Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Söz Verin

Mayısın son haftasında oğluma sandalet almak üzere Tunalı’ya gittik. Hava sıcak, cadde kalabalık, oğlanın da yaramazlığı üzerinde olunca bana gelenler geldi. Bir an önce kendimi eve atıp akşam yemeği hazırlıklarına başlamak istedim. ‘Hadi dedim, eve gitmeden manavdan biraz meyve alalım.’ Karşıdan karşıya geçerken oğlumu kucağıma aldım.

Geçen sene araba çarptığından beri sokak, cadde geçerken panikliyorum. Kaan yorulmuş, ‘anne beni taşımaya devam et’ deyince, tabi ki kıyamadım. Kucak kucağa, hafif meyilli yolda giderken az topuklu ama şıpıdık terliklerimle ayağımı bir güzel burktum. Ben zaten minicik bir kadınım. Oğlum gelmiş yarı boyuma, bırak çocuk yürüsün değil mi?

Burkmanın etkisiyle ayağım oldukça acıdı ama acıya, ağrıya dayanıklı olduğum için seke seke de olsa alışverişimizi tamamladık. Hatta üzerine bir yere daha uğradık. Evde şişen ayağımın ağrısı geçmeyince hastaneye uğrayıp göstermek istedim. Eşimin refakat ısrarlarını geri çevirip, taksiye atladığım gibi acile gittim. Herhalde kötü bir şekilde incindi, belki krem falan verirler diye rahat rahat film neticelerini bekledim.

Acildeki doktor filme şöyle bir bakıp incittiğimi teyit etti. Ayağımın ağrımayan kısmını “ama orası değil ki…” diye kibar bir şekilde uyarmama rağmen sarmaya başladı. Bir bildiği vardır deyip, eve gitmek üzere ayaklanınca ağrının pek de hayra alamet olmadığını anladım. “Ne oluyor ya” diyen şaşkın surat ifademi gören doktor filme bir kere daha bakıp ayak tarak kemiğindeki kırığı teşhis etti. Zahmet oldu tabi. Sormasam öyle güle güle diyeceklerdi.

Merak ediyorum, bu gibi ihmaller ne gibi sonuçlar doğuruyordur kim bilir? Kimse kusura bakmasın doktor demek bilgi demek, tecrübe, dikkat ve sorumluluk demek. Filmdeki kırığı görmemeyi, bir tahlili doğru değerlendirememeyi, “gözden kaçmış” gibi bir tabiri kabul edemiyor insan. Onlara inanamazsak kime inanacağız hiç bilemiyorum. Benim için önemli değil, nasılsa fark edildi demek istiyorum ama diyemiyorum.

Alçılı ayakla gün saymak zormuş. Yerinde zor oturan, evdeki beş dakikayı bile orayı, burayı toplayarak geçiren biri olarak gerektiği kadar dinlenmedim. Sağlam olan ayağımın üzerinde seke seke her işimi kendim yaptığım gibi, hiç bir şey yokmuş gibi hareket etmeye devam ettim. Bir müddet sonra kırık olmayan ayağım şişti. Ağrılarım başlayınca kendimi tekrar doktora attım. MR neticesini değerlendiren doktor ayağımda stres kırığı olduğunu söylediğinde dondum kaldım. Fazla zorlamadan olan bu kırıklar kesin istirahati gerektiriyordu. Bu sefer gerçekten yatarak dinlenmek durumunda kaldım.

Hareket kabiliyetim, yoğun çabalarım sonucunda iyice kısıtlanınca moralim oldukça bozuldu. Koltuk değnekleri ile yürümenin ne kadar sıkıntılı bir şey olduğunu, ömür boyu bunlarla yürümek zorunda olan veya hiç yürüyemeyen insanların hayatlarının ne kadar zor olduğunu anladım. Geçici durumum için Tanrı’ya teşekkür ettim.

Beterin beteri her zaman var, insanın sağlıklı ve sağlam olduğu her güne hakikaten şükretmesi gerekiyor. Beklenmeyen kazalar her zaman olası olsa da, fiziksel ve ruhsal sağlığımızdan öncelikli biz sorumluyuz. O zaman dikkat etmemiz gerekiyor. Bu tabi ki, herkes için gerekli ama özellikle küçük çocuğu olan anneleri düşündüğümde bu yazdıklarım bence daha çok anlam kazanıyor.

Etrafımız kalabalık olsa da, eşimiz, annemiz, ailemiz ne kadar destek olsa da, insanın kendi çocuğuna bakması, onun her türlü ihtiyacı ile bire bir ilgilenmesi başka bir şey. Bunu metazori olarak yattığım yerden daha iyi anladım. Biz kendimize iyi bakacağız, sağlıklı, mutlu ve huzurlu olacağız ki, onlara da tam performansla bakabilelim.

Şu anda iyiyim. Alçım çıktı, diğer ayağımın iyileşmesi için daha vakit var ama yine de ağır ağır yürüyorum. Dikkatli davranarak daha da iyi olacağım. Kendime sözüm var. Siz de kendinize iyi bakın. Yazın bütün güzelliklerini doya doya yaşayın. Yakında tekrar buluşmak üzere.

Zümrüt

 

2007-07-04
Bu yazı 1039 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin