Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Muhtelif Merhaleler

Oğlumun ödevi için araştırma yapıyordum. İşte düşünce baloncuklarımdakiler.

Ona ödevlerinde yardımcı olmayı o kadar seviyorum ki. Şimdiki aklımla o yaşın işlerine giriyorum. Ne harika birşey bu. Onunla okula yürümek de öyle. Harika! Ve lafın lafı açması da. Sonu "koklama duyumuzu kaybetsek ne olurdu"lara ve diğer duyu kayıplarıyla karşılaştırmalara giden türdekileri hele. Biri bizi durdursun canım! Onun o mantık örgülerine, henüz ucu bucağı olmayan dimağına hayranlık besliyorum. Bir bıraksa, daha da tadını çıkaracağım hepsinin ve herşeyin, ama, malum, o da yaşının gereklerini yapmak, yani babasının ve benim elele verip çözmemizi gerektirecek problemler bulup buluşturmak durumunda. Başlı başına mesai ister. Olsun. Problem diye çözümü olan şeylere denir, bunu çoktandır anladım. İş, doğru gidiş yolundan da yüksek not almakta.

Ne diyordum. Bu yıllarda ne çok imkan var! Bilgiler ne kadar da ulaşılabilir ve çok miktarda. Adeta üzerimize yağıyorlar. Bu nesile olağan geliyordur değil mi? Bana hiç gelmiyor, ben her defasında büyüleniyorum. Beni olumlu hırslar bürüyor, sormayın. Öğrenme sevgim daha da kamçılanıyor. Daha ziyade onca bilgilerin arasından doğru olanlarını seçme, hıza yetişme ve olabildiğince kavrama telaşındayım. Çünkü, dedim ya, çok bilgi var. Naçizane biriktirmiş olduğum geçmişten gelen bilgilerim, üzerlerinden geçildikçe pürüzsüz bir hal alıyorlar farkediyorum, iyi oluyor. Biriktirene kadar ne çok uğraşmıştım halbuki, şimdi gözüme çok az gibi görünmekteler. Bilmemiş olduklarımıysa, uzaktan bile seçebiliyorum, gidip kapıkapıveriyorum, boşluklar doluyor. Herşey yerli yerine oturuyor(Da ben..laf aramızda.. bir kere daha tüm o okullarda okumak, bilginin konuşulduğu ortamlarda yine olmak istiyorum. Ama bu sefer bu yaşımın aklıyla. Bizden geçmiş midir dersiniz? Böyle olmadığını zannetmeye çalışıyorum.

Bir süre sonra artık benim yardımıma bu sıklıkta ihtiyaç duymamaya başlayacak. Pekala. Anlıyorum. Zaten öngörülen ve olması beklenen öylesi. Ama ben hep donanımlı ve hazırlıklı olacağım. Sorusuyla çıkageldiğinde dik durabileceğim böylece. En kötü ihtimal, bilmiyorsam, ona bilgiye nereden nasıl ulaşacağını öğrettim, bilgi parmaklarının ucunda, "biliyor". Şimdinin bilmesi böyle.

Benim çok iyi öğretmenlerim oldu, öğretenlerim oldu. Bu bir şanstır. Sormuş olduğu soruya "Bilmiyorum" cevabı aldığında hakikaten şaşıran ve sakince "E..biil" diyen bir hocam oldu. Yazarken tonlamasını veremiyor olmak ızdırap veriyor ama şöyle açıklayabilirim belki: "E, neden duruyorsun, bil, yani hemen öğren veya beyninin iç çeperlerini biraz daha yokla bir bakalım, ordan çıkacak galiba birşeyler" gibi anlamlar içeren bir "E, biiil"di o. Olumlu yönde güçlendirici, daima sonuç doğuran ve ne de yumuşak bir öğretme biçimi. Benim hayatımı çok şekillendirdi. Aksi takdirde oldukça şekilsiz olabilecekti. Birçok hayatlar gibi.

Bir diğer önemli nokta da adı geçen dersin “Bilgi Sosyolojisi” oluşuydu. Ne derin, ne soğanın içiçe geçmiş halkaları gibi bir durum değil mi. "Bil!"..çok güzel. Prof. Dr. Bahattin Akşit, hocam tüm bilgilere ek olarak bunun için de çok teşekkür ederim size.

Bir dersi, "öğrenilmiş bir çaresizlik"le (bu konsept Mümin Sekman'ın) yapamayacağım hissine kapıldığımda ve sırf bu histen dolayı da yapmadığımda, yapmamayı sürdürdüğümde, yapmamakta ısrar ettiğimde, o dersin kitabını masanın üstüne koyup "Madem öyle, bu kitabı çevireceksin, çevirirken de anlayıp özümseyeceksin, ancak o zaman bu dersten hakkını vererek geçmiş olacaksın" diyen bir hocam da oldu. O kalın İstatistik kitabını masanın üzerine koyduğunda havaya uçuşan tozları hatırlıyorum. Dank etmek tabir ederler. Gerçek dünyayla yüzleşmemi sağlamıştı. Sadece bunu değil, bakın neleri de sağlamıştı, ben o dersi öğrenmiştim, tam anlamıyla hem de, kendime olan saygımı geri kazanmıştım, yapamayacağımdan adeta emin olduğum bir konunun üstesinden gelmek suretiyle üst sınırlarımı farkedebilmiştim, yani esasında ben o kitabı çevirmekle doğru yöne "çevrilmiş", kendimi çekip "çevirebilmeye" ilk adımımı atmış olmuştum.

Cümleleri çözümlerken sorunumu da çözümlemiştim. Ve bir de, beklenmeyen bir etki olarak, yıllar sonra gün gelip de anne olduğumda, bu son derece çaresiz küçük insana ben bakacağıma ve bir müddet bu evde olacağıma göre, düşünelim bir, hmm neden evde çalışmıyorum, birşeyler yapmıyorum, olabilir mi, neler olabilir, şunlar şunlar olabilir diye seçeneklerime göz gezdirmeye başladığımda aklıma gelen ilk şey çeviri yapmak olmuştu...Bu sayede üretken olabilmiş, dış dünyadan kopmamayı başarabilmiştim. Anlamlı bir meşgale bulmuştum. Bakın, bir başka öğretme biçimi...Ne bilgece, ne etkili, ne isabetli, ve ne yaratıcı! Ne çok sonuç üretmiş. Prof. Dr. Ziya Özcan hocam çok teşekkür ederim size de.

Bana birşeyler ve çok şeyler öğretmiş olan herkese, bütün hocalarıma teşekkür borçluyum ben. Okul dünyasında, iş dünyasında. Benim dünyamda. Çapımı hayli genişletmiş olmalılar ki, alanım çok geniş şimdi, içi de, bana kalırsa doğru dürüst şeylerle dolu. Kendimi iyi hissediyorum. Ve bu büyük nimet.

Oğlum da şanslı. Doğru şeylerin üzerinden giderek öğreniyor, bilginin azıyla yetinmemeyi öğrenerek büyüyor. O da gün gelecek, tüm bunlar için öğretmenine teşekkür edecek.
Sekiz yaşındaki oğlumla, benim sekiz yaşındayken hiç tanımadığım Orhan Veli üzerinde çalışıyorduk bu akşam. Şairane olma kaygısı olmayan şair, yeri çok ayrı, ağırlıklı ve çok üstlerde bir şair. Hayatını okurken, kendini anlattığı satırlara gözüm ilişti ve "Şiirimiz muhtelif merhalelerden geçti" sözünü ayırdettim..

Muhtelif merhaleler...Ne güzel laf. Aynı doğru üzerinde de değil, çeşitli noktalardaki, ama hep yukarılara çıkaran ve olgunlaştıran aşamalar olsa gerek kastetmiş olduğu, yanılıyor muyum?

Temennim, hayatlarımızın çeşitlilik arzeden aşamalardan ibaret olması, bizim de bunları, bilerek, tek tek geçirmemiz ve bir sonrakine, bir yandakine, onun üstündekine geçe geçe, muhtelif mertebelere tırmanabilmemiz. Yolda doğru kişilere rastgelmemiz ve onların değerlerini hep bilebilmemiz.

Nazlım
 

2007-03-19
Bu yazı 950 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin