Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sevmeseniz Bile!

Kim ne dersin desin bir çocuğun damak zevkinin baş mimarı annesidir. Ve evet çocuk çok seçiyorsa, az yiyorsa, her sofrada caz yapıyorsa bunda mutlaka annesinin sorumluluğu mevcuttur. Ailedeki diğer kişiler ancak dolaylı olarak (o da çocuğun daha ileri yaşlarında) yemek seçim ve tercihleriyle etki sahibi olurlar.

Baba’ya hayranlık duyan kız çocuğu babası severek yiyor diye zeytinyağlı yer elması yemeye başlayabilir; ya da kendinden 5-6 yaş büyük abisi gibi uzamak isteyen evin küçük oğlu onun gibi, onun kadar süt içmeye karar verebilir.

Ancak mutfakta birebir yemek yapan, hele hele çocuğunun yemeklerinin yapımını kimseye bırakmayan anneler mutlak surette çocuklarının yemekle ilgili her tercihinin temellerini atan en önemli şahsiyetlerdir.

Çocuklar annelerinin pişirdiklerini, onların talep ettikleri miktarlarda yemeye çalışırlar. Çocuk turpu, kiwiyi, ya da kerevizi evlerinde mutfak tezgahı yerine ancak kitaplarda görüyorsa “anne bunu yemek istiyorum, bana al, pişir, yedir demesi” çok ihtimal dahili olmaz. Annesi o sebze, meyveyi alana ve tanıtıp, yeme alışkanlığı kazandırana kadar çocuk çeşitli besinlerden bihaber, rutin olarak pişen aynı tur yemekleri yiyerek büyür büyümesine ama damak zevki, yemek keyfi ne kadar oluşur bilinmez…

Çocukla ilgili yapılan her işte olduğu gibi yemek konusunda da mükafat ancak anne emeği ve yapacağı beyin fırtınaları sonunda illa ki alınacaktır. Ama birkaç ayda, ama birkaç yılda…

Annelerin hep aynı yemekleri yapma eğiliminde olmalarının bence iki ana sebebi vardır. Birincisi çocukları severek yiyordur (çünkü yemeye alışmıştır), ikincisi de muhtemelen o yemeği kendileri de seviyordur. Bilinçaltı yada üstü işte anneler böyle böyle yemek konusunda kendilerinin küçük modelini oluştururlar.

Kendinizin hiç haz etmediği bir yemeği çocuğunuza hazırlamak gelir mi içinizden? Belki çok faydalı bir şeyse bir iki yaparsınız ama kendinizin severek yediği yemekleri zevkle, isteyerek ve sıklıkla pişirdiğiniz gibi olmaz.

Benim de yemek konusunda tercihlerim olduğu gibi hiç tercih etmediklerim de var. Bakın tahminlerime göre kendimin yemek konusundaki zevk ve seçimlerimin etkisiyle oğlum ileride nelere kaşlarını kaldırarah “ıhh” diyecek:

-Baklava, kadayıf, burma gibi yağ kokan ağır tatlılara,
-Nohut yemeğine bayılmasına rağmen kuru fasulyeye,
-Tavuk ve balığa no problem derken kırmızı ete (hımmm bu maddede şüpheliyim)
-Çin, Japon, İtalyana bayılırken Meksika yemeklerine,
-İçinde makarna olan salatalara,
-Sosise (ay umarım),
-Hazır çorbalara ve bunların kullanıldığı yemek bazlarına,
-Özellikle beyin, bağırsak, dalak vs. gibi sakatatlara,
-Çorbada yarmaya (biliyorum çok faydalı ama…),
Baharatlardan köriye (kokusu bile fena ediyor)
-Dışarıda köfte yemeye,
-Uzun tırnaklı hanımların yaptığı köfteyi tatmaya!
-Mango meyvesine (dedi bile),
-Şarap dışında her türlü içkiye (inşallah).

Muhtemelen o da benim gibi titiz olacak. Su bardağını bile içmeden koklayacak…Benim hem iyi, hem de lüzumsuz takıntılarımı üstlenip, yaşı ilerledikçe bazılarından silkelenecek, bazılarına ise uzun yıllar takılacak.

Biz ne yapacağız? Bu kadar etkilendikleri gerçeğini göz ardı etmeden seçimlerimizde daha esnek olmaya özen gösterecek, onun besin çeşitliliğinden sonuna kadar faydalanması için sevmiyor olsak bile alıp, hazırlayıp, önüne koyacağız (tabi gerekli bir şeyse).

Ben artık dikkatliyim, onun hayatını zorlaştıracak, saçma takıntılarımı gerçekten sonlandırmaya çalışıyorum. Yanında koku hassasiyetimi çok belli etmemek bunlardan biri mesela…Elimden geldiğince çeşitli yemek yapmaya, bildiğim her şeyi ben sevmiyor olsam bile pişirmeye çalışıyorum.

Yukarıda yer elması dedim, çok geçmeden hatta acilen bu yemeği tattırmam lazım. Sizden bu sebzenin değişik tariflerini bekliyorum.

Sevgililer gününü iple çekenlerinizin çok güzel, heyecanlı ve mutlu bir gün geçirmesini diliyorum.

2008-02-12
Bu yazı 1052 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin