Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Tahtalara Vurun

Oğlum hareketli bir çocuk. Bir oyuncakla henüz uzun uzun oynayıp, kendi kendine yarım saatten fazla oyalanamıyor. Bu durumda evdeki işlerimi çarçabuk toparlayıp, hatta bazen toparlayamayıp beraber oyunlar oynuyoruz. Bu zamanlarında tadını çıkarmak lazım…

Yine de oyuncaklarından, hatta dilediği kadar yaratıcı olamadığım günlerde! benim katılımımdan sıkıldığı olmuyor değil. Böyle zamanlarda evdeki eşyalara merak salıyor. Emniyetli olan ve oynamasında mahsur görmediğim eşyalarla oynamasına izin veriyorum.

Örneğin şu sıralar salondaki koltuklarımızın büyüklü, küçüklü minder ve yastıklarını kafasında yazdığı oyun senaryoları için dekor olarak kullanıyor. Bunları her gün salonun orta yerine toplayıp tünel, mağara, dağ, tepe bayır yada hayal gücünün emrettiği şekillere sokuyor.

Birde saklanma adetimiz var. Ben, babası veya sevdiği başka biri eve geldiğinde mutlaka saklanıyor. Onun karşılama seremonisi bizim onu arayıp bulmamız.

O gün kapının zilini çaldığımda koşturma ve kıkırdama seslerini duydum. Belli ki saklanacak yer arıyordu kendine. İçeri girip ‘nerrrdeymiş benim oğlum’ diye bağıraraktan montumu çıkarmaya koyuldum ancak hiçbir şey yapmaya fırsat bulamadan ağlama sesi ile paldır küldür salona daldım. Aslında öyle lama cime ağlayan bir çocuk değildir. Mızmız hiç değildir ama bu seferki ağlama sesi ‘canım feci acıyor’ ağlamasıydı.

Küçük bir tepe haline getirdiği minderlerin üzerinden aşarak yanına ulaştığımda parmağını havada gördüm. Belli ki saklanma telaşıyla altına girmesi imkansız olan tek kişilik koltuğu sırtıyla kaldırmaya çalışıp parmağının üzerine düşürmüştü.

Parmağını önceden de kötü bir şekilde kapıya sıkıştırmıştı. Ağlama şiddetine kanıp kırıldı zannederek apar topar acile götürmüş, sadece ezik olduğunu öğrenmiştik. Nerden bileceksiniz ki…

Bu sefer ezik ve kırık ayrımını öğrenmiş olduğumdan emin bir şekilde talimli anne havasına girip “geçecek, şöyledir, böyledir” diye oyalamaya çalıştım. Yarım saat boyunca ağlaması sonlanmayınca “ayyy kesin kırıldı, boşa ağlattım çocuğu” vicdan azabıyla kaptığım gibi yine acil yollarına düştük

O ne! Acil ağzına kadar çocuk dolu. Aksıran, hapşıran, ağlayanların yanı sıra bizim gibi parmak havada başka bir çocuk da var. Kaan’dan biraz büyük çocuğun gittiği okulda parmağı kapıya sıkışmış ve maalesef parmağının ucu kopmuş. Nasıl bir sıkışma anlamadım. Herhalde kapı çok ağırdı ve biri çok şiddetli bir şekilde kapıyı kapatmaya çalışmıştı. Alı al, moru mor olmuş okul idarecisi ile birlikte anneyi bekleyen çocuk artık ağlamıyor, olanları anlatıyordu.

Hikayeyi duyunca bizim parmak vakası önemini kaybetti. Beterin beteri vardı işte. Zaten bir baktım Kaan’da artık ağlamıyor, etraftaki tekerlekli sandalyelere bindir beni diye tutturmuş vaziyette etrafta dolanıyordu. Parmak şiş ve mor olmasa kapıp eve geri götüreceğim ama ya kırıksa?

Epey bir beklemeden ve röntgen vs. gibi kontrollerden sonra yine sadece ezik olduğunu öğrenip rahatladık. Parmağı için ameliyata alınmak üzere olan arkadaşına çok geçmişler olsun dileklerimizi sunup, şükrederek evimize döndük.

Görünmez kazaların başı sonu yok. Adı üzerinde işte; görünmez. Görünse, bilinse zaten önlemlerinizi alırsınız. Aklımıza gelen her türlü tehlikeleri bertaraf etmek için önlemlerimizi almaktan başka yapacak pek bir şey yok. Akılları ermeye başladıktan sonra onlarla konuşmak olabilecekleri anlatmakta en iyisi. Parmaktan ilham alarak kulaklarına, kulaklarımıza küpe olacak birkaç hatırlatma yapmak istedim.

-Araba ve ev kapılarını sizde daaan diye kapatmadan önce çocukların elinin, ayağının, parmağının aralarda olmadığına dikkat edin. Bakın çocuğun parmağının ucu kopmuş diyorum, yani olabiliyor…
-Amman ecza dolaplarına dikkat. Büyüdü artık biliyor, içmez, yutmaz demeyin. Siz yinede tüm ilaçları ulaşılmaz yerlere kaldırın. Özellikle çocukları büyükanne ve büyükbabalara bıraktığınızda onların her gün içtikleri, dolayısıyla el altında bırakabilecekleri tansiyon, şeker gibi ilaçlarını kaldırmalarını tembih edin.
- Uçları keskin alet, edavatları zaten ortada bırakmıyorsunuzdur ama bulaşık makinesine çatal, bıçakları yerleştirirken sivri yerleri aşağıya bakacak şekilde yerleştirin. Bulaşık makinesinin üzerine düşüp, yaralanan bir çocuğun hikayesini okuduğumdan beri etrafımdaki tüm küçük çocuklu annelere bakın neler olabiliyor diye anlatıyorum.
-Yemek yaparken tencere ve tavaları her zaman ocağın arka taraflarına yerleştirin. Çocukların bugün yemekte ne var diye merak edip tencereleri çekiştirebileceklerini yada size özenip yemek yapmaya teşebbüs etmek isteyebileceklerini aklınızda tutun.
-Banyo yaparken yanlarından ayrılmayın. Su ayarıyla oynayıp haşlanmaları an meselesi olabilir.
-Prizlere her zaman bir şeyler sokmaya çalışıyorlar. Priz koruyucularını mutlaka kullanın.
-Temizlik ürünlerinizin kapaklarının her zaman sıkı sıkı kapalı olduğundan emin olun. İçerdikleri kimyasallardan dolayı hemen hepsi zehirli.
-Kibrit ve çakmakları el altında bırakmayın.
-Özellikle küçük çocukların boş naylon torbalarla oynamasına izin vermeyin. O boş torbalar her nedense illa ki başlarından aşağı geçiriliyor…
-Ve pencereler. Özellikle yaz aylarında sıcaktan pişseniz bile çocuklar yalnızken pencereleri açık bırakmayın.

Görünür, görünmez tüm kazaların çocuklarımızdan uzak kalması dileğiyle.

Zümrüt

2006-12-27
Bu yazı 1380 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin