Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sihirli Kelimeler Sinirli Kelimelere Karşı

Dışarıda harika bir güneş vardı bugün, pastırma yazı güneşi, Ankara’da, “denize sıfır” yakınlıkta, bilakis en iyi ihtimalle “denize 800” evimde "Şimdi hafif çalkantılı, mutedil dalgantılı denizlerde olmak vardı (haydi o olmuyor, bari diyette olmamak ve pastırma yiyebilmek olsaydı :^)" diye hayıflanıyordum ve, ne yapayım ben de bari Internette sörf yapıyordum, hangi rüzgar attı bilmiyorum ama bakın ne buldum ve çok sevdim: Çocuklarımızla Konuşurken Kullanmamız için Gündelik Sihirli Kelimeler. Sinirli değil. Sihirli. Sinirli kelimelerin işe yaradığı zaten nerde görülmüş ki.

Çocuklarımızda güven, kendilerine güven, güvenilirlik ve düşüncelilik teşkil etmek, bunları onlara mevsiminde aşılamak gibi bir meselemiz varsa eğer, tepe tepe kullanabileceğimiz, üzerimizde eskitebileceğimiz 10 cümle kalıbı. İyi bir kalıp çok önemlidir. İyi bir muffin veya kek kalıbı bile nasıl da önemlidir ve hayatlarımızı nasıl da kolaylaştırır bilirsiniz. Elimizde iyi bir tarif vardır diyelim ki, ona güveniyoruzdur, harfiyen de uymuşuzdur, malzemeden çalmamış, en iyilerini almış ta nerelerden taşımış getirmiş, ölçülere milimi milimine sabit kalarak harcını oluşturmuşuzdur.

Şimdi sırada, heves edip aldığımız kalıbı ilk defa kullanmak vardır. Kırmızı rugan bayram pabucu gibi orada duruyor. Daha önce kalıbına güvenip nice kalıplar alıp kullanmışızdır amaa, türlü hayal kırıklıkları hep birbirini takip etmiştir…yarısı kalıba yapışıp kalan nice kekler gelmiş geçmiştir. Tornavidayla çıkarabilir miyim ki, yama yaparım olur biter veya en iyisi kamuflaja yönelmek, olmazsa bir glazür yapıp dökerim çukulata rendeler serpiştiririm belli bile olmaz nev’inden, olası çözümler üreterek elimizde kürdan, fırın başında kırk beş dakikanın dolmasını bekleriz. :^) Ama, tadaaaa, bir de bakarız ki, bu yeni kalıp bir başka. Hem kısa sürede homojen bir şekilde pişiriyor içerisindekileri, hem de öyle bırakamamazlık etmiyor, yapışkanlık gibi kötü huyları yok yani. Her defasında verim elde ediyorsunuz hiç şaşmıyor...Büyük kolaylık! Kendimden pay biçiyorum.

Benim böyle bir kalıbım var, Dolores adında. (ben böyle işte, sevdiğim şeylere adlar veririm de :^) Ve ona itimadım sonsuz. Bir müddettir oğlum için birçok şeyi, okul beslenmelerini, okuldan dönüş atıştırmalıklarını, süt yanı muffinlerini, içimden geldi yaptım muffinleri, kahvaltılıkları, aa oğlumun arkadaşı gelmiş muffinlerimi, herşeyi Dolores’le pişiriyorum, oğlum geçen gün dedi ki, anne pırasalı kişi de çukulatalı muffini de, peynirli keki de, mozaik pastayı da, sandviç ekmeğini de..hepsini aynı formda yapıyorsun, elips, ne komiksin. Gerçekten komik. Böyle böyle oğlumun hafızasında, pişirdiklerimle elips şeklinde de olsa yer ediyorum :^)

Kalıbımı basarım ki, bu sihirli cümle kalıplarından da her defasında verim alacağız. Ufaklıkların hafızalarında yer edeceğiz. Onları "ebeveyn kontrollü" bisikletle gezdirdiğimiz günler ben ve aramızdan bazılarımız için çok gerilerde kaldı, şimdi artık kontrol sağlamak için sadece kelimelerden cümlelerden medet var bize. Durumlara kalıp gibi oturacak olanlarına ihtiyac duyuyoruz. Locke’ye göre insanlar doğduklarında birer Tabula Rasa’dır (boş levha)…(Pimpirik bir anne olduğum yetmiyormuş gibi bir de ampiriğim görüyor musunuz .^) Doğuştan bilgi diye bir şey yoktur, olsa olsa tabiatımız kurusun maya vardır, ama bilgiyi, deneyimi, bilinci (başta biz ebeveynler ve önemli ötekiler olmak üzere) giderek genişleyen çevre, zamanla ve tek tek nakşederek oluşturur. Öyle veya böyle. Güzel bir dille nakşedin diyorlar işin uzmanları. "Güzel bir dille", tane tane ve okunaklı!

Kek harcını kalıba dökmeden önce yağ sürer un serpiştiririz. Bu cümle kalıplarını da kullanmadan önce yapmamız gereken sanırım ki birkaç şey vardır. Bir davranış kalıbı, bir değişik ses tonu, duruma özel bir bakış. Buna her birimiz kendi adımıza karar vermeliyiz tabii, burada kişiye özel çözümlemeler mevzubahis. Hatta belki aynı evin çocuklarına bile başka başka, kim bilir. Sadece iki ön kural var bana sorarsanız: Bir, mutlaka bir ağırlığımız olmalı. Sözler havada uçuşmayacak, asılı da kalmayacaklar. Neyi kastetmekte olduğumuz ve şakamızın olmadığı bariz bir biçimde görülebilecek. İki, bu cümleler klişe değiller. Ya da basma"kalıp". Sadece üzerinde oturulup düşünülmüş cümleler. Dolayısı ile, sahteliğe yer yok. Gerçeği, yalnızca gerçeği..makbuldür. “Nokta atışı” cümleler şunlar bakın: “Teşekkür ederim”. Çocuğunuzun size veya başkalarına yardımcı olma çabalarını fark ettiğinizi bildirmeniz, yiğide hakkını vermeniz yani :^) çok önem taşır. Şöyle diyebilirsiniz mesela: “O kayıp çorabı bulmamda bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim” ya da “Sofrayı kurduğun için teşekkür ederim, sen bunu yapınca benim de salata yapmak için vaktim olmuş oldu”. “Sonra?” ve “Bana dahasını anlat”. Bu gibi cümleler çocuğunuza onu kulağınızı vererek dinlemekte olduğunuzu ve aklındakileri duymaya istekli olduğunuzu gösterirler. Had safhada önemli!

Kötü her ne oluyorsa iletişim kopukluğundan oluyor biliyor musunuz. Bu “Sonra?” ve “Bana dahasını anlat”lar karşılıklı konuşmaların önyargılar ve üzerinde düşünesi olmadan üretilmiş öneriler olmaksızın akabilmelerine imkan verir. Ki çocuklarınızla iletişiminizin önünü tıkayan, altını oyan, tepesine darbe indiren, sizi birbirinize yabancılaştıran, tam da bu iki yanlış tepkidir. “Yapabilirsin” Çocuğunuzun birçok şeyi sizin yardımınız olmadan da yapabileceğine dair güveninizin tam olduğunu ona ifade etmeniz önemlidir. Çocuğunuz yaşça büyürken onun ileride zor bir işi yarıda mı bırakacak yoksa sonuna kadar mı götürecek tiynette bir kişi haline gelecek olduğunu belirleyecek olan farklılığı sizin vereceğiniz cesaretin şekillendireceği birçok durum karşınıza çıkacaktır. “Nasıl yardımcı olabilirim?” Çocuğunuzun kendi başına çözmesi zor gelebilecek belirli bir görevi yerine getirmesinde bir yardımınız olabilecekse onu etmeye istekli ve müsait olduğunuzu bilmesine olanak verin. Her başları sıkıştığında dönüp orada mısınız diye bakmasınlar tabii ama arkalarında olduğunuzu da bilsinler. Şöyle diyebilirsiniz, okumayı yeni söktükleri günlerde: “Sanırım şimdi bu güzel hikayeyi kendin okuyabilirsin. Tanımadığın sana yabancı gelen bir kelimeyle karşılaşırsan ve yardımım gerekirse bana söylemen yeterli, gelirim”.

Çocuğunuza okulda öğretmeni bir proje ödevi verdiğinde kendi geçmiş tecrübelerinizden yararlanarak projeyi tamamlamasında atması gerekecek belli başlı adımlar üzerinde düşünmesi yönünde onu teşvik edin. Hangi görevleri çocuğunuz kendi kendine halledebilir, hangilerinde sizin yardım eliniz gerekir buna beraberce karar verebilirsiniz. “Haydi hep beraber işe girişiyoruz” Bir çocuğun işbirliği ve takım çalışmasının, ortak çabanın birçok işi kolaylaştırıp hızlandıracağını görerek öğrenmesi için hiçbirzaman çok erken değildir. Hatta çoğu kez bu çok eğlenceli de olabilir. “Haydi, hep beraber işe giriyoruz, bahçedeki kurumuş yaprakları toplayalım bitirelim ki sonra beraber kurabiye pişirebilelim” ya da “Haydi, hep beraber işe giriyoruz, mutfağı temizleyelim, yoksa filmi kaçıracağız”. Gibi.

Ailecek kotarılan faaliyetler ve grup işleri pekala hoş adetler haline gelebilir, çocuğun yaşantısını zenginleştirebilir ve tatlı anılar yaratabilirler. “Bir sarılma nasıl olur” ya da “Sarılsak, ne dersin?” Çocuğunuza sadece onu sevdiğinizi söylemekle kalmayın. Gösterin de. Araştırmalar gösteriyor ki, fiziksel temastan ve sevgi şefkat ifadelerinden mahrum olan gençler çoğu kez kuvvet bularak büyümekte, serpilmekte tıkanıklık yaşıyorlar. Çocuklar büyüdükçe şefkatimizi göstermemizi tercih ettikleri şekiller ve yollar çeşitlilik arzediyor tabii. Bazıları sıkı sıkı kucaklamamızı tercih ederken kimisi de tercihini şöyle çabucak bir sarılış veya omzunun sıvazlanmasından yana koyabiliyor. Çocuğunuzun şu an itibarıyle bulunduğu yaşta bunlardan hangisine daha sıcak bakmakta olduğunun ayrımında olmanız önemli. “Lütfen” Tabii ya, lütfen. Bütün zamanların en sihirlisi. Bir klasik. Herhangi bir kimseden bir iyilik istediğinizde –ki buna elbette ki çocuklar da dahil- size büyük yardımı olacak olan veyahutta sizi mutlu edecek olan o davranışta bulunulmasını karşınızdaki kişiden rica etmekte olduğunuzu ortaya bu bir tek kelime koyar. Nazik ve etkili bir şekilde. (“Lütfen”leri, rica yerine getirildiğinde “Teşekkür ederim”lerin takip etmesi tabii zaruridir.) “İyi iş!” İyi iş! Aferin sana. Çocuğunuzda kendine saygı ve kendine güven, çabaları ve performansı takdir görüp ödüllendirildikçe teşkil olur. Her mümkün olduğunda çocuğunuzu bol bol takdir edin. Takdiriniz dürüst ve spesifik olsun. Çocuğunuzun göstermiş olduğu çabaya ve ilerlemeye odaklanın. Sakın başkalarına değil. Güçlü olduğu alanlar neler, bunları belirlemesinde ona yardımcı olun. “..zamanıı!” “Şimdi yatmak için hazırlanma zamanı”. “Ödev vakti”. Ya da “Televizyonu kapatma saati”

Çocuklar ve genç çocuklar günlük yaşamlarında yapılandırılmış yaşam akışlarına gereksinim duyarlar. Ne zaman ne olacağını önceden bilmeye. Düzene. Bu, çoğunlukla güvensiz olan dünyada onların kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlar çünkü. Ebeveyn olarak bir faaliyet çizelgesi oluşturmak ve o çizelgenin işlerliğini sağlamak sizin işinizdir. Bunu yaparken orada yazılı işlerin tıkır tıkır yürümesini sağlamanın yanında çocukların yemek ve uyku saatlerinin kaymamasına azami ehemmiyeti göstermelisiniz. “Seni seviyorum” Sevilmeye, şefkat ve muhabbet görmeye, kabul gördüğünü bilmeye ve aidiyet hissine, herkesin bir nebze ihtiyacı vardır. Hele ki çocukların. Çocuklarımızın onlara olan sevgimizi bilmekte ve anlamakta olduklarını, bunu bizzat dile getirmedikçe, sadece farzederek günlerimizi geçiremeyiz. Feldman der ki, “Bir çocuk, çok, ama çok seviliyor olduğunu hissetmelidir, bu en önemli şeylerden biridir.” Atlanacak şey değil. Onları kayıtsız şartsız sevdiğinizi bilmelerine izin vermeniz, sadece tatlı bebekliklerinde değil, büyümeleri esnasında da had safhada önem taşır (ve buna apaçık büyüme sancıları çektikleri, burunlarının hızla büyüdüğü ve başkalaştıklarını fark ettirmek için bir tüy takmadıklarının kaldığı “tatsız“ zamanlar da dahil olmalıdır) Cümle kalıplarını kullanma kılavuzu da koymuş bu işin uzmanları eksik olmasınlar : Çocuklarımızla konuşurken ses tonumuzu “kızgın”a değil de “yakın”a ayarlamamızı öneriyorlar. Bağırır değil, karşılıklı konuşur ses tonumuzu muhafaza etmeliymişiz. Bu bir kaide. Baktık ki olmadı, kendimizi bağırır halde bulduk, gidip çocuğumuzdan bunun için özür dilemeyi bilmeliymişiz. Bağırmak esnemekten bile bulaşıcıymış zira. (Üstelik de bunu yaparken yüzler esnerkenki gibi komik haller hiç almıyor) Konuşmayı aceleye getirmeyi hiç tavsiye etmiyorlar.

Çocuğumuzla gerçekten iletişim kurmak olmalıymış aklımızdaki ve bunun için ne yapıp edip, zaman ayırmak da değil, zaman yaratmalıymışız hususi. Çocuğumuz bizimle konuşurken dikkatimizin tümünü ona adamamız icap ediyormuş. Aklımız başka yerlerde olmamalıymış. Derslerine çalışırlarken onlardan yapmalarını beklediğimiz gibi aynı. Yüz ifadelerimiz söylediklerimizi tutmalı, o anki hislerimizle örtüşmeliymiş. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymalı, kelimelerimize ve hareketlerimize çocuğumuza duyduğumuz sevgi ve saygı yön göstermeliymiş. Anne baba olmanın sorumluluğunun, işler öyle gerektirdiğinde kontrolü ele alma istekliliğinde yansıma bulmasına olanak vermeliymişiz. Ve, ve gülümseme sayımızın da hayatın bize önerdikleri ne olursa olsun kaş çatma sayımızın üzerinde olmasına çalışmalıymışız. Bir de, her ihtimale karşılık, özel kimi durumlarda kullanmamız için eklenmiş cümle kalıpları olduğunu görüyorum.

Onlar da şöyle efendim: “Üzgünüm.” Anne babalar çocuklarının iç dünyalarında küçüklü büyüklü kırgınlığa, sıkıntıya yol açtıkları her defa, hatalarını kabul etme ve pişmanlıklarını dile getirme ihtiyacı hissederler. “Afedersin, kulağım sende değildi o sırada, bana bir daha anlat” ya da “Sana bir hikaye daha okuyamam üzgünüm, yapmam gereken çok önemli bir telefon konuşması var”. İçtenlikli pişmanlığınızı içtenlikle ifade etmekle, çocuğunuza hem onun duygularını düşündüğünüzü göstermiş hem de bir iyi davranış modeli teşkil etmiş olursunuz. “Hayır” “Yo hayır bunu yapma, birini incitebilirsin" ya da "Hayır efendim, biz bu şekilde davranmıyoruz", bir de şu var "Hayır, onu almaya yetecek kadar paramız yok bizim". Boston Çocuk Hastahanesi Psikiyatri Departmanı Klinik Direktörü, Yetişkin ve Çocuk Psikiyatristi David DeMaso "Çoğu anne babanın çocuklarına hayır demekte zorlandıklarını, ama işte "kararlıca" hayır denmemiş o çocukların sınırlara nasıl reaksiyon vereceklerini bilmeden büyüyüp gittiklerini, sonra da sınırlarla dolu dünyada büyük zorlanmalar yaşadıklarını" önemle belirtiyor. O halde hayır dememek, onlara düpedüz kötülük ediyor olmak demek. Ve ekliyor DeMaso, ebeveynler çocuklarına doğru seçenekler arasından seçim yapma özgürlüğü elbette tanımalılar ama sınırları çizmek hususunda da daima tetikte olmalılar.

Çocuğumuz bir yaştan sonra ne giyeceğine elbette kendisi karar vermeli, ama seçeneklerin arasında zürefanın düşkünü gibi görünmesine veya yaz günü terleyip hasta olmasına yol açacak kıyafetler olmamalı. Öğle yemeğinde ne yiyeceği konusunu ona tabii ki bırakabilmeliyiz. Ama seçeneklerinin arasında saçma ve sağlıksız yiyecekler bulunmayacak olması koşuluyla. Onlar bize bu güveni verebildikleri müddetçe saygımızı uyandıracaklarını ve buna paralel olarak özgürlüklerinin derece derece artacağını anlayabilmeliler. Çünkü durum tam da bu. "Bu yeterli" "Bu kadar şeker yeterli", "Televizyon seyretmenin bu kadarı senin için yeterli", "Bu kadar tartışmak yeter" ya da "gürültü patırtının bu kadarı yeter".

Bu kalıp, limitleri koyar ve çocuğunuzun bir kendini kontrol hissi geliştirmesinde ona yardımı olur. Sınırlar aşılacak olursa ve çocuğunuzdan ona yollamaya uğraştığınız sözel mesajlara bir yanıt alamıyorsanız o zaman çocuğunuzu belli bir süre için odasına kendiyle başbaşa kalıp konu üzerinde düşünmeye yollamanız iyi bir çözüm olabilir. (Bu bizim de uyguladığımız, güvenimi kazanmış bir yöntem. Hem bana bu yazıdaki "kalıp" temasına uygun olarak neyi hatırlattı biliyor musunuz, kek pişirirken hani, fırından sıcak sıcak çıkar çıkmaz değil de, bir süre serin bir yerde soğumasını bekledikten sonra keki kalıbından çıkarırız, daha önce buna yeltenmek iyi sonuç vermeyecektir çünkü, kekin dağılmasına yol açacaktır, bu da aynı öyle, bazen olayın üzerinden dakikalar geçmesine izin vermek, kalıbına sığamayan çocuklarımızın da bizlerin de olayları daha serinkanlı değerlendirmemize yarayabiliyor) (Yeri geldi, sinirli kelimelerden bahsedeyim kısaca bu noktada. Biraz kurabiye kalıpları gibiler. Keserek, acıtarak şekillendirmeye, kestirip atmaya yönelikler onlar daha ziyade. Ortaya güzel şekilli kurabiye adamlar çıkıyor çıkmasına ama, bilirsiniz kurabiyeleri, netice itibarı ile sert olurlar. Kıtır kıtır. Muffin’ler kekler öyle mi ya. Ben ve analojilerim :^) "O şimdi nasıl hissediyordur dersin?" Bu soruyu yöneltmek, çocuğunuza hareketlerinin veya tavırlarının başka bir kişi üzerindeki etkileri üzerine düşünme olanağı verecek, ona başkalarına karşı empati geliştirme şansını tanıyacaktır. Duygusal zeka, en az zeka katsayısı kadar önemlidir ve ondan biraz farklı olarak, üzerine eğilindiğinde yükselme kaydedilebilir.

Onunla birlikte film izlediğiniz zamanlarda, ya da ona hikayeler okurken anlatırken, önünüze gelen her fırsatta mutlaka kahramanların hisleri ve olayların zincirleme etkileri üzerinde onlarla konuşun. Hangi davranış, karşıdaki kişinin nasıl hissetmesine yol açar. Tavırlar nasıl olmamalı. Çok önemli empati kurabilme yeteneği, çook. “Bu, işe yaramıyor.” “Başka bir yol aklına geliyor mu?“ Zor durumlar karşısında alternatif davranış yolları düşünmek problem çözmenin adımlarından birisidir. Hayat boyu da çok işe yarayacak bir yetenek! Günlük yaşamda, evde ve işte ortaya çıkıveren problemlere nasıl reaksiyon vermekte olduğunuz, unutmayın ki çocuklarınızın kendilerine örnek alacakları davranış modelleridir de aynı zamanda. Burada bize verilmiş olan "başka bir yol"dan, dikkatle seçilmiş bu alternatif anahtar kalıplardan hareket ederek, karşılaşabileceğimiz diğer birçok ailesel konuya hitap edecek başka kelimeler cümleleri kendimiz de bulabiliriz. Hayır kalıbın dışına taşmış olmayız :^)

Çünkü şablon belli, nedir..kararlı istikrarlı, dediğim gibi ağırlıklı, ve samimi olmak. Annelik babalık, içerisinde hiçbir hesap, hiç matematik barındırmayan bir hal. Kalıplara pek gelemeyen. Biliyorum. Diğer yanda iletişimse, bir teknik işi. Onun bir matematiği var. Diyorum ki, ve düşünmeye davet ediyorum ki, sadece zaman zaman çok köşeye sıkıştığımızda belki, ikisini eşit miktarlarda birbirine katıştırabiliriz biz bunların. Bir fikir. Nihayetinde, bu kalıplar içinde benim kulağıma yanlış gelen bir tane olmadı. Hele, “O şimdi nasıl hissediyordur dersin“e bayıldım. Pastırma yazınızın güzel geçmesini dilerim. Denizlerden uzakta bile olsanız. 

2007-10-01
Bu yazı 1816 kere okunmuştur.

NazlimNazlim

Zümrüüt, teşekkür ederim, o senin güzel görüşün..ve BİLMUKABELE, hem de nasıl. Ve aman Yarabbim çok duygulandım. Bu konularda "mütehassıs" değilim, hiç, ama hakkımdaki düşüncelerini bilmenin beni kelimenin tam anlamıyla ve ziyadesiyle "mütehassis" ettiğini bil lütfen. Bildiğim birşey varsa o da birşey bilmediğimdir :) diyor, öğreniyorum diyor, benim için çok fazla kıymetli olan cümlelerini bir kere daha okumaya gidiyorum şimdi...sevgiler.

sevgihansevgihan

meraba güzel arkadaşım yine harikalar yaratmışsın ellerine yüregine saglık yazılara devam bende okumaya devam saygılar ....sevgiler.sevgidolu teyze

NazlimNazlim

Sevgi dolu teyzee, ne güzel sürpriz, güç aldım bu sözlerden, çok teşekkür ederim. Çok. :)

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin