Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sepetimizdeki Tarifler

- Harika olmuş, ellerine sağlık.
- Afiyet olsun, senin için yaptım hayatım.
- Vallahi çok güzel olmuş, tarifini verir misin?
- Veririm tabii. Dur bir saniye, kağıt kalem getireyim.

Bu diyalog hiçbirimize yabancı değildir. Mutfağına biraz düşkün olanlar arasında sıklıkla geçer bu tip konuşmalar. Yenir içilir, bu haz dolu anlardan sonra sıra iltifatlara gelir ve dayanılmaz bir istekle yediğimiz güzey şeylerin tarifini isteriz. Bunu bazen, yemek yapmaya meraklı biri olarak biliniyorsak, beğenimizi ve alakamızı göstermek, bazen de o yemeğe sahip olmak isteği ile yaparız.

Bir süre sonra tarifini aldığımız yemeği yapmaya kalkıştığımızda bizi harekete geçiren iki unsur vardır. O yiyeceği yapan kişinin aldığı iltifatın verdiği hazzı hatırlamışızdır ya da yemeğin lezzetini. Çoğu kez ikisini birden… Eğer damak hafızamız zayıf ise tarifi yazdığımız kağıt parçasını nereye koyduğumuzu bile hatırlamayız.

Sepetimizdeki tarifler, bize ekonomik özgürlüğümüzü elde etmişiz gibi bir his verir. Artık her zaman istediğimiz şeyleri yapıp yiyebilir veya iltifatları toplayabiliriz. Yemek kitaplarındaki tariflerle eşimiz dostumuzdan aldığımız tarifler arasında çok fark vardır.

Yemek kitabını hazırlayan biri genellikle yemek yapmayı bileni de bilmeyeni de düşünmek zorundadır. Bu yüzden standart tariflerle yetinir. Bunda haklıdır da çünkü bir yemek hakkında sayfalar dolusu bilgi vermek ya da tavsiyelerde bulunmak, kitabı yazanın işi değildir. Bu, karşılıklı sohbetle olabilecek bir şeydir yalnızca.

Doğru ve kolay anlaşılabilir bir tarifle genellikle iyi sonuç alınır. Bundan sonrası, yemeği yapanın damak ve hayal gücünü ortaya koyabilmesine kalır. Eş dost tariflerine ise standart tarifin üzerine yaratıcılık ve cesaret ürünleri eklenir. Verilen tavsiyeler bize, yapabildiğimiz diğer yemeklerle de ilgili başka açılımlar sunar. Böylece yemekler bize ait olmaya başlar, hatta daha da ileri giderek bizim adımızla anılmaya başlar. Tarif alınırken, yemeğin adının yanına o kişinin adı da yazılır. Sanki, cesur deneyimler sonucu elde edilen güzellikler, damak zevkine düşkün insanlar arasında bir miras gibi dolanır durur.

Tabii şu da tercih edilebilir; birinde yediğimiz ve çok hoşlandığımız bir yemeğin tarifini alıp da bağımsızlığımızı ilan etmek yerine telefona sarılıp “bana bir daha ne zaman bulgur pilavından yapacaksın?” ya da “haydi o güzel kekinden yap yine, sana çaya geliyorum” demek de mümkün.

Yemeklerin, işte o zaman yapan kişilerle özdeşleşmesine imkan tanımış oluruz. Sevdiğimiz birini sırf zeytinyağlı yaprak sarmasını güzel yapıyor diye daha çok sevmemizde hiçbir sakınca yok. O da, “beni yaprak sarmam için seviyorlar” diye hayıflanacak değil nasılsa.

Gitgide birbirimize benzemeye başladığımız zamanımızda işte bir fırsat; hemen koşarak eve gidelim, örneğin bir sütlü tatlı yapmaya çalışalım. İçine en olmayacak şeyler koyalım, yeter ki bize ait olsun. Önce biz beğenelim. Belki zamanla “Ooo! Ahmet Bey’in sütlacı müthiş olur” derler.

Ali Sinan Gülsen

2008-11-28
Bu yazı 1676 kere okunmuştur.

iremirem

bu yazıyı okuduktan sonra bana ait bir yemek yapma hevesi doğdu içimde...ellerine, yüreğine sağlık...

ekinekin

Yeni evimizde, ilk misafirlerimizi agirlamadan once bu yaziyi okumak bana cok ilham verdi. Cesaret verici bu yazi icin tesekkurler, ellerine saglik.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin