Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Tel Dolapta Saklanan Çocukluk

Çocukluk öyle bir şey ki, anne kimliğinizin altından bile size sürpriz yapabilir. Doğurdum artık deyip kucağınızdakine emanet ettiğinizi sanmışsınızdır. Hayal... O hala içinizdeyse anlarsınız karşı tarafı. Zaten en anlaşılmaz kavgalar da bu nedenle çıkmaz mı? O peşinden gittiği çocukluğuyla sizin unuttuğunuz çocukluğunuzu sınamaktadır.

Bir küçük peri gelse o anlarda, hani duvarın boydan boya tükenmez kalemle çizildiği o yağmurlu gün mesela...vişne suyunun kanepeye döküldüğü doğumgünü partisine de buyur edelim periyi...ayakkabımı giymem diye direnen çocuğun sinirden kızaran burnundan da geçşin, neden dişlerini fırçalamadın hala diyen anneye gülümseyerek...

Bir hatırlasak, biz de çocuktuk. Çocukluk böyle bir şey galiba...Çocuk olmanın özgürlüğü ve anne olmanın sabrıyla bir pasta yapalım bugün.

Ben çok çocukken tel dolaplarında saklanan yiyeceklerin kokuları ile dolardı mutfak... Sokaklarda oynamak vardı. Teyze, amca diye yanlarına gittiğim onlarca hısım akraba. Okul çantam ağır değildi. Oyuncaklarım kıymetliydi. Pazar sabahları ekmek kokardı, akşamları banyo zamanı... Siyah beyazdan renkliye dönerken televizyon biz hala bakkal amcalardan leblebi tozu alırdık.

Buzdolaplarının derin dondurucularında saklanan yiyeceklerin buz kokan kokuları yayılıyor mutfaktan. Apartman aralarına sıkıştırılmış parklara sığıyor çocuklukları. Anne, baba, bir de bakıcı, şanslıysa dede,nine... Okul çantasında onlarca, tonlarca ağırlık. Biri eskimeden yenisi gelen oyuncaklar iki gün içinde tüketim mezarlığındalar. Hamburger var, pizza var pazarları. Elde oyun tabletleri, cepte telefon, evde bilgisayar. Marketlerde araba yarıştırıyor zamane çocukları.

Doya doya yaşanan çocukluktan sonra şimdiki çocukları şanslı mı, şansız mı sınıfına sokmak zor. Değerler, yaşananlar çok farklı. Aynı olan tek şey içimizdeki çocukluk. Biz bize verilenle yetindik. Şimdikiler verdikçe ister oldular.

Öyle bir pasta olsun ki, kekine eski türk filmlerini aratmayan saf bir sevgi koyalım. Azıcık portakal kabuğu rendesi ile vanilya da olmalı. Un ve şekerin hamura dönen kokusunda bir ondan, bir bundan karışmalı havaya...Önce muzlu olsun diye direnecek büyük halim, O ben çilekli istiyorum diyecek, diğeri pembe olsun dedikçe masanın üstünde uzlaşma çıkacak karşımıza. Küçük burunlarına çikolata damlası dokununca herkes hemfikir olacak. En sütlü, en kakaolu bir çikolata sosu ile kaplanacak kekin üzeri. Tüm çocuklukların anlaşması adına barış tadına çikolata yenecek. Sonra herkes kendi çocukluğunu koyacak kremanın üstüne. Eskiye özlemle hindistan cevizi serpiştireceğim ben, büyük kızım meyveli şekerler koyacak üstüne, küçük kızım daha çok daha çok çikolata...

Her birimiz kendimize düşen payı yedikçe daha da, daha da çocuklaşacağız.
Ben tel dolapta saklanan çocukluğumu özleyeceğim, onlar büyümeye devam edecekler. Bir gün özledikleri çocukluklarında kokumu, kokumuzu, mutfağımızı da anarlarsa tel dolaplarında saklanan çocukluğuma bir daha teşekkür edeceğim.

Çocuk olmayı unutmamayı dileyerek...Küçük peri anneme masaya kahve döktüğümü söyleme olur mu?


SunA.K.

Grasse/06.09.2011

 

2011-09-06
Bu yazı 1500 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin