Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Misafirin Değneği

Çocukluğumda bizim eve çok misafir gelir, annem tüm gününü mutfakta geçirirdi. O zamanlardan beri misafiri severim ben. Hele misafir yemeğe gelecekse menü hazırlamaya günler evvel başlar, birbirine uyumlu şeyler pişirip, şık bir sofra hazırlamaya gayret ederim. Çünkü evime gelmek isteyen kişileri önemserim. Herşeyi olabilecek en güzel şekilde hazırlayabilmek için  koşturmaya sabahtan başladığımı görenler bu paniğimi hep çok anlamsız bulup; basit şeyler hazırlayarak da misafir ağırlanabileceğine dair konuşmalar yapar. Halbuki öbür tarafta annem “misafiri çağırmak değil, değneyini eline vermek maharet” gibi iddialı cümleler kurmaktadır!

Annem için etrafındakileri yedirip içirmek, sevdiklerini ağırlamak bir hayat misyonudur. Kendisi misafiri, dolayısıyla ev sahipliğini çok ciddiye alır. Ankara’daki evi, Karaburun’daki yazlığı tam bir besi çiftliği gibidir. Anneanne Kaan’a bile misafir muamelesi yaparak, çocuk “Esoş karnım ağrıdı yaa” diyene kadar yedirir. Arada bu yemek konusu yüzünden ufak elektriklenmeler de yaşarız çünkü annem iki yemek arasında meyve tabakları, marul, salatalık, kuruyemiş, kek ve kurabiyeleri bombardıman şeklinde oğlanın ağzına tıkıştırır. Anne, ben evde böyle yapmıyorum, yemek aralarında bir kere atıştırsın yeter; alışmasın böyle tıkınmaya’ desem  de sevgili annem ‘Aman bırak yesin kuvvetlensin çocuk” diye çıkışır. Misafirleri ne kadar çok yerlerse Esoş o kadar mutlu olur ve kabus gibi ısrar etmeye devam eder.

Senelerden beri annemin yemek çeşitleriyle doldurduğu misafir sofralarını o kadar çok gördüm, o tatlı telaşın içinde öyle güzel büyüdüm ki, lalettayin hazırlıkları içime sindiremiyorum. “Bir ızgara, bir salata tamam!” usulü sofralar haberli misafir için bana uymuyor. Onun kadar sık “hadi buyrun, yiyin, daha da çok yiyin” diyemesem de, misafirperverlik konusunda ben tam bir anasının kızıyım!

Evet, annemden gördüğüm gibi çeşitli yemekler yapmanın yanı sıra, evi ayna gibi parlatma çabaları insanda kuyruğu yanık kedi koşturması yapıyor yapmasına ama o yorgunluk kapıdan içeri sevdiğim insanlar girip de hoş sohbetler başlayınca pat diye son buluyor. Rutin koşturmalar, iş, çocuk, ev telaşı arasında ihmal edilen arkadaşlıkların, akrabalıkların güzel bir yemek sofrasıyla, hele benim evimde taçlandırılması bana mutluluk veriyor.

Bu konuda Alex Kaan’da tam bir anasının oğlu. Artık eminim ki misafirperverlik kalıtsal bir durum! Keza oğlan eve misafir çağırmaya, gelenleri kendi çapında ağırlamaya bayılıyor. Cuma günleri kurs çıkışlarında mutlaka bir arkadaşına, sonrada onu almaya gelen annesine dönüp “ bu hafta sonu bize gelin, lütfen yaa“ diye ısrar ediyor. Gelen arkadaşlarına puding yer misin, süt içer misin diye soran en sevdiği oyuncaklarını bile saklama gereği duymadan paylaşan oğlumu çook takdir ediyorum.

Yolculama seremonisinden sonra Aferim diyerek sevdiklerine evini açmanın, onlarla güzel vakit geçirmenin önemini anlatıyorum. İnsanları, paylaşmayı sevmesi beni geleceği konusunda daha da umutlandırıyor. Zira ben mutluluğu, huzuru daimi bir yalnızlık ve sessizlikte arayan paylaşma arızalı insan grubunu anlayamıyorum. Ben hayatı yalnız yaşayarak güzel geçirmenin imkansızlığının farkındayım çünkü kalabalık bir aileye ve çok sevgili öz arkadaşlara sahip şanslı birisiyim.

Misafir ağırlamanın, sofra paylaşmanın güzelliğini çocuklukta yaşayanlar büyüdüklerinde kendi evlerini de sevdiklerine açmaktan gocunmuyorlar. Misafirperver anne ve baba bu özellikleri ile çocuklarına hoşgeldiniz ve güle güle demeyi öğretmenin ötesinde çok daha önemli mesajlar vermiş oluyor, onlara küçücük yaşlarında insana değer vermeyi, paylaşıp, dayanışmayı anlatıyorlar.

Bu da çocuklarda iyilik ve güzelliğin yaygınlaştırılmasını teşvik edecek, hayata manevi yanı ağır bir bakış açısı edinmelerini sağlamaya yardımcı olacak kuvvetlerden biri oluyor.

Ama, ne yazık günümüzde değişen misafirperverlik anlayışı ile akraba, arkadaş ağırlamak çoğu kişiye angarya gelir oldu. Şimdinin evleri sahibinden yasaklı mabetler gibi sessiz, misafirsiz yani pek bir keyifsiz... Oysa Türk kimliğimizin en güzel taraflarından biri olan misafirperverliğimizi çocuklarımıza yaşatarak öğretmek, ağırlamanın arkasında gizli olan değerleri göstermek ne kadar da önemli.

Dışarıda organize edilen arkadaş, aile toplantıları şehrin en güzel restoranında bile yapılsa bence ne ev yemeğini, ne de ev ortamının sıcaklığını asla vermiyor.

Bakın, birlikte yemek yemenin en anlamlı, en değerli zamanı olan Ramazan geliyor. Büyüklerinize, akraba ve ahbaplarınıza iftar yemekleri vererek, çocuklarınıza hem bu ayın önemini, hem de misafir ağırlamanın neden özel olduğunu gösterin. Emin olun, evinize gelenleri canı gönülden karşıladığınızı gören, elinizin emeğini, gözünüzün ışığını fark eden çocuklar büyüdüklerinde gönül kapılarını açmayı daha da kolay öğreneceklerdir. İşte bizlerden onlara kalacak en güzel miraslardan biri de bu değil mi?

*Bebeğim ve Biz Ağustos 2009 sayısında yer almıştır.

2009-08-01
Bu yazı 1212 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin