebilir, dışarıda da.
Evde olanlarımız, orada çok kalmayalım. Olur mu.
Hava almaya çıkmalı, açık havaya çıkmalı.Toplar havada dönsün. Pütür kalmasın diye kısık ateşte karıştıra karıştıra epeydir pişirdiğimiz, “ocakta yemeğim var” düşüncesiyle başından ayrılmadığımız yemeklerin, artık altını kapatıp, demlenmeye bırakmalı. Bırakalım demlensinler. Yemekler demlenirken başında bekliyor muyuz?

Yapacağımız kalem kalem işler var!
Kalemlerimizin kurşunu hep dolu olsun ! :)

Nazlım

2011-02-07
Bu yazı 1478 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin