Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Tomates Farcies

Nisan ortasından Mayıs başına kadar Fransa’daydım. Zaman hızlı geçmesin, tatil hiç bitmesin istedim bu sefer. Canım yaşadığım şu ‘daimi bedbaht’ görünümlü şehre geri dönmek istemedi. İki haftanın bana bu kadar şifa etkisi yapmasının sebebi belki de bulunduğum yerin sakin ve doğal ortamıydı. Yoksa ruh yorgunluğu durumumdan mı hazırdım bulunduğum yerin tadını çıkarmaya bilemiyorum.

Gittiğim kasabanın sessizliği, sokakların boşluğu, yeşilin tonu, hatta ekilmeye hazır toprağın geçici yalnızlığı bile güzel göründü gözüme bu sefer. Halbuki ben kalabalık severdim, şehir gürültüsünü arardım, ekme, biçme, çicek çok açmazdı beni. Şimdi tüm bunlara kaymaya başladı gönlüm. Zaman değişim zamanı galiba…

Oradayken gözlemledim bol bol. Şehri, kasabayı, kadınları, çocukları, her şeyi. Mesela arabada bir tane kemerle bağlı olmayan çocuk göremedim. Ön koltukta oturan çocuk demek bile zaten bizar, hele bir oturtturun. Sonra saygılı herkes birbirine. Yaya yerinden yola adım atar atmaz tüm arabalar şak diye duruyor. Sokağa tüküren, yere çöp atan da yok. Çocuklarda pek bir söz dinliyor. Üstelik hepsinin ağzında “s’il te plait” (lütfen), “merci”…

Yakın markajdan en çok kayınvalidemi gözlemledim. Mutfaktayken dibinden ayrılmadım mesela. Yemek yaparken seyrettim, beğendiğim tariflerin notlarını aldım. Her gün gazete okur gibi yemek kitapları okudum. Fransa’ya giden çoğu hanım kıyafet, kozmetik alışverişi yapmayı tercih ederken ben süpermarket gezip kurutulmuş “bouquet garni”, “herbs de provence” ve “estragon”ları topluyordum. Meyve ve sebzelerini, bizde olmayan diğer malzemeleri de inceledim. Ürün çeşitliliğine zaten her seferinde hayran oluyorum. Bizim meyve sebzemizin güzelliği ile aşık atamaz olsalar bile, her üründe o kadar çok alternatifleri var ki, insan kıskanıyor. Umarım bizde ki tekellerde kırılır.

İki haftalık tatilin bir haftasını görümcemim 10 ve 8 yaşlarındaki çocuklarıyla birlikte geçirdik. Harika yetişen iki tane pırıl pırıl çocuk Kaan’a resmen öğretmenlik yaptılar. Bizden de öğrendikleri oldu tabi. Bu karşılıklı, naif kültür alışverişini seyretmek bana çok keyif verdi. Hem onlar, hem Kaan anlayabilmek ve anlaşılır olabilmek için o kadar çok çaba harcadılar ki…

Bir kere daha anladım ki çocukların zihinsel ve duygusal kapasiteleri muazzam. Onların bu avantajlarını köreltmek değil ama yüceltmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Gezdirmek, anlatmak, okumak; onları dinlemek, cevaplamak kadar basit. Sanırım bunları yapabilmek içinde kendi bilgi dağarcığımıza daha çok kitap ve daha çok araştırma ile çok konuda yatırım yapmak, bu çocukların karşısında hazırlıklı olmak zorundayız. Ve televizyon denen o aptal kutusundan çocukları ne kadar uzak tutsak az. Gerçekten, bu kutuya sınır koymak şart.

Önce Fransızların sofra düzeni…
Fransızlar yemek düzeni konusunda çok titiz. Bir kere yemek saatlerinde bir dakika değişiklik yapmıyorlar. Ara öğün çoğu zaman yemiyorlar, hele abur cuburlarla araları hiç yok. Belki kadınlarının zariflikleri bundan kaynaklanıyor. Yemekte kendi geleneksel lezzetlerinin, kurallarının dışına çıkmaya da dirençliler. Örneğin ekmek arası eti, salaş ve hızlı bir şekilde sunan üstelik çatal bıçak kullanılmayan! fast food restoranları hiç onlara göre değil.

Sabah kahvaltısına pek takılmıyorlar. Ekmek, tereyağı, marmelat ve kocaman taslarda içtikleri süt veya kahve ile işi bitiriyorlar. Öğle ve akşam yemekleri Fransızlar için kahvaltıya nazaran daha çok önem taşıyor. Bu öğünler de illa ki bir başlangıç yemeği oluyor. Sofra etrafındakiler yemek yemeğe her kişiye servis bitmeden başlamıyor. Ana yemek herkes başlangıç yemeğini bitirmeden sofraya getirilmiyor. Bu yemeye de herkes aynı anda başlıyor. Sonrasında değişik tatlarda peynir çeşitleri tabağı sofraya getiriliyor. Peynirleri o kadar güzel ve lezzetli ki, onları gördüğünüz anda beyninize “halen açım” mesajı gidiyor. Hem yemek sırasında hem de peynir turunda ister istemez Fransız baget ekmeklerinden bol bol tüketmek durumunda kalıyorsunuz. Sonuç iki haftada iki kilo oluyor. Canım sağ olsun ne yapalım.

En son tatlı yendikten sonra büyükler kahve içerek o öğünü tamamlıyor. Bu arada yemeğini bitiren eyvallah deyip sofrayı terk etmiyor, nezaket kuralı gereği herkes son kişi son lokmasını bitirene kadar sofrada kalıyor. Okuyunca belki fazla detaylı ve gereksiz baskıcı gibi görünen bu düzen içine girince insanda alışkanlık yapıyor. Çocuklar için arada ayrıcalık yapıp, sofrayı onlar için daha keyifli hale getirmek adına değişiklikler yapsalar da genelde sofraları bu kadar düzenli ve kurallı…

Anlatacak şey çok. Bu köşenin ancak tarifli yazılara açık olduğunu unutmadan benim kayınvalidemin elinden en sevdiğim Fransız tarifini yazıyorum. Fransız yemeklerinin adına eklenmiş farcies kelimesi doldurulmuş anlamına geliyor. Yani bir şeyin dolması. İşte bu domates dolması tarifinde harç domateslere pişirilmeden dolduruluyor, nette alternatif araştırması yapacak olursanız kıymanın kavrularak da kullanıldığını görürsünüz. Ayrıca orijinal tarifinde kıyma yarı domuz, yarı dana kıyması şeklindedir. Hiç tatmadığım için nasıl bir tat farkı yarattığını bilemeyeceğim, kayınvalidem benim tercihlerime son derece saygılı olduğu için senelerden beri tamamını dana kıyması kullanarak yapıyor.

Bence çok güzel bir tarif, üstelik çocuklar çok seviyor. Ben her seferinde yanında yoğurtla yiyip, yedirdiğim için onlara da bu alışkanlığı geçirdim. Tarifte oynamalar yapın istediğiniz gibi. Önemli olan içi oyulan domateslere yumurtalı, ekmekli, baharatlı harcın doldurulması mantığı. Ekmek yerine hafif haşlayıp süzdüğünüz pirinçleri de ekleyebilirsiniz neden olmasın… Size iyi denemeler.

TOMATES FARCIES

6 adet domates
250 gr. kıyma
1 büyük soğan
2 diş sarımsak
1-1,5 bardak ufalanmış ekmek içi
Ekmek içlerini ıslatacak kadar süt
1 büyük yumurta
Maydanoz, az kekik
Zeytinyağı- tereyağ

-Domateslerin tepesi kesilir (atılmaz)
-İçleri oyulduktan sonra tuzlanır ve fazla suyunu bırakması için ters çevrili bekletilir.
-Diğer tarafta kıyma, yumurta, çok minik doğranmış veya rendelenmiş soğan, rarımsak, kıyılmış maydanoz, kekik, zeytinyağı karıştırılır.
-Ekmek sütle ıslatılır, fazla suyu sıkılıp harca, tuz ve karabiberle birlikte eklenir.
-Domatesler bu harçla doldurulduktan sonra her birinin üzerine minicik tereyağı parçası gömülür, sonra domates tepeleri kapak gibi kapatılır.
-Bir fırın kabına dizilip 150 derecede 45-50 dakika pişirilir.

2008-05-09
Bu yazı 1106 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin