Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sinir Oluyorum

Hava güzel, oğluşumla parka oynamaya gidiyoruz. Ankara Botanik parkının kaydırak bölümünü nihayet yeniden düzenlemişler. Diğer parklar da yavaş yavaş hale yola koyuluyor. Darısı Türkiye'min güzel çocuklarının oynayacağı tüm parkların başına.

Kaan oynarken, ben de bir köşede oturup, takibimi yapıyorum. Genç bir anne, ancak iki yaşında gibi görünen kızını kaydırmaya uğraşıyor. Uğraşıyor çünkü bir yandan sigara içip, bir yandan da cep telefonu ile konuşuyor. Azimli annenin telefon muhabbetiyle hiç ilgilenmiyorum ama sigarası sinirime dokunuyor. Tabi 'sana ne' diyebilirsiniz. Doğru bana ne, ama açık havada da olsa çocukların burnunun dibinde sigara içmesi kanı beynime sıçratıyor. Hadi beyler bunu anlayamıyor diyelim, annelere ne oluyor? Dışarı üflediği dumanlar, sırada bekleyen çocukların suratında. Onun ağzından çıkan dumanın benim çocuğumun ya da diğer çocukların ciğerinde ne işi var? Kadın sinir ama hakkını yememek lazım tamamen duyarsız sayılmaz, arada üç saniyelik aralar verip;
- "Kızım dikkat et düşersin" diyor.
İçimden yanına gidip;
- "Pardon ya, siz rahat rahat sigaranızı için, muhabbetinizi bozmayın, ben çocuğa bakıveririm" demek geliyor ama demiyorum. Şimdi düşünüyorum da, kendi kendimi yiyene, içimden sayıp, sövene kadar kibar bir dille ikaz etseymişim. Dinler miydi? Anlar mıydı? Aval aval bakar mıydı? Yoksa car car laf mı yetiştirirdi?

Kaydıraktan kumlara transfer oluyoruz. Yer izmarit dolu. Çekirdek kabuğu, çiğnenip atılmış sakız, kağıt ve bilumum çer çöpe alıştık da bebeklerin, çocukların izmaritlerle bu kadar içli dışlı oyun oynamalarına alışmak zor geliyor. Bazı çocukların kovalarına doldurdukları kumun içine karışmış izmaritleri ayıklamaya çalıştığını fark ettikçe sinir katsayım katlanıyor. Bakınıyorum, oyun alanının etrafındaki banklarda oturan sevgililerin, amcaların, teyzelerin neredeyse hepsinin elinde sigaralar. Hani şehir küçük ya, hani sigara içecek hiç yer yok ya, hani parkların raconu sigara içilmesi ya... Sinir oluyorum.

Sigara tutkunlarına dediğim bir şey yok, ama çocuklar için tasarlanmış, onlara ait bir alanda gözlerinin içine baka baka sigaralarını içip, izmaritlerini yerlere atmalarını kabul edemiyorum. Açık alan, isteyen sigarasını, isteyen birasını içer mantığı yerleşmiş bir kere. Avrupa'da böyle bir manzara göremezsiniz. Onların daha gelişmiş olmalarından değil ama bence konuya karşı daha hassas olmalarından. Onlarda bilinçlenmişlik, bizde ise inanılmaz bir duyarsızlık ve vurdumduymazlık söz konusu. Küçücük bedenlerin karşısında fosur fosur sigara içmekte, dumanları suratlarına üflemekte bir mahsur görmüyoruz. Evde içmemeye ve içirmemeye karar vermiş bile olsak, misafirlere bu kararımızı patır patır söyleyemiyoruz. Halbuki çocuklarımıza sağlıklı ve temiz bir ortam yaratmak ana-baba olarak birincil görevlerimizden. Öyleyse parkta izmaritleri yere atanlara, evimizi evlerine döndürenlere ricalarda, ikazlarda bulunmaktan daha doğal ne olabilir ki?

Çevresel sigara dumanının çocuklar üzerindeki etkisi artık kanıtlanmış. Sigaradan zarar görmeleri için illa sigarayı içmeleri gerekmiyor, pasif içici olarak da o pis dumanın bütün illetini içlerine alabiliyorlar. Ne yazık ki bu mevzu sadece parklarla sınırlı değil, çoğu kafenin, restoranın sigara içilmeyen bölümü yok. Maşallah toptan içiveriyoruz! Toplum olarak bilinçlenmedikçe, sinir olmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Maksat ukalalık değil yani...
Parkların öncelikle çocuklara bırakılması için çenemizi tutmayalım lütfen.

Zümrüt

2006-06-28
Bu yazı 1084 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin