Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sinekler, Böcekler ve Kimyasallar

Sürekli doğal yaşama özlemimizi dile getiriyoruz. Marketlerden, köylerden, pazarlardan, ilaçsız, hormonsuz, organik ürünler bulmaya çalışıyoruz. Okuyoruz, bilinçleniyoruz. GDO, pestisit, insektisit, hormon, koruyucu maddeler, MSG… her şeyi biliyoruz. Ben şahsen “içindekiler” bölümü uzmanı oldum. Ama geçen gün fark ettim ki tüm bu okuduğumuz teknik bilgiler bizi teknik doğalcılar yapmış. Gerçek doğalımızdan biraz uzaklaşmışız. Sadece kulağımızın duyduğu, gözümüzün gördüğüne inanıyoruz. Peki ya gerçek doğamız, kalbimiz, ruhumuz ne diyor? Onu pek hissedemez olduk sanki.

Bu konu nerden aklıma geldi, size kısaca geçenlerde tanık olduğum bir olaydan bahsedeyim.
Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim, ben sütümü güvendiğim bir mandıradan alıyorum. Hatta bir piknik vesilesiyle çocuklarla beraber gittik ineklerimizi, tesisimizi, yedikleri yemleri, sağım koşullarını, hepsini kendi gözlerimizle de gördük. Ben zaten güveniyordum da mandıra sahibi hanımı görünce daha da içim rahatladı. Hani bazen birini görünce hemen anlarsınız ya, yüzüne vurmuştur iyiliği, doğallığı. Öyle bir hanım. Ben kendisine bu yazımda “süt annemiz” diyeceğim.

Bu mandıradan süt alan diğer insanlarla bir google grubumuz var. Her şey orada konuşulup tartışılabiliyor. Tüm takdir ve şikayetler süt annemizin de isteğiyle yaklaşık 600 kişinin takip ettiği bu ortamda paylaşılıyor. Gruptaki süt kardeşler de son derece kibar, saygılı, bilgili ve kültürlü kişiler. Geçenlerde bir gün birisi sütünden sinek çıktığını yazdı. Kulağa çok mide bulandırıcı geliyor, değil mi? Süt annemiz fuarda olduğu için 1-2 gün cevap yazmakta da gecikince hafiften kazan kaynamaya başladı grupta. Sonra cevap geldi. Keşke size o maili gösterme imkanım olsa. Son derece şeffaf, kendini sorgulayan, hatayı bulmaya çalışan ve bunu açık yüreklilikle herkesin gözü önünde yapan bir cevap.

Tüm bu olaylar olurken, ben shashkınım ya yine gittim geçmişe, aklıma neler geldi.
Ben ve kardeşlerim babaannemin ahırındaki ineklerin sütü ile büyüdük. Yoğurdumuz, peynirimiz, tereyağımız, gece uyku öncesi sütümüz hep bu iki inekten sağlanırdı. Sonra şehre gelince de hep ne kadar şanslı olduğumuzdan bahsettik ve bahsettiler. Doğal hayatta, doğal süt içerek büyümüştük. Hiçbir sorun yoktu. Bence de yok bu arada.

Bugün süt aldığım mandırada 200’den fazla inek son derece temiz bir ortamda yatıyor, dönem dönem meraya çıkıp otluyor, sütleri el değmeden hijyenik bir ortamda sağılıyor, şişelere konulup kilitli kapak takılıyor ve uygun ortam ısısında evlere dağıtılıyor. Babaannemin ineklerini hatırlıyorum da, iki inek cinsinden olsa gerek biraz çelimsizdiler. Ahır öyle kötü kokardı ki inekleri sevdiğim halde ahırda uzun süre duramazdım. Üzerlerindeki sinekleri kovmak için sürekli kuyruk sallarlar ve kulaklarını titretirlerdi. Ahırdan sadece çiftleşmek için çıkarılırlardı. Süt kovası bahçedeki musluktan akan suda şöyle bir çalkalanır, ineğin altına konulur ve o koku altında başlanırdı sağılmaya. Süt kovası eve geldiğinde tencereye ince bir tülbentten geçirilerek aktarılırdı. Tülbentin içinde kalan ufak tefek tozlar, varsa minik sinekler atılmış olurdu. İşte hijyene dair tek nokta da burası zaten. Sonra tülbent yıkanır, süt kaynatılır, yatmadan önce az şekerli ve ılık ılık bir güzel içilirdi. Bu durumda biz hiçbir gariplik görmezdik, hala da görmüyorum zaten.

Hemen yeri gelmişken küçük bir olay daha anlatayım, bu da şehirden. Geçen hafta tatildeydik ve maalesef sütlerimizden uzak kaldık. İkinci alternatifim olan markalı, cam şişelerdeki günlük sütlerden kullandım. Yoğurt yapmak üzere kapalı şişeyi açtım, biraz ısıtmak için tencereye boşalttım. Altını yaktım ve bir de baktım sütün üstünde küçücük bir sinek yüzüyor. Kaşla göz arası ne arada düşmüş anlamadım ama sıcaktan olacak ortamda bolca mevcutlar. Hemen iki parmağımla ve çabuk bir hareketle ve tek hamlede yakaladım sineği ve attım. Anladığınız üzere süt kaynamaya devam etti. Mideniz mi bulandı? Bulanmasın ne olur, yoğurt da pek güzel tuttu.

Geleyim anlatmak istediğime. Modern hayat bize belli kalıplar dayatmış. Sinek, böcek pistir, iğrençtir. Modern hayat ve teknolojinin bize sağladığı kolaylıklar ise paha biçilmezdir, pratiktir. Süte düşen küçücük bir sinekten iğrenir, bütün sütü dökeriz ama süpermarketlerden pratik, paketli, lezzetli pek çok ürünü alır çocuklarımıza bile bir güzel yediririz. Hazır pizzalar, kekler, çorbalar, dondurmalar, gofretler, soslar, cipsler, ambalaja giren ve orada uzun süre kalabilen her şey içeriğinde ne olduğunu bilmediğimiz kimyasallarla, koruyucu maddelerle dolu. Kimseye tabi ki tutup sinek ya da böcek yiyin demiyorum ama yeseniz bile bir şeycik olmaz. Bize küçükken sakın karınca yemeyin, karnınız ağrır derlerdi. Ama ne olduğunu bilmediğimiz kimyasallar ileride kanser ve benzeri pek çok hastalığa sebep oluyorlar. Bir yerde okumuştum hepinize çok iğrenç gelecek ama zaten normal bir insan yaşamı boyunca uykusunda ya da yanlışlıkla yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yutuyormuş. Üzgünüm ama yiyoruz zaten.

Benzer bir konu da aylar önce çok gündemdeydi. Hepinizin mail kutusuna düşmüştür. Pek çok markanın kremalarında ve içeceklerinde kullandığı pembe ve kırmızı rengi veren karmin maddesi bir böcekten elde ediliyormuş. İsmi cochineal(dactylopius coccus).Hatta daha sonra çok ünlü bir Amerikan markası bu maddeyi kullandığını doğrulamış ve alternatif başka bir madde kullanacağını açıklamıştı. Muhtemelen kimyasal olan alternatifi. Kolaya, pek çok kozmetik ve tekstil ürününe de renk veren madde bu. Kodu da E120. Bu haber yayıldığında da aynı şeyi düşünmüştüm. Üniversite de böceklerle ilgili bir dersimiz vardı, oradan biliyorum. Doğadaki böcekler aslında çok temiz hayvanlar. Böcek denince herkes karafatma ya da hamam böceğini düşünüyor. Ya da sadece lağımlarda gezen karasinekleri. Böcek çeşitliliği tahmin edeceğinizden çok çok fazla.

Bilmem ne kimyasallarından, sentetik olarak laboratuarlarda üretilmiş renk verici maddelere ve koruyuculara hiç tepki vermezken, böcek dendi mi hemen midemiz bulanıyor. Iğğğğ…., çok iğğğrenç….

Size garip mi geliyor söylediklerim bilemiyorum ama doğa o böceğe kırmızı rengi sağlayan çok özel ve doğal pigmentler vermiş. Tıpkı bazı ağaçlara, meyvelere, sebzelere ve çiçeklere verdiği gibi. Bende sadece hayranlık uyandırıyor, ne diyeyim?

Bu arada ben de hamamböceği, karafatma görünce fena olurum. Karasineği de hiç sevmem. Ama kimyasallardan daha fazla nefret ediyorum. Uğur böceği de bir böcek değil mi?
Bu haftaki yazımın konusundan dolayı ve bir yemek sitesinde bu kadar çok böcek dediğim için hepinizden özür dilerim. Şimdi gitmeliyim içerdeki iki şirin böceğim uyandılar.
Sağlıkla kalın, sizi seviyorum….

Shashkın Anne
 

2012-06-29
Bu yazı 1994 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin