Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Onlar mı, Bizler mi?

Hiç down sendromlu bir çocukla tanıştınız mı? Onlarla oturup sohbet ettiniz mi? Onların kendi dünyalarında herkese en sıcak halleriyle ‘merhaba’ diyebileceklerine tanık oldunuz mu?

Ben bu şansa kavuştum. Down sendromlu bir akrabam var benim. Hayatımda tanıdığım en sempatik, en olduğu gibi ve en içten pazarlıksız insanlardan biri. Telefon açtığınızda size dünyanın en önemli insanı olduğunuzu hissettiren, görmeye gittiğinizdeki sarılması insana huzur veren bir akraba.

Onun dünyasında kötüyle ilgili hiçbir şeye yer yok; gözünde ve gönlünde her şey ve herkes iyi. Etrafta normal tanımlamasına girip bir sürü anormal hal, tavır ve davranış içerisinde olan insanlardan çok daha normal. Kartları hep açık, blöfü hiç yok...

İki sene önce Karaburun sahilinde bir kafede oturuyoruz. Dört kişilik masamıza beşinci olarak bir misafir geliyor. Kendi kendini davet edip, oturuyor. Önce sırtı bize dönük, elinde cipsi gün batımına dalmış, belli ki çok derinlerde bir yerlerde. Merhabalaşıyoruz. Bir süre sonra bize doğru dönüp sohbetimizi dinliyor.

Sorularımıza cevap vermek modunda değil ama yine de adını mahcup bir tebessümle söylüyor. Down sendromlu Mehmet öyle sakin, öyle beyefendi ki, biz bile kendimizi raptı zapta alıyor, hararetli konuşmalarımıza çeki düzen verip daha sakin muhabbet etmeye başlıyoruz. Sonra yavaşçana çekiliyor. O dalgın, mahzun ama bir o kadar da sıcak hali hepimizi darmadağın ediyor. Onun tanımadığı insanların yanına ilişmek pahasına da olsa seyretmekten ödün vermediği akşamın doğuşunu kaçırıyoruz. Biz yapabilir miydik?

Down sendromu bir hastalık değil, bir genetik farklılık. Kromozomları 46 yerine, 47. Görüntüleri, konuşmaları farklı olsa da, bu onları toplum dışında değerlendirilmesi gereken bireyler yapmıyor, yani bence yapmıyor.

Onlarda her insan gibi kendilerine özgü kişilik ve yeteneklerle doğuyorlar. Bazısı müziğe, bazısı resme, bazısı spora karşı yetenekli oluyor ve müthiş bir performans sergileyebiliyorlar. Gelişimlerinde çevresel faktörler ve eğitim çok önemli rol oynuyor. Down sendromlu çocukların ailelerine çok iş düşüyor. Sabır ve sevgiyle birlikte gerekli desteği aldıklarında ve olanak verildiğinde normal bir yaşam sürüp, kalıcı işler öğrenebiliyorlar.


Ülkemizde engellilerin yaşadığı sıkıntılar büyük. Engelli veya özürlü tanımlamasına dahil olanlar zaten zor olan yaşamlarını sürdürmeye çalışırken bir de toplumun desteği yerine kösteğiyle karşılaşınca daha rahatsız oluyorlar.

Bedensel engellilerin fiziki aktiviteleri sınırlı olsa da, masabaşı işlerde çalışabilecekleri gerçeğini çoğu kurum gözardı edip, önceliği bir tarafa bırakın olanak bile vermeye çekiniyorlar. Sebep bilinmez! Özürlüler ise destekleyici eğitimin sınırlı olmasından dolayı bir kısır döngünün içerisinde gidip geliyorlar. Şanslı ve imkanlı olanlar ise bu döngünün dışında daha eşit bir yaşam sürdürüyorlar.

Toplumumuzun parçası bu bireylerin yaşadıkları zorlukları algılayabilmek için illa televizyonlarda duygu sömürüsü yapan ve aynı kareleri dönüp dolaşıp binlerce kez gösteren abuk programlara mı ihtiyacımız var? Engelli veya özürlü aileleri artık bıkmış sesini duyuramamaktan, çözümleri kendi kendilerine üretmeye çabalıyorlar.

Onlar bizim bir parçamız, yolda görünce bön bön bakmak değil, onları tanımak ve anlamak tek yapılması gereken. Garip olan onlar mı, biz mi? Yoksa ortada bir gariplik mi var?

Onların sevgisi bizim sevgimizle büyüyecektir zira kalpleri dünyayı içlerine alacak kadar büyük.

Zümrüt

2006-11-13
Bu yazı 1016 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin