Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Okul Yemeği Yemiyorsa

Detaya girmeyeceğim ama bu kadar uzun zamandan beri yazı ekleyemememin ciddi sebepleri olduğunu sitenin sadık ziyaretçileri olarak bilmeniz gerektiğini düşüdüm.

Hastaydım, hem de çok. Hastane ve yatak istirahati safhalarından geçmek zorunda kaldım. Zor günlerdi ama artık daha iyiyim, inşallah kısa zamanda da tamamen atlatacağım. Sitemde artık hastalıklardan bahsedip, kimseye sıkıntılarımı yansıtmak istemiyorum. Pozitif düşüncenin gücüyle ve yakınlarımın desteğiyle yeni seneye sağlıklı, dinç ve dinamik girebilmek, tüm seneyi de bu şekilde geçirmek en büyük dileğim. Bundan sonra başkalarını teselli ederken sık sık söylediğim “herşeyin başı sağlık” temennisini keyifsiz tecrübelerime istinaden daha da inanarak ve kendim için de uygulamaya çalışarak tekrarlayacağım. Sağlıksızlık gerçekten kötü birşey ama kesin olarak insana “buna da şükür” demeyi öğretiyor...

Çocuğunuz burnunuzun dibinde değilse yemek saati geldiğinde “inşallah yemiştir, inşallah doymuştur” diye aklınızdan geçiriyorsunuzdur. Ben bunu hemen hergün yapıyorum. Okul dönüşü mutlaka yemek konusu ile ilgili sorularımı soruyor, sonra bir acele beslenme çantasını açıp bugün ne yemiş, ne kadar yemiş diye kontrol ediyorum. Okul ilk açıldığında beslenme çantası bomboş geri geldiğinde çok mutlu olup “aferim oğlum” diye tebrik ediyordum. Sonraları Kaan’ın bu çanta içindeki yiyeceklerini arkadaşlarına dağıttığını öğrendim.

Paylaştığına sevineyim mi, yoksa kendi hepsini bitirmedi diye üzüleyim mi şaşırmıştım. Sabah dört dörtlük kahvaltı hazırlamanın yanı sıra bu sene beslenme çantasına cezbedici yiyecekler hazırlamak benim için değişik bir sınav oldu. Ama galiba artık bu konuda iyice tecrübe kazandım.

Çocuklar büyüdükçe ve sizden bağımsızlaşmaya başladıkça yemek konusunda kontrolünüz elden gidiyor. Bakın oğlum okul sonrası katıldığı çalışma okulundaki öğlen yemeklerini yemiyormuş. Bana kendi anlattı. Yemen lazım, eve gelene kadar aç kalamazsın, hem illa ki seveceğin birşey vardır diye ikna etmeye çalışmama rağmen sonuç alamıyoruz. Kafayı takmış bir kere.

Geçen gün kabak dolması varmış, yine yememiş. Halbuki ne çok sever. Sevdiğin bir yemek varmış, neden yemedin şeklindeki soruma “seninki gibi değildi” diye onore edici bir cevap vermişti. Baktı ki ben tebessüm ettim bu cevabı değişik versiyonlarını da türeterek klişe haline getirdi. “Sen benim ahçı annemsin; sen süper yemek yapıyorsun; sen, sen,sen...” diye beni avlayacağından emin artık. Yememe mazereti olarak beni öne sürüyor küçük adam.

Ben yine de vazgeçmiyorum! Herkesin yemekleri birbirine benzemeyebilir, belki benimki senin için daha güzeldir ama eminim onlarınki de güzeldir şeklindeki sıkıcı konuşmalarımı yapmaya devam ediyorum ama okul yemeği performansında tık yok! Kaan’ın spagettiye bile burun kıvırması hayret edilecek birşey ama bunun için de gerekçesi hazır. Spagetti üzerine bizimki gibi sos hazırlamayıp, yanında kaşar rendesi vermiyorlarmış! Eh okul ne yapsın, her çocuğa göre özel hazırlık ve sunum yapamazlar ya.

Bilmem fark ettiniz mi, düzenli ve yeterli yemek yemeyince çocukların sinirleri bozuluyor. Hey heyleri tepelerine çıkıyor, ders çalışırken anlama ve algılama kapasiteleri düşüyor. En fenası bu yememe durumu alışkanlık yapıyor. Atıştırma saatine kadar idare edip, bu saatte sevdikleri birşey varsa üzerine balıklama atlıyorlar. Sunulanları yine sevmez ve yemezlerse bu sefer bir uyuşukluk çöküyor üzerlerine, sanki hasta gibi oluyorlar.

Böyle bir durumun farkına varınca annelere akşam yemeklerinde daha besleyici, daha doyurucu, daha lezzetli diye diye beyin fırtınası yapmak düşüyor. Salata da yesin, mercimek de olsun, bulgur da çok besleyici, tatlısı sütlü olsun telaşıyla akşam mönülerini zenginleştirmek için çaba sarf etmek aslında çocukların yemek yeme kapasitelerinde bir değişikliğe yol açmıyor. Onlar yine yiyebilecekleri kadar yiyorlar. En olması gereken az da olsa her öğün düzenli ve çeşitli yemeleri.

Kaan’ın birinci okul toplantısında öğretmeni biz velilere iki konunun öneminden bahsetmişti. Uyku vakitlerinin en geç 20.30 olması ve sabah mutlaka kahvaltı ederek okula gelmeleri. Öğretmenin ders dışında bu iki konunun altını çizmesi o gün çok hoşuma gitmişti çünkü gerçekten benim daha önceki yazılarımda da aman ha dediğim gibi uyku ve beslenme konusu özellikle ilkokul öğrencilerinin başarı ve okuldaki mutluluklarıyla tam da düz orantılı konulardı.

Hem uyku, hem beslenme ne kadar da zorlu iki konu başlığı değil mi? Uyku saatlerini istikrarlı davranarak çözmek daha mümkünken, yemek konusu çok daha mücadeleli geçebiliyor. Diyebilirim ki etrafımdaki 10 çocuktan beşi sürekli aynı yemekleri yemek isteyecek kadar saplantılı bir şekilde feci şekilde yemek seçiyor. Fecinin fecisi de bu çocukların anneleri “yapacak birşey yok, deniyorum olmuyor” diye duruma eyvallah diyor. Sonra her akşam benzer yemekler sofrada küçük sultan ve paşaların önüne servis ediliyor. Gerçekten Türk çocukları neden bu kadar çok yemek seçiyor sizce?

Konu çok önemli, serde çocuğun önce sağlığı, sonra gelişimi ve hatta okul başarısı var. Sizden uzaktayken kontrol edemediğiniz beslenme mevzusunu evde hafife almayarak çocuğa beslenme ile ilgili akıl yatırımı yapabilirsiniz. Haa sorun bizdeki gibi okul yemeklerinin ev yemekleri ile karşılaştırılması ise işiniz biraz daha zor. Sanırım çare yemezse neler olmayacağını anlatmaktansa, düzenli yerlerse nasıl güzel büyüyeceklerini, ne kadar güçlü olup, derslerde nasıl başarı kazanacaklarını ikna etmekten geçiyor.

Benzer sorunlardan geçen tüm annelere çenenize kuvvet diyor ve patatesin bizim evdeki son moda halini aktarıyorum. Cips yedirmeme mücadelesinde benim işime çok yaramaktadır bilginize:)
-Patateslerin kabukları soyulduktan sonra bütün haliyle çok ince dilimler halinde doğranır.
-Ben bu inceliği ekmek tahtası üzerinde kesim yaparak sağlıyorum.
-İnce dilimler bir çanağa alınıp üzerine tuz serpiştirilip, elle karıştırılır ve sebzenin suyunu salması için bir müddet beklenir.
-Bu su patateslerin üzerine kağıt havlu bastırılarak alınır ve az miktarda ayçiçek yağı gezdirilip, elle iyice harmanlanır.
-Cipsler pişirme kağıdı serilmiş fırın tepsisine dağıtılarak 180 derece fırında bir kere alt üst yapmak suretiyle pişirilir.

2008-11-25
Bu yazı 969 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin