Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Sadece İyi Patatesler

Reklamcılık “kafa” işi mutlaka ki, ve kafa işleyişleri bir farklı oluyor reklamcıların. Ben bazı zaman, pekala...çoğu zaman, büyülenmiş buluyorum kendimi. Dahiyane fikirleri, ve o fikirleri dahiyane şekillerde işliyor oluşları karşısında.

Nereden gelir akıllarına böyle şeyler. Kafa kafaya verip, konulara prizmatik, hatta renkli pırıldayan bir kaleydeskoptan bakar kaleydeskoplarını da dönüp bize cömertçe uzatır gibiler, gördüklerini görebilelim, uzanıp alabilelim diye.

Gifted onlar. Bir armağan bahşedilmiş: Farklı bakabilme, görebilme, bir de üstüne, gösterebilme yeteneği. Duyguyu da verebilerek. Güzel cümlelerle bezeli düşünme baloncukları da var hem.

Şu hazır patates ürünü reklamı…naif ne kadar naif; öyle olunca nasıl ben düşünemedim dedirtiyor; ve ama derin, işte o noktada zaten, kendine beni hayran bırakıyor.

Nasıl da erdemli erdemli bize bakıyorlar. Dört patates “kafa”dan bahsediyorum. Bir hazır patates yemeği markası.

Markanın iddiası üründe sadece ama sadece iyi patatesleri kullanıyor oluşları. Reklamda dört iyi patates, dört iyi insanla özdeşleştirilmiş. Marka kendisine yüz olarak onları peylemiş. Hepimiz için bildik dört figür. Mahatma Gandhi. Dalai Lama. Rahibe Teresa ve Robin Hood. Birkaç iyi adam. Bir de iyi hanım. Bütün zamanların en iyileri. İyi olan her şeyi temsil ediyorlar. İyi olmak…seçilen kavram bu; markanın bırakmak isteği izlenim, iz bu; başka şeyde gözleri yok, ve “türünün iyisi olmak”la “iyi biri olmak” arasındaki paralel geçişler reklamcılarca tek bir kareye daha doğrusu bir araya geldiklerinde bir bütünlük arz eden dört ayrı kareye sığdırılmış, toplanmış, önümüze konulmuş.

İyi fikir diye buna rahatlıkla derim. Görür görmez fikrin arkasında buluyor insan kendini, yani ben orada buldum. Bu dört figür iyi etüt edilmiş anlaşılmış, sembolleri haline gelen birkaç ayrıntı patateslere itinayla ve sakince nakşedilmiş. “Sade”ce. Bir abartı olsun yok. Teresa’nın mavi çizgili beyaz sari’si, Gandhi’nin gözlüğü ve keçisinin yününden basit el çıkrığı ile eğirdiği yünlerden ördüğü dhoti denen beyaz bezden alçakgönüllü giysisi, Robin Hood’un tüy takılı kepi, okları, Dalai Lama’nın seremoni kostümü hatta omzuna atılı, güç sembolü leopar pojyası bile..Kaş göz çizilmiş, ama öyle bir ifadelendirmişler ki, iyilikleri yüzlerinden okunuyor. Onların da, patateslerin de.

İyi olan bir şeyler vermek istemişler (bu temele oturtulan her şey karşısında şapka çıkartırım). Ve sadece iyi patatesleri almışlar. Kötüleri, biraz kötüce veya biraz iyice olanları değil, iyi olanları. Kafa dengi reklamcıları da iyiye kafa yormuşlar. “İyi” iş çıkarılmış olmuş böylelikle. Kafa golü bir nevi. Yaşamadaki ve iş yapmadaki bu iyi dikişleri takip etme, iyi dikiş tutturma dürtüsünün genele yayıldığını hayal edebiliyor musunuz. İyi olma kaygısının hüküm sürdüğü… “arada kaynar” cinliğinin, araya kötü olanları da kakalamaların artık olmadığı bir etraf. Her şeyin iyisi. Herkesin “iyi”si. Şimdi bu fikre kapılınmaz mı?

Sadece iyi olan arkadaşlar. Sadece iyi ve saygılı davrananlar. Sadece işinde iyi olan elemanlar. Sadece iyi niyetle ve iyi hazırlanmış programlar. Sadece iyi malzeme. Sadece iyi siyasetçiler. Sadece iyi davranış kalıpları, tutumlar.

Sadece iyi patatesler. Sadece iyi.

Kafalarını yaptıkları işe, karşılarındaki insana tam manası ile verenler. Kalplerini de.

Böyle yapmayı kafalarına koyanlar. Kalplerine de.

Genele yayılabilse, “yeni normal” bu olsa. Hayır çünkü öyle olamadıkça, maraz doğuracağından hep korkacağız. Mark Twain’in dediği gibi…“İyi olun, bakın görün yalnız kalacaksınız…” Yalnız ve zararını görmüş. Evet, genele yayılmadıkça böyledir bu.

Bu “iyi” reklamdan aldığım ilhamla, iyi bir tarifi paylaşmak istiyorum sizinle. Ama bundan önce, iyi şeyler yapmış dört iyi insandan, dört iyi düşünceyi:

“Yapabiliyorsanız, başkalarına faydanız dokunsun. Bunu yapamıyorsanız eğer, en azından onlara zararınız dokunmasın”.

Dalai Lama

“En büyük hastalıklardan biri sanırım ki, birileri için hiç kimse olmamız, hiç kimse için birileri olamamamız olurdu..”

Rahibe Theresa.

“Dünyada görmeyi arzu ettiğiniz değişim, siz ta kendiniz olmalısınız. Ya da değişimin kendisi bizzat siz..!”

Mahatma Gandhi

Bu da, Robin Hood’dan benim en sevdiğim replik, altını çizmişim: “Hedef şu, vurabilir misin dersin” diye sordu Küçük John. “Oh! Evet!” diye cevap verdi Robin, güvenle.

İşini işi yapıyor olduğunu bilmenin getirdiği kendine güven, iyi olma yönünde değişime açıklık, iyi olmak suretiyle birilerinin gözünde önem kazanmak; ve kötü olmamak, kötü yapmamak yönünde gayretler sarf etmek.

Bu gösterdikleri bize, çook iyi yönler ve taraflar.

“Yapabileceğiniz tüm iyiliği yapın, yapabileceğiniz her şekilde, yapabildiğiniz herkese, yapabildiğiniz her yerde, yapabildiğiniz her zaman, yapabildiğinizce iyi ve yapabildiğinizce uzun zamanlar boyu yapın”. Bu söz de, (sözü geçen reklamda bir patates kafası yok, çok da tanımıyoruz, ama, “iyi” söylemiş), John Wesley’e ait.

Tarife gelince, tabii ki içinden patates geçiyor :^) ve adı da İnce Patates Şeritleri. Çin’den. Şerit şerit kesme faslı haricinde, emin olun ki hiç zahmetsiz. Değişik ve çok da lezzetli.

Malzemeler: 1 taze (ve iyi :^) patates. Yarım havuç. Yarım yeşil veya kırmızı tatlı biber. 1 taze soğan. 1 yemek kaşığı susam yağı. 2 baş sarımsak. 1 buçuk yemek kaşığı pirinç sirkesi. 1 buçuk yemek kaşığı light soya sosu. Bir çimdik şeker. Yarım taze soğan.

Patatesi ve havucu soyup olabilecek eeen ince şeritler halinde, jülyenden bile daha ince, neredeyse kibrit çöpü kadar ince ve uzunca parçalar halinde, biberi ve taze soğanı ise iincecik yarım halkalar halinde doğrayın. Şerit patatesleri şoklayın, yani önce kaynar suya sokup çıkarın, sonra da buzlu suya koyun. Bu şekilde hem yapışmadan kalmaları hem de kararmamaları sağlanmış oluyor ki çok önemli.

Tercihan bir wok’ta, veya da tavada, susam yağını ısıtın, ince doğranmış sarımsak, kırmızı biber halkaları ve havuçları bir dakika soteleyin. Bu zaman zarfında patatesleri süzgeçten geçirerek sularını süzün. Hemen tavaya alın ve bir dakika hızlı karıştırmak suretiyle onları da soteleyin. Pirinç sirkesi, şeker ve soya sosunu ilave edin. Bıraktığı suyun koyulaştığını görene kadar 4 ya da 5 dakika tavada hoplatın. Taze soğan şeritlerini ekleyin, birkaç kere daha hoplatın, ki hepsi karışsınlar, hepsi bu, servis edin.

İyiye saygıyla,

 

2009-02-05
Bu yazı 1049 kere okunmuştur.

sevgihansevgihan

mrb nazlımcımm....bende artık guzel yazılarından mahrum ettı bızı ne zamandır yazmıoo dıyordumm ( bu arada bende uzun zamanduır gıremıyorum) bu ne guzel bı paylasım dıger yazınıda okudumm arkadasım kutlarım senıı yuregıne ve parmaklarına saglıkk :)))) parmakların dert görmesın .....sevgıler bır zamanlar sevgı dolu teyze den selam ve saygılar cnmmm

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin