Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sus Zümrüt!

Arada büyükler için tarifler yazmak istiyorum. Bizim evde her yemek oğluma endeksli planlaniyor olsa da; zannetmeyin ki onun yemek istemeyeceği şeyleri hiç pişirmiyorum. Arada babasının favori yemeklerini hazırlayıp, onunda gönlünü alıyorum.

Dün gece deniz mahsullü spagetti yaptım mesela. Focus oğlan değil, babasıydı tabi. Kaan denizden çıkanları yemeyi değil, içinde debelenmeyi seviyor! Karides ve kalamarı henüz tattıramadım bile. Çok dert değil, nasılsa ileride sevecek. Yani genler damak tadında çok inandığım üzere ses verirse onlar için deli olacak!

Gerçi eve aldığımda çok seviniyor. Bir müddet mutfak taburesinin üzerine çıkıp onları bir bilim adamı edasıyla incelerken; yok bacağı, yok kuyruğu, aa antenleri diye eğleniyor. Bunları yemesin de, kafay taktığım balığı severek yesin başka bir şey istemiyorum.

Bu aralar hamsi modundayız. “Sana hamsi yapayım mı?” diye sorduğumda o güzel suratına bir memnuniyet ifadesi kondurup kabul ediyor. Memnuniyeti tartışılır tabi. Çocuk balığın ne kadar faydalı olduğunu dinlemekten bıktı ya, belki de sırf ben daha az kafa ütüleyim diye böyle çabuk bir kabule yöneliyor. Kim bilir içinden “pişirsin de kurtulayım” diye geçiriyor bile olabilir. Cin padişahları ya bunlar!

Benim balık yedirme takıntıma takılı bir başka aile bireyi de annem. Kendisiyle her sabah yaptığımız konuşmaların ana başlıklarından biri kendi evlerimizde hazırlanacak olan günün mönüsünü öğrenmektir. Sen ne yaptın, ne yapacaksın diye fikir teatisinde bulunmak bir gelenek oldu artık.

“Aa bende bulgur pilavı yapayım, iyi fikir anne. Yanında ızgara bir şeyler” diye körler sağarlar birbirimizi ağırlıyoruz işte. Pilav, et, tavuk, hele makarna, ah birde mantı, mercimek, nohut diyorsam "oh oh" diye seviniyor.

Ama kazara o gün balık yapacağımı öğrenirse , “aman kızım çocuk yemiyor, sen en iyisi...”diye başlayan cümlelerle beni fikrimden caydırmaya uğraşıyor. Alem kadın zaman zaman başarılı da oluyor hani. O gün inadım inat balık günümdeysem eğer, illa o balığın yanına pişirilecek bir şeyler yapılsın diye otomatiğe bağlanıyor. Buna da kanıp "ay ya aç kalırsa oğlum" diye patates haşlamışlığım çok vardır balık günlerinde. (Balık yenmez ama haşlanmış patateslerin kırıntısı kalmaz.)

Ancaak uzun zamandan beri ben artık balığın yanına ekmek-salatadan başka bir şey çıkarmıyorum. Ki o balıklar vitrin mankeni gibi sofrada öyyyle kalmasınlar, yutulsunlar!

Gerçi yiyor artık çocuk ne yapsın. Yiyebileceği balık miktarı ile ilgili beklentilerimi azalttığımdan beri bir ilerleme kaydettiğini bile söyleyebilirim. Ne yani beş buçuk yaşındaki bir çocuk yarım kilo balık yiyecek değil ya. (bir gün yer mi acaba?!)

Biliyorum ki aç gitmiyor yatağa. Salata yemiyor ama bir çanak (vallahi) limonlu marul yiyor. E arkadan da meyve, tatlı turu olunca “daha ne olsun” deyip susuyorum. O balık yemeyi, bende susmayı öğreniyorum.

Hamsi tarifimi daha önceki yazılarımda vermiştim. Ama modifiye ettim :) artık fırında yapıyorum. Kızarmış, buğulama veya tencere hamsiden kesinlikle çok daha güzel oluyor. Hamsinin ulaşabileceği en hafif pişirme şekli diyebilirim.

Bunun için üşenmeden, söylenmeden hamsileri ayıklıyor, hatta orta kılçıklarını bir güzel çıkarıyorsunuz. Hafifçene yıkayıp, iyicene süzüyor ve iki hamsiyi karınlarından birbirine yapıştırıyorsunuz. Her bir hamsi ikilisini tuzlu una buluyor ve kenarda bekletiyorsunuz.

Diğer tarafta fırın tepsisine yağlı kağıdı döşeyip, üzerine az, çok az sıvıyağ gezdiriyorsunuz. Ben bu yağı bir peçete yardımıyla incecik bir tabaka haline getiriyorum. Unlanmış yapışık hamsileri diziyor ve 200 derece fırında max. 10 dakika pişiriyorum. Sonra maşayla hamsilerin diğer yüzünü çeviriyor ve 5 dakika daha pişirip dumanı üzerinde sofraya getiriyorum. Özetle minimum koku ve maksimum hafiflik, karşı konulmaz bir tat!

Siz nasıl balık yediriyorsunuz, nasıl tarifler hazırlıyorsunuz. Paylaşın, denemeye çok hazırım :)

2007-11-21
Bu yazı 1055 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin