Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Puset ve Uçak Bilmecesi

Bütün Eylül ayı boyunca ettiğim dualarım kabul oldu. “Nasıl olacak da olacak acaba” diye uykularımı kaçıran Sydney – Ankara yolculuğumu kazasız belasız, çok da fazla ağlama zırlama olmadan tamamlayıp annemin evine kavuştum.

Küçük çocukla seyahat etmek niyetinde olanlara benden tavsiye; mümkünse yolunuzu bölün, bir yerlerde bir arkadaşınızda falan kalın. Ben Dubai’de çok sevdiğim bir arkadaşımda 3 gece konakladım ve Ankara’ya çok daha rahat bir şekilde indim. Hem iki çocuğun uyku düzenleri biraz rayına oturdu hem de 24 saat direk uçakda havalimanlarında geçirmektense 14 + 4 + 1 falan gibi daha kısa aralıklarla uçak yüzü gördüler.

Bu benim 2 çocukla ettiğim ilk seyahatimdi ama şimdiye kadar sadece Lara ile beş altı defa değişik ülkelere gitme imkanım oldu. Hep pusetimizle, el bagajlarımızla seyahat eder ve hiçbir zorluk çekmeyiz. Ne hikmetse şu İstanbul havalimanında çektiğim eziyeti başka hiçbir havalimanında yaşamadım. Kaldı ki, geçen seferde Lara ile Türkiye’ye geldiğimizde yine benzer olaylar yaşamış, yine inlerim cinlerim tepemde inmiştim Ankara’ya. Yani 3 sene içinde bir arpa boyu ilerleme olmamış.

Kast ettiğim olay bir ebeveynin uçaktan indiğinde pusetinin uçağın kapı girişinde hazır bekliyor olması olayı. Bebekle veya küçük çocukla seyahat edenler bilir; istikametinize vardığımızda, sinirleriniz yıpranmıştır. “Aman etraftan bir şikayet gelmesin” diye gösterdiğiniz üstün gayretten dolayı yorgunsunuzdur, eliniz kolunuz çanta ve bilimum ıvır zıvır ile doludur; kısaca gerginsinizdir.

Bu sefer İstanbul’a inerkenki halimi kısaca tarif edeyim; Lara’nın elinde ısrarla aldırdığı nerdeyse kendisi büyüklüğündeki çekçeki (buda tıka basa oyuncak ve kitapla dolu olduğu içinde kendisinden de ağır vaziyette), benim bir kolumun altında Kayra bebek, omzumda asılı hem el çantam hem de buyukçene bebek çantası, diğer elimde de kendi çekçekim.

Ben istiyorum ki, şu uçaktan indiğimde puset orada olsun. Kayra’yı ona oturtayım, bebek çantasını asayım pasaport kontrolüne insan gibi gidebilelim ama tabi ne gezer…

Allahtan yardımsever milletizden halime acıyan bir vatandaş elimden çekçeki ve bebek çantasını falan aldı ve pasaport kontrollerine kadar taşıdı.

Puset bavullarla çıkacakmış, başladık beklemeye. Bizim bavullar çıktı, herkesin bavulları çıktı, herkesler çekti gitti, bizim puset hala yok ortada… Kucağımda ağlayan bir bebek, yanımda söylenen Lara, beni iç hatlara geçirmesi için yardımcı olacak olan bir hamal şeklinde bekleşip duruyoruz.

Yer hizmetlerini artık taciz etmeye başlıyorum “nerde bizim pusetimiz, bu kadar da olmazki” diye. Efendim pusetler tüm bavullar çıkartıldıktan sonra yer hizmetleri tarafından şahsen getirilirmiş, hakikatende indikten tam bir buçuk saat sonra puset geldi önüme. İnanın dünyanın hiçbir yerinde böyle bir rezillik görmedim. Puset zaten normalde en son uçağa yüklenir çünkü tam uçağa artık binecekken teslim edersiniz. Dolayısıyla da en çabuk ve kolay çıkarılması gereken eşyadır. Niye uçaktan en son indirme ihtiyacı doğar, niye bir aileye bu kadar eziyet çektirilir, niye illaki kulağımızı tersten gösterme gibi bir huyumuz vardır veya niye her bir şeyini kopyalamaya uygulamaya bayıldığımız yabancı memleketlerin iyi güzel insanları insan yerine koyan unsurları kopyalayamayız anlamıyorum.

Hadi biz Türküz çoğu şeyin böyle işlediğini kanıksadık, ülkemize gelen bir yabancı kucağında bir buçuk saat boyunca bebeği ile beklemeye mecbur bırakıldığında ne düşünüyordur acaba???
Aslı

2006-11-05
Bu yazı 1274 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin