Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Nereden Yola Çıkarak?

Oğlumla laflıyorduk geçenlerde oturmuş. Anne oğul yemeğe gideriz, çok sık olmasa da düzenli olarak. Baş başa geçirilen bir zaman. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. O bir, o iki, o üç yaşındayken de bunu yapardık. Di’li geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman, umarım yıllarca yaparız. Geniş zamana yayarız. Umarım geniş zaman buralarda olurum, kocaman adamki halini çok merak ediyorum. Şimdi o bana başını kaldırarak bakıyor.

Sonra o o kadar büyüyecek ki öyle bakan ben olacağım. Konu o an neydi, çok hatırlamıyorum, bir şey bir şey, her neyse, bir saptamada bulundum, “Nereden yola çıkarak?” diye sordu bana. Onu öptüm, saçını karıştırdım. Kafasında bu soru bu cümle oluştuğu için onu tebrik ettim. Kafasında bu soru bu cümle oluştuğunda bunu tereddütsüz sorduğu ve cevap beklediği için onu takdir ettim. Kendimi şanslı bir anne addettim. Sorusuna cevap verdim. Duyduğum en iyi soruydu. Ödevler çok önemli şeylerdir. Ödevini yapmayan hayatta bir köşede tek ayak üzerinde kalır.

Zira ne işinde ne evinde ne de herhangi bir yerde üzerine düşenleri yapmasının şart olduğu mefhumu yerine ağaç yaşken oturamamıştır. Entellektüel merak oluşmamıştır. Etrafa bakın, ne çok eğik ağaç var. Ben ilkokuldayken, özellikle de ilk yıllarında, araştırma ödevlerim olduğunda abim bana yardım ederdi. O her şeyi bilirdi, bu bugün de böyledir :^) O zamanlar Google yoktu, ansiklopediler vardı, gereken bilgileri onların nerelerinde nasıl bulurum, çekip çıkarırım, neleri ayıklayıp nelerin bilakis üzerinde durmalıyım, ödevimin karakteristik bir Nazlım ödevi olması için neler yapabilirim, gidiş yönü, outline çizmek, hep ondan öğrendim.

Bir ustanın elinden çıkmış bir esere baka baka çizerek, üzerinden giderek resim tekniğini öğrenmek sonra kendini doğru çizgi üzerinde geliştirmek gibi bir şey biraz. Kendi çizgisini bulana kadar. Kapağından, vurucu bitiş cümlesine, ben bu ödev konusunu hep ciddiye almış, ciddiyetimi vermişimdir. Günü geldi, oğlum için de ben aynı şeyi yapmak istedim. İstedim ki, ödevlerini nasıl hangi yoldan giderek yaparsa tam verim alır tam verim verir, elinden tutup yön göstereyim.

Sonra…bir şey fark ettim, size bundan bahsetmek istiyorum. Şimdi malum Internet var. Umman! Ansiklopediler gibi güzel kokmasa da. (şimdi bilgisayar ekranına sıkıldığında kitap gibi kokmasını sağlayan spreyler de çıkmış gerçi..:^) Bu jenerasyon şanslı, şanslılar çünkü bir tuşa dokunduklarında dünyanın bilgisi, kelimenin tam anlamıyla dünyanın bilgisi önlerine seriliyor. Getirisi muazzam. Ama ya götürüsü?

Anne olarak tek endişelenmem gerekenin, çocuğumun bunca bilgi arasından “iyi bilgi”yi tuzaklardan kendini korumayı bilerek seçebilmesini nasıl olup sağlayacağım konusundan ibaret olduğunu sanıyordum. Hayır önlerine gelen tabakta dünya var var olmasına ama, fast food gibi biraz, hızlı, kolay ve/ama sakıncalı. Sürat felaket getirir, biliriz ki. Seçici olmak şarttır, nasıl ki sağlık için dengeli bir beslenme diyeti, arkadaşlığa gelindi mi insan diyeti yapmak lazım, önümüze gelen bilgiyi de kafamızdan içeri alamayız.

Tek o değilmiş endişe duymam gereken, bunu gördüm ödevler için nasıl bilgi toplanır oğluma uygulamalı gösterirken. Bak Tunç, şuradaki küçük pencereciğin içine merak ettiğin konuyu yazacaksın, aferin işte öyle, şimdi araştır’ı tıkla. O pencereden bakınca bu konudaki varolan tüm bilgileri karşında göreceksin. Arı nasıl uçar neden uçar... Bak ne çok seçenek çıktı. İkiyle başlayalım. Tıkla. Ama hmm. Bir sorun var. O pencere bilgiye sıfır evet, ama! Neden her çıkan sitede aynı ve çok kısıtlı bilgiler var öyle? Neden bir yere kadar gidiyor orada kalıyor bilgiler. Birinci sayfa, ikinci sayfa, dokuzuncu onuncu sayfa, yirmi yedinci seksen üçüncü sayfa, farklı adlarda siteler, neden böyle bu. Neden bunun mucizevi, ve bütün doğa gibi bunun da Allah’ın hikmeti olduğuna dair cümlelerden sonra tıkanıyor gibi oluyor, daha değişik açılardan ele alınmıyor. “Nasıl” ve “neden”, nasıl ve neden bu kadar zayıf kalmış, çok az yerde sağlıklı bilgi var? Bizim daha ziyade Kim, Kiminle, Nerede, Ne ile meşgul olduğumuzu düşündüğüm zamanlar çok olmuştur, hemen hemen her gün ve bir çok kereler :^( Batıya doğru gidildiğinde Nasıl ve Neden sorusuna da, hatta onlara belki daha bir kafa yorulduğunu bilirdim. “Oradan yola çıkarak”, bir de İngilizce sorayım aynı soruyu diye düşündüm ve…pencerecikten bu defa o dilde seslendim.

Yanılmadığımı üzülerek gördüm. Bu defa çok, bu defa bilimsel, ve bu defa irdeleyen kaynaklar çıkmıştı karşımıza. Böylesi daha…önü çiçekli saksılı, şıkır şıkır rüzgar çanlı bir pencereden dışarıyı seyretmek gibiydi, gökyüzünde de bulut kümeleri olmadan. Demek ki ve yazık ki, ödevleri için kaynak buralarda arayacaktık :^( Çünkü buralarda elde kürek, daha derin kazılmış, neyin nasıl olup da olduğunun anlatıldığı paragraflar var, onlara ek bir de neden parantezi açılmış. "Arılar yeryüzünden kaybolursa insanın dört yıl ömrü kalır. Arı olmazsa polenleme, dolayısıyla bitki, dolayısıyla hayvan ve insan olmaz." Albert Einstein. Balarılarının doğadan azalarak yok olmakta oldukları haberi beni sarsmıştı, sizi de eminim, ürküntüye ve gelecek korkusuna kapılmıştım.

Bal yok, ve yaşamsal pek çok şey de. Tercümesi “Çok az ömrünüz kaldı”. Araştırma merakının bir toplumdan yok olması da, ondan çok farklı değil ki, düşündüğümüzde. Nesilleri tembelliğe, yetinmeye, yeltenmemeye, ufkunu açmamaya, genişletmemeye sürükler. Heba eder. Çıtayı hep daha aşağılara daha aşağılara yerleştirir. Bilgi alışverişi biter. O biterse, her şey biter. Allah’ın hikmetlerinden biridir beynimiz de, ve onu nasıl çalıştıracağımız, çeperlerini açıp açmayacağımız, içini neyle donatacağımız, ne yöne çevirip kullanacağımız insiyatifini bize bırakmıştır. Anlamaya, daha iyi anlamaya çalışmamız, anlamamız ve anladığımızı iyilik için kullanmamız bizlerden beklediği şeydir. Baş döndürücü sinapsisleri olan bu akıl almaz, en azından henüz akıl tümüyle almaz mekanizmayı, safsatalarla dolduralım, tilkiler dolaşsın, veya uyuşturalım, hatta birileri uyuştursun, bilmezden gelelim diye değil, bilelim diye bahşetmiştir.

Çocukken, gençken ve sonrasında da durmadan hep merak etmeliyiz. Neden bu böyle. Nasıl böyle bu. Prizmanın nasıl çalıştığını araştırıyordum, yine başka dilde :( fark ettim ki sadece nasıl çalıştığı değil, bir de neden şunun şöyle bunun böyle olduğu, o öyle o da öyle olunca bunun böyle olabildiği de anlatılıyor. Neden-sonuç ilişkisi. Çocuklara, böyle anlatılanı seçme ve tıpkı böyle, bu yönde düşünme alışkanlığını kazandırabilmemiz gerekiyor. Internetin bir handikapıydı bu bahsettiğim. Bir defo, dikkatimi çeken. Ama çok güzel şeyler de oluyor, olmuyor değil. Üzerine kitap gibi koksun diye sprey sıkmamız gerekmeyen gerçek kitaplarda da, internet ummanında da…

Niyeti iyi olan bilimsel kurumların yayınlarında, sitelerinde, her çalışmalarında, bahsettiğim akıl işleyişini kendi dilimizde görebiliriz. Ne var ki, onların her zaman ön raflarda veya araştırma sitelerinin ilk karşımıza çıkan sayfalarında olmayabileceklerini hatırımızdan çıkarmamalı. Birileri oralara atıvermiş olabilir, biraz arkalara bakmalıyız. Arkalarda kalmak, bırakılmak istemiyor isek. Deşmeliyiz. Biliyor musunuz, günümüzde yaygın, hem de yazık ki kimi velilerce de kabul gören ödev siteleri ve hatta para karşılığı ödev yapan kimi yerler, kişiler var. Bu, bir çocuğa, ödev en iyi nasıl yapılırı öğretmek değildir. Bu bir çocuğa, isteğine veya kendinden istenene kolay yoldan, hazır lop, hiç uğraşmadan nasıl varabilir onu öğretmektir. Tembelce, saygısızca, şımarıkça ve hırsla. İçi boş. Parayla düdük nasıl çalınır hatta playback yapılır bunu göstermektir ve o düdükten doğru notalar çıkması mümkün değildir.

Bir çocuk ödevim var dediğinde, gözü parlamalıdır annesinin babasının. “Yardım gerekecek olursa başlarda, buradayım” demelidir, orada da olmalıdır. Öf demek, gene mi demek, yılgın bir ifade takınmak ve taşeron aramak şöyle dursun. Ama bu yaygın…Ödev siteleri ısmarlama, ne idüğü bazen belirsiz, yetersiz, tıkalı ve kopyalanmış yapıştırılmış bilgi sunuyor. Bu kopyalanmış yapıştırılmış tembel işi bilgileri kopyalayıp yapıştırarak, veya bir takım açıkgözlerin yarım yamalak hazırladıklarının altına imzalar atılarak nereye varılabilir. İlerilere mi. Zannetmem. Bu biraz yerinde sayışımız, bundan olmasın. Tembellik pompalanıyor. Bunun sonu iyi olamaz.

Ben AIDA (Attention. Interest. Desire. Action) prensibine inanırım. Dikkat-İlgi-İstek-Hareket. Yeni neslin potansiyellerini ortaya çıkarmalarını, iyi bilgiyi bulmak ve onu hayatlarına işlemek üzere harekete geçmelerini ve üretmeye başlamalarını istiyor isek, bunu yapabiliriz, bunu, dikkatlerini ve ilgilerini (tabii doğru ve içtenlikli bir yön olduğu sürece :^) belli bir yöne çekerek, meraklarını cezbederek, bir istek, bir öğrenme isteği oluşturarak yapabiliriz. Çocuklar hazırlop olandan farklı, derin ve görsellikle de zenginleştirilerek hazırlanmış ödevler göre göre hem onlardan bilgi kazanır zenginleşirler, hem de ben de böyle yapabilirim diye düşünmeye başlarlar. O zaman işte, sadece kendilerine birilerince biçilen kadarıyla yetinmemeyi akıl ederler. Daha iyisini bile yapabilirler. Gerisini onlar hallederler. Bilgiye bilgi katarlar.

Her gün biraz daha ve her biri biraz daha. Bir kilogram bal yapabilmek için kırk bin adet arının altı milyon adet çiçeği dolaşması gerekiyor. Bilgisayarlarında bulamazlarsa kalkar kütüphanelerindeki kitaplara bakar bulurlar. Okul kütüphanelerine gider yine bulurlar. Kendi cümleleriyle yazarlar. Birbirinin aynı olmaz hiçbir şey. Bir fark ortaya koyarlar. “Nereden yola çıkarak?” sorusunu beğenişim bundan. Nedeni, nasılı merak edişine delalettir. Bilgileri, saptamaları karşısına çıktıkları haliyle aklına kopyalayıp bir yerlere yapıştırmadan önce sorguluyor ve anlamaya çalışıyor demektir. Gidiş yoluna ek olarak bir de yola çıkılan noktanın neresi olduğunu merak etmektir, ki bu varılacak yere varmayı ve oranın da iyi bir yer olmasını garanti altına alabilmektir bir anlamda. Merak, kediyi öldürdü, ama entelektüel merak, insanları yaşattı, bilimi ve bugün iyi olan ne varsa onları getirdi. Keşifler, keşfe çıkıldı da yapılabildiler. Manipüle edilmeye razı olanlar saate baka baka uyudular, denilenleri yaptılar, saatler geçip uyandıklarında baktılar ki oldukları yerde kalmışlar, oldukları yerden olmuşlar, veya gerilemişler. Oradan yola çıkarak söyledim tüm bunları :^) Kim, kiminle, nerede, ne…nereye kadar? Dünya dönen bir yer. Dolapların da döndüğü bir yer. Bir yerlerde her zaman bir işler çevrilir. Bunu tersine çevirmek -kendi çapımızda- elimizdedir. Bazen başka dilden çevirerek bile olsa :^( “O sonuca nereden vardın, beni elimden tutup o yoldan oraya yürüt” Bu da o diyardan çevirdiğim bir cümle. Ödevimin de vurucu bitiş cümlesi :^)

2009-07-08
Bu yazı 1201 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin