Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sebze Yemeği Seviyoruz

Çocuk ve yemek konusu yanyana gelince büyük laflar konuşmak, yazmak ve söylemek taraftarı değilim. Ama söylemek istediğim bir kaç şey var.

Tüm anne-baba sitelerinin ortak konularından biridir; yemeyen çocuk, sebze sevmeyen çocuk, iştahsız çocuk...

Çocuğumuz yesin diye devirmediğimiz yemek kitapları, denemediğimiz tarifler kalmaz. Yok sonuç alamayız...Vicdan azaplarımız artar, onların büyümediğini düşünür üzülürüz.

Ben de içinde gelgitler yaşayan bir anneyim. Ama ben çocuklarıma sebze yedirmeyi, hatta sevdirmeyi becerebildim. Benim bile sossuz tahammül edemediğim brüksel lahanasını sadece haşlanmış haliyle yiyen ve mmm diye sesler çıkararak yiyen yedi buçuk yaşındaki kızımı gördükten sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Tüm çocukluğu yemek sorunları ile geçmiş, iştahsız çelimsiz bir çocukken mızmız bir ergene dönüşen ardından da üniversiteyle adım attığı yurt hayatından sonra tombul bir obur haline gelen ben, devamında etçil bir işkolik, sadece hamurişi tüketen zamanı olmayan zamane çalışanından çorba, ana yemek, sebze, salata, tatlımızı da eksik etmeyelim diyen yeni evliye dönüştükten sonra memleket değiştirdim. Bu değişikli bana yaramış olacak ki kısa zamanda doğal ve doğru beslenme konusunda adım atmaya başladım. Pazardan alınan taze sebzelerle tanışıklığım öyle çok hoşuma gitti ki, anne adayı olmam da beslenme konusunda kafayı yormama yardımcı oldu. Yeni tatlarla tanıştım. Düzenli ve dengeli beslenmenin sağlık için ne kadar önemli olduğunu kavramam hayli zaman almıştı ama doğru yoldaydım. Üstelik bu yolculuğa çıkarken küçük, sevimli, meraklı, bir o kadar da bilgisiz bir yol arkadaşım vardı.

Tüm dış seslere kulak tıkayıp yol arkadaşımla beraber bir yemek yolculuğuna çıktık. Yaşadığım ülkenin çocuk doktorlarının önerilerine kulak vererek (Fransa), doğduğum büyüdüğüm ülkenin tatlarını da araya serpiştirme isteği ile başladık maceramıza. Uzun ve zorlu bir yolculuktu...Ben bu yolculukta eve aldığım tüm sebze ve meyveleri ilk tadan oluyordum, sonrasında küçük yol arkadaşıma bunların hayatı için nasıl önemli olduğunu anlatarak (bilimsel bir anlatmadan çok, merhaba ben yeşil ağaç, yani brokoli, beni yersen sağlıklı olursun diye gelişen konuşmalarımız gün geçtikçe evet vücudundaki hücrelerin bu yeşilliklere ihtiyacı var, bağışıklık sistemini güçlendirmek için bunlardan yemelisin, ama hasta olmayı tercih edersen yemeyedebilirsin diye devam ediyor) onu bu dünyaya dahil ediyordum.

Püre ve bir şey suyu olayını fazla uzatmadan haşlanmış sebzelerle ve çiğ meyvelerle (doktorların tavsiye ettiği sürelere kadar püre, lapa, meyve suyu şeklinde devam etmiştir maceramız) tanışıklığa başladık. Ardından çiğ sebzeler de geldi. Ben ağız alışkanlığı yıkarken çiğ çiğ tadına baktığım brokoliden ya da lahanadan kızıma da vermeye başladım. Pırasa ile diş kaşıma antremanından sonra bu sunumlarım ona hiç şaşırtıcı gelmiyordu.

Kırmızı dolma biber, havuç, şalgam, kırmızı pancar, acı olmayan küçük turplar, domates, hindiba, salatalık çiğ olarak tükettiğimiz sebzeler olarak günlük hayatımızın bir parçası. Ben tüm sebzeleri çok az suyla ya da buharla haşlayarak, servis sırasında da zeytinyağı ya da tereyağı ile lezzetlendirerek yapıyorum. Klasik soğan kavurmalı, salçalı yemeklerin oranı azaldı soframızda. Büyük kızım bakliyatları da severek yiyen bir çocuk. Küçük kızımda (3,5 yaş) biraz zorlansam da, zira onun damak zevkinin farklı geliştiğini biliyorum hiç şaşmadan bu menülere devam ediyorum. Süt ağrılıklı sabah seansından sonra et, mutlaka bir sebze ve tahıl ağırlıklı bir tabak hazırlıyorum ardından tatlı ya da meyve. Büyük kızım okulda yediği için sadece tatil günleri bize katılabiliyor. Akşam etin sindirimi zor olduğundan ya sebze ve kolay sindirilen bir bakliyat ya da tahıldan oluşan bir öğünümüz oluyor ya da benim sihirli çorbalarımdan yapıyorum. Sezona ve eldeki malzemeye göre yapılmış, süt, tereyağı, beş tahıl unu, kimyon, nane ve maydanoz ile tatlandırılmış çorbalar. Ardından yine tatlı, yoğurt ya da meyve. Onun dışında burada gouter denilen ve genelde okul çıkışına rastlayan öğünde ise elma, yoğurt ve zaman zaman da kek, bisküvi gibi şeyler oluyor. Büyük kızım kek, bisküvi, şeker ve çikolata gibi gıdaları sevmediği için evde yapılmış bir krep ya da ekmeğe sürülmüş nutella da onun için daha cazip olabiliyor. Küçük kızımın özellikle çikolatalı ürünlere hayli işstahı olduğu ve şimdi kilo sorunu olmasa bile gereksiz şeker ve yağ yüklemesi yapmamak için hazır satılan bisküvi ve keklerden uzak durmaya çalışıyorum. Bunları sınırlı sayıda veriyorum. O tür katkı maddeli ürünler yiyeceklerine, taze bir ekmek ve meyve yesinler mantığındayım.

Bazen çocuklarım saatlerce birşey yemeden duruyorlar. Mesela bir yere yemeğe gidiyoruz ve alışık olmadıkları yiyecekler var karşılarında. Zorlamıyorum. Acıktıklarında vermek üzere ufak atıştırmalıklar taşırım hep (kuru meyveler, fındık, fıstık falan) Bunlarla yoğun açlıklarını bastırdıktan sonra evde güzelce yediririm.

Beslenme bebeklikten başlayan bir alışkanlık. Öncelikle beynimizde karmaşa yaşatan beslenme ve karın doyurma kavramlarını ayırmamız gerekir. Her karnımız doyduğunda doğru beslenmiş olmayız. Sırf karnı doysun diye yedirilen şeylerin faydalı olduğunu düşünmüyorum.

 Çoğunluk karşı çıkacak ama sırf sebze yesin diye sebzeyi sevdikleri yiyeceklerin içine katmayı doğru bulmuyorum. Ben kendim sebzenin karışık sunumunu ancak çorbalarda yapıyorum. Onun dışında sebze kendi doğal haliyle, mümkünse fazla pişirilip vitaminleri ölmeden tüketilmelidir. Ben bu konuda inatçı davrandım. Önce kendimin sonra da çocuklarımın sebze ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanmasını sağladım. İlk besin denemelerinde hiç bir şeyi birbirine karıştırmadım. Her sebze ve meyvenin kendi tadını almalarını sağlayacak şekilde sundum. Parçalı yiyebileceklerine inandığım andan itibaren püre şekline getirmeden verdim. Şimdi iki kızımda beslenme alışkanlıklarını belirlediler. Küçük kızım denemeler konusunda daha tutucu ama ben de onun kadar kararlı ve istekliyim. Tek önerim, benim çocuğum yemiyor dediğiniz an kendi menünüze bakın, yok hayır ben herşeyi düzenli yiyorum, hem sebze hem et yerim diyorsanız yine de ısrar ediyorum kendi beslenme şeklinize ve yemek tariflerinize bir bakın. Mutlaka bizden kaynaklanan bir yanlış vardır ve çocuğumuza yeterince doğru örnek olamamışızdır. Çünkü doğdukları andan itibaren anne sütü ya da mama ile beslenen bebeklerin damak zevklerinin gelişiminin gerek hamileliğimizde, gerekse onun ilk besinlerle tanışmasında izlediğimiz beslenme davranışlarından kaynaklandığına inanıyorum. Uzmanlar yanıldığımı söyleyebilirler. Ama bu benim beslenme konusundaki düşüncelerimi değiştirmez. Çocuklarımı sağlıklı olduğuna inandığım şekilde beslemeye devam edeceğim. Mümkünse katkılı gıdalardan uzunca bir süre uzak tutarak. Bunları yaparken en önemli şey onların bana inanması ve beslenmeyi sağlıklı olmak için devam ettirmeleri. Bu bilinci aldıktan sonra kendi yollarında güvenle ilerleyecekler.

Basit tarifler,

Çiçekli Enginar
Kabukları soyulmamış taze enginarlar alınır, iyice yıkanır, fırça yardımıyla kabukları iyice temizlenir. Ardından bir miktar su ile düdüklü tencerede 10 dakika falan haşlanır. Soğumaya başlayınca büyükçe bir tepsinin ortasına konur. Evde birden fazla çocuk varsa en önce çiçeği bulmak oyunu ile kabuklarından başlayarak yenilir. Kabukların bir kısmı yenilebiliyor çünkü, anlatması çok zor ama kabuğu dişleyerek bunu başarabilirsiniz. Enginara ulaşmak için tüylü kısmı temizlemeniz ve mümkünse biraz sap bırakmanız gerekecektir. Bu şekilde enginar bir çiçek şeklini andırır, yemesi çok lezzetlidir, hele bir de ardından su içilirse ağızda çok güzel bir tat bırakır.

Pırasalı tart
Tart hamuru, milföy hamuru , pizza hamuru aklınıza gelebilecek bir zemin hamuru hazırlayın. Biz çoğunlukla milföy hamurunu tercih ediyoruz. Bir tavada tereyağında, yıkanmış ve çoğunluk beyaz kısımlardan oluşan pırasaları bir miktar tuz ve biraz da şeker yardımıyla pişiriyoruz, çok öldürmeden üzerine biraz süt ya da isteğe bağlı krema gezdiriyoruz. Pırasalar orta karar piştikten sonra soğumaya bırakıp tart hamuru üzerine yayılıyor. Önceden ısıtılmış fırında hamur pişene kadar fırınlanıyor. Ilıyınca dilim dilim kesilerek afiyetle yeniyor.

Uzun İnce Yeşil Fasülye
Burada en çok bulunan bir nevi sırık fasülye gibi, içi dolu olmayan genelde tunus fasülyesi olarak tanıdığımız fasülyeler buharda ya da suda pişirilir. Bir miktar diri kalmalarında fayda vardır. Pişirme suyuna sarmısak konursa lezzeti artar. Piştikten sonra üzerine zeytinyağı ve limon gezdirerek (Limon çocukların favorisi değil) yenileceği gibi, buradaki bir arkadaşımın tarifine göre haşlanan bu fasülyeler az yağda sarmısak ve rezene tohumu ile hafifçe kavrularak da çok lezzetli hale geliyor. Ben fasülyeyi zaman zaman tereyağ ile de tatlandırıyorum. Bunun için piştikten ve hala sıcakken üzerinde biraz tereyağı gezdirerek yapmak yeterli oluyor. Çocuklar hem zeytinyağlı, hem tereyağlı olanı da seviyorlar ama rezene tohumlu olana henüz alışmadılar.

Bunun gibi basit ama sağlıklı onlarca yemek pişiyor evimizde. Genellikle öğlen ayrı, akşam ayrı sebze ile tamamlıyorum menüleri. Pişen sebzelerin yanında çiğ tüketilen sebzelerden de 2 ya da 3 çeşit sunmaya dikkat ediyorum. Sezon meyveleri, bunların haricinde yaban mersini, ahududu gibi kırmızı ağırlıklı meyveleri sıklıkla tüketiyoruz. Büyük kızım fındık, yer fıstıgı, kaju fıstığı gibi yemişleri severek yiyor. Kuru üzümü okul çantasına sık sık koyuyorum. Kuru kayısı, erik pestili sevdikleri arasında, düzenli pekmez ve bal yiyor. Küçük kızım henüz sert kabuklu gıdalara alışkın değil. Ama kaju fıstığını o da seviyor. O daha çok hazır olarak satılan ay çekirdeği içi ve kabak çekirdeği içini seviyor.

Onlarla ben de güzel beslenmeyi öğreniyor ve sağlıklı kalabilmek adına yepyeni ama doğal tatları deniyorum.
Son olarak buradaki bir arkadaşımın tariflerinden birini yazacağım,
Pancar Suyu
Çiğ kırmızı pancar, yeşil elma ve havuç sert meyve sıkacağında sıkılıp karıştırılır. İsteğe bağlı olarak limon ve zeytinyağı eklenerek içilir. Ben sadece limon tercih ediyorum. Ama harika bir karışım. Mutlaka deneyin.

Beslenmek güzel, doğal olanı ve en az katkılı olanı daha güzel....

SunA.K.

gnaydngrasse.blogspot.com

 

2011-08-24
Bu yazı 2535 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin