Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Senin Egon benim Legom

Kardeş, çocukluğu insanın.
Nasılsa, öyle.
Nasıl başladıysa, öyle.

Çocukluk anıları, yetişkinlik hayalleri, hep kardeşte toplanır, gelir gelir onda kesişir. Kardeş kardeşi en iyi bilen, tanıyan olmalıdır Sırf bu nedenden bile.
Yok eğer toplanacağına dağılıyor, eksiliyorsa,
kesişeceğine -paralel bile değil, teğet geçiyorsa, gidiyorsa,
Kardeşler hayatla beraberce çarpışmadılarsa…birbirleriyle çarpışır dururlar sonra hayatta. Onlarca diğer şey yokmuş, veya Onca diğer kişi yetmezmiş gibi.
Hayat çok şeye benzetilebilir. Bir tanesi de tren yolculuğudur, bilirsiniz. Bineriz gideriz, bazen yanlış yanlış vagonlara. kimimizin yükü ağır, kimileri yol boyu uyur, manzarayı kaçırır, hatta ineceği istasyonu. Tren hareket halinde, bazımız kulağında kendi müziği, kitabına gömülür.

Yolculuk boyu değişik yerler görürüz –şayet camdan bakarsak-.
Değişik insanlar tanırız - yanımıza dönersek-.
sohbet ettiklerimiz, hatta cüzdanımızdan fotoğraflar çıkarıp gösterecek denli yakın hissettiklerimiz olur. bizden önce inenler olacaktır, bir daha görmeyeceğizdir.
Düşüncesiz, gürültücü, samimi, veya değil, kafasının içinde tilkiler dolaşan, hiçbirinin de kuyruğu birbirine dolanmayan,
hesapçı, fırsatçı, saf, anasının gözü, annesinin göz bebeği,
yeryüzünde gökyüzündeki yıldızlar kadar yalnız, veyahut ne yerde ne gökte,
kendini beğenmiş, kendini hiç beğenmemiş,

Biletsiz, veya apansız vagon değiştiriveren. Bir çok yolcu biner. Yol sarsar hepimizi. Kardeş, aynı kompartmanda hep yanında hissettiğidir insanın, çünkü baştan itibaren beraberdiler, biletleri beraber kesilmiştir.
Kardeş, çocukluğu insanın. Hiç kaybolmayacak olan bir çocukluk parçası insana. Ama Bakıyorum, aynı kompartmanda değil, değil aynı kompartmanda, düpedüz aynı trende bile değil kimi kardeşlerse.

Neden öyle. Farklılar da ondan mı. Beş parmağın beşi bir değil evet. Ama yanyanalardır. Tutunmak, kopmamak burada anahtar. Da, nasıl.
Benim En takdir ettiğim, beni büyüleyen anne babalar, ne o ne de bu, ne onu verebilen ne de bunu alabilen anne babalar, hayır, çocuklarını birlikte kardeş kardeş büyütebilenler olmuştur hep. Ayırt etmeden, kayırmadan. Ayırmadan. Ayrı ayrı ve beraber, haklarını vererek. Bir fırının farklı katlarında, aynı ısıda, ve bir arada.

Annelik babalık başarılar hanesinde Bundan büyük başarılar… varsa da ben çok bilmiyorum.
Fark edilmek, değer görmek çocukların ekmek gibi su gibi oyun gibi hakları, bu iki kere iki dört. Ekmeğin suyun oyuncağın yanında Bu hakkı DA onlara vererek, Anneliğin babalığın hakkını böylelikle, ve en çok böyle vererek büyütebileler... Bunu nasıl başarabildiler?
Neler ektiler nasıl baktılar tarlalarına ki ekin de hasat da verimli, ve rekolte öyle yüksek oldu. Delikanlı anneler babalar onlar. Ben böyle adlandırıyorum. Kolaya kaçmamışlar çünkü, belli.

Daha akıllı daha güzel daha yetenekli veya daha…(noktaları herhangi bir üstün sıfatla doldurabiliriz, ama birleştiremeyebiliriz) olanı görmek, onu işlemek kolaydır. Böyle yapmayı seçmemişler.

Çocukları aralarında çocukça nedenlerden çıkan tartışmalarıyla her karşılarına geldiklerinde, uğraşmışlar. Gözleri tarlalarında, her zararlıyla tek tek mücadele etmişler. Zamanında müdahele etmişler. Ki böyle olabilmiş;  ekinler sağlıklı, düzgün büyüyebilmişler. Kökleri birbirine dolanmadan, hastalıklar sarmadan. Bazılarına gübre verilir, bazıları atlanırsa, bazıları irileşir, bazıları ufak kalır ya hani. İrili ufaklı problemlerle dolar tarla da. Ne ekersek, ama esasında biraz  da, ektiğimize bakmaya nasıl devam edersek, tarlamızdan onu biçeriz, biçeceğiz. Sonradan çocuklarımızın ayaklarına batacak dikenler, ya ektiklerimizdir, ya sökmediklerimiz derler ya. İşte öyle. Ekmişler de, sökmüşler de. Ne gerekiyorsa.

-Bir anlam tohumuna rastlayacak olursam ekivereyim istiyorum oracıkta hemen. Aklımın bir köşesine. Sonra, gelip bu köşeye de : ) bu sefer de kısa komedi dizilerinden birindeki bir an oldu bana yazmalıyım, bahsetmeliyim bundan dedirten. Hem de, anne babalıkta başarısız oluş hallerinin üzerine özellikle basa basa işleyen bir tanesindeki bir an (The Middle, bahsettiğim). Oradan hareket ediyorum-. Baba, küçük kardeşiyle dalga geçen büyük oğluna müdahale ediyor. Bunu doğallıkla ve anında yapıyor. Hemen, oracıkta o an. Görmeniz lazım, yüzünü ondan yana bile dönmeden (ben insanların gözünün içine bakma yanlısıyımdır hem de çok, ama, böyle yapmakla, uğradığı hayal kırıklığını ve yüz göz olmaya niyetinin hiç olmadığı duygusunu verebiliyor), “kızkardeşini sev” diyor, cümle de bu, düz bir ses tonuyla, ve sadece bu. İki kelime ama, eğer iletişim mesajını karşıdakine geçirebilmek ve yankı bulmak ise temelde, böylesi -iki kelimeyle: çok etkili-. gerçek yaşamda yaşansa çok etkili olacağından çok emin olduğum bir anlık bir tepki. Bir Hadleri bilme çağrısı.

Annelik babalık, galiba anlardan oluşuyor. Boş bulunulmuş ve bulunulmamış belirleyici anlardan. Etkisiz elemanlar olma lüksümüz var mı. Yok. Öyle ya, Dümendeyiz. gidiyoruz. Bir çocuğun meseleleri ayrı, birden çoklarsa meseleler daha ayrı olduğu gibi, bir de daha çok. Özgüvenlerini eşitleye eşitleye büyütmeli çocukları. Ve bu dünyanın en zor, en maharet isteyen işi olabilir her an.

Ondan olsa gerek, Sayıları sandığımız kadar çok değil, birbirine sıkı bağlarla, yün örgülerle sıcak sıcak bağlı ailelerin.
Çocuklarından birinin egosunu şişirirken diğerininkini veya diğerlerininkini söndürmek. Bir çocuğunu patlayasıya yedirirken diğerini veya diğerlerini aç bırakmak gibi olmuyor mu biraz. Ve susuz, hatta havasız.

Hansel’le gretel’i ormana bırakmak gibi ve kadar acımasızca ya da? Bunu yapan, böyle yapan, bunu böyle yapan aman Tanrım, çok aile var. Ve böyle yapmakla da setler çekmiş, ketler vurmuş olan. Tarlası çoraklaşmış, ya da sular altında kalmış aileler var. Etrafınıza bakın.

Sonuç, fonksiyonunu yitirmiş aileler. Çünkü arada geçen zamanda çok şey oldu, bir şey olmadı…o da birlikti. Ayrı gayrılık kadar ne getirebilir ki ayrılığı beraberinde başka. bir saksıdaki başka başka bitkiler gibi boy atabilirlerdi   oysa ki, farklı ama birlikte. Olmamış. Birinin köküne su binmiş çürümüş, diğeri susuz, kurumuş gitmiş.

Böyle evlerde tat tuz kalmaz ki, ileriki yıllarda telefonlar çalmaz. Bir masa etrafında sık sık bir araya gelinmez, bir arada durulamaz. Uzaklarda olunulduğundan değil, uzak olunulduğundan.

''Yüreği uzaklıklar değil, bazen de göze alamadığımız yakınlıklar acıtır.'' Paulo Coelho – Zahir
Eve dönüş yolu unutulmuştur artık, masaldaki gibi yol gösteren bir kuş yoktur, ağzıyla kuş tutsa da öyle gitse eve bile hiç bir şeyin değişmeyeceğini bilmek yolu izi unutturur. çünkü hansel ve gretel gibi ekmek kırıntılarını takip ede ede, olmadı kuşların yardımıyla eve dönen çocuklar, sadece masallarda. Aynanın iki yüzü var, İlgilerini zamanında esirgemiş anne babaları o ilgisizlik geliyor buluyor benim gözlemlediğim.

Karşıdan karşıya geçerken annesinin babasının elini bırakan çocuğa Allah korusun kamyon çarpabilir. Karşıdan karşıya geçerken annesi babası onun elini bırakmışsa ya.. elini bırakıp, Kardeşiyle elele önden önden gittilerse. Hayat boyu hergün kamyon çarpmışa döner bana sorarsanız. Terk edilmenin, kaderine terk edilmenin bir türü olsa gerek o da. Fazla mı dramatize ediyorum? Belki. Bu anlam tohumu bir bonsai ağacının da, ben mi büyütüyorum?

Ama, Yanlış Bir şeyi yaptığı için affetmeyeceğimiz anneler babalar vardır hani. Dövdüğü için, bıraktığı gittiği için, istismar, işkence ettiği için. Bu anneleri babaları ise, yapmadıkları şeylerden dolayı affetmiyorum ben. De ondan. Çünkü özgüveni elinden alınmış, kardeşine verilmiş çocuklar da, bir nevi dövülmüş gibiler. İşkence görmüş, bırakılmış gibiler. Bana öyle geliyor. Benim oturduğum yerden, sahne öyle gözüküyor. büyürlerken nasıl da başkalarınınkine ek büyüme sancıları çekiyorlardır. büyüdüklerinde nasıl büyüyememiş oluyorlardır. bunların yarattığı “Büyümeme sancıları” olmalı bir de, düşündüğümüzde. Ki Her şeyin Üzerine tuz biber eker. Kardeşleri serpilirken güdük bırakılmak. Anne babalarınca hergün boy sırasına dizilmek ve hep de sona kalmak –donakalmak, ne fena olmalıdır. Ehemmiyet verilmemesi, ne tercihlerine, ne kararlarına, ne fikirlerine.

Aslında bütün olarak kendilerine…Ciddiye alınmamak burada sözünü ettiğim. Bir de üzerine, o serpilmiş olan kardeşce veya kardeşlerce güdük kaldı diye ti’ye alınması insanın. Kelimenin her iki anlamıyla birden: tanınmamak. Küçük görüldüğü için ailenin hep küçüğü olarak kalmak. Ortanca da olsa büyük de, nihayetinde hep küçük olmak. Ne fenadır.
Ne komplikasyonlar, ne komplike komplikasyonlar…Olsa gerek bunlar, içlerini saran.

Üzerinde durulması gerektiği hissine kapıldım. Fırınlarımızdan birerli ikişerli tepsiler çıkacak. Benimkinden bir tane, orta katta pişiyor o bakalım. Onda bile zorlanıyorum, camdan içeri sık sık endişeyle bakıyorum. İki veya üç tepsi birden pişmekte olsa ne yapardım bilmiyorum. Yoğurmak, beklemek, birinin altını yakmadan, öbürünün içini çiğ bırakmamak kaç kat zor olurdu. Bilmeden ahkam kestim biraz. Ama irdelemek, çocuklarını, hiçbirinin egosunu da legosunu da eksik bırakmaksızın, ve birinin egosunun berikinin legosu olmasına da izin vermeden büyütebilmiş anne babalara, hele bunu çocuklarını tek başına büyütürken yapabilmiş anneler, babalar varsa onlara, bir saygı duruşunda bulunmak istedim. Biraz övgüler dizmek, hakediyorlar zira. Ne kadar zor bir işi başarmış olduklarına dikkat çekmek istedim. Aranızda bunu yapabiliyor olanlarınız vardır, tebrik ederim, sırlarınız neler. Başlayacak olanlarınız vardır ya da, farkındalık yaratmak istedim. Yapamayanlara değil belki-ama yapmayanlara ise, iki çift lafım vardı, onlar da bunlardı.

Kardeşlik de anlardan ibaret. Nasıl yetişkinler olunulacağının köklerinin verildiği, salındığı, yayıldığı anlardan. Birbirlerini doğru tanımalı kardeşler, tanıştıklarına memnun olmalı, herkesten evvela birbirlerince sevilmeli sayılmalılar, “orada” olmalılar, bunlara ihtiyaç var. Yüzleri birbirlerine dönük ekecek, Güneş alacakları yerler bulup koyacak olan bizleriz, ki kaynaşsınlar, ve yerlerini sevsinler. Sulayacağız, can suyundan başlayarak, ki solmasınlar. Unutmayalım, aynı saksıda. Aynı muameleyle. Çiçek costuran katacaksak da, doğru oranlarda ve saksının her yerine, Homojen.

-Başka bir deyişle…Mayası iyi, malzemesi tam, İyi de yoğurulmuş…
havası alınmış, kabarcıklanmayacak hamurlardan, cıvıtmadan, ve mayalandıra mayalandıra…
kıvamını verip, düzgün düzgün de açıp, farklı şekilli -ama şekilli- kurabiyeler kesersek kalıbımızla…

ve onları fırın kağıdına serili tepsilerinde kendi katlarında pişirebilirsek Sıcaklığı iyi ayarladığımız, gözümüzü aklımızı ayırmadığımız nispette…
o zaman, mutfaklarımızdan sıcaklık ve güzel kokular yayılır çevreye, pişirebilmişizdir birarada, tamamdır o halde bizim kurabiye adamlar da.
 

2011-06-08
Bu yazı 2479 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin