Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Masal

Geçen ay annemle babamın evliliklerinin 50. Yılını kutladık. Yarım asır aynı yastığa baş koyan, iyi ve kötü günlerini paylaşan, birbirlerini çok seven iki insanın elele, omuz omuza yazdığı çok keyifli bir masalın kahramanları olarak onlara alkış tuttuk.

O gece annemle babamı gözlerim dolu seyrederken, bu zamanın evliliklerinin neden aynı sevgi ve saygı performansını gösteremediğini düşündüm. Onlar neyi doğru yaptılar da bu kadar seneyi isteyerek beraber geçirdiler, ya da hangi hatalara düşmediler? Onlarda sabır, paylaşım ve özveri mi çoktu? Ya da bencillik, aldatma, aşağılama mı yoktu?

Elli senelerinin her gününün güllük gülistanlık geçmediği malum. Özellikle evliliklerinin ilk yıllarında zor günler yaşamışlar. Eminim çatışmaları da olmuştur. Babam yeni mühendis şantiyelerde sabahlayıp ailesine en iyiyi sağlamak için çalışırken, yeni gelin annem onu aylarca gık demeden beklemiş. Herşeye rağmen birbirlerine destek verip yuvalarına sevgi yatırımı yaparak daha da güçlenmişler. Biri diğerini olduğu gibi kabul edip, değiştirmeye çalışmamış. Çözümlerini kendi içlerinde arayıp bulduklarından ilişkileri hiç kirlenmemiş.

Şimdinin evliliklerine baktığımda birçok değerin, hatta sevginin bile dejenere olduğunu görüyorum. Evliliklerin içinde biz yerine “ben, hep ben” kavramı var artık. Bireysel mutluluk, başarı ve hırslar aile menfaatlerinin önüne geçmiş, eşler neredeyse ayrı hayatlar yaşar vaziyette. Bu ayrı gayrılarla evliliğin paylaşıma dayalı güzelliğinin yaşanması tabi ki mümkün olamıyor ve böylece evlilikler ufalanıp kısacık sürelerde yok oluyorlar.

Evliliğin gerektirdiği sorumluluklardan, paylaşımlardan kaçan, evliliği detay gibi görüp kendi bağımsızlıkları peşinde koşan ve garip bir şekilde bunun mücadelesini veren görüntüde hayat arkadaşlarının dublörlük yaptığı iletişim arızalı bu ilişki karmaşası sevgi ve ilgi yokluğu içinde kıvranan, anlaşılamamaktan, takdir görmemekten ve yorgunluktan şikayet eden bedbaht insanları gün geçtikçe arttırıyor. Ömür boyu birlikteliğe, hayat arkadaşlığına bir avaz insan arasında bağırarak koca koca evetler diyen kadın ve erkeklerin bu halleri benim kafamı karıştırıyor. Büyük aşkların büyük nefretlere, kanatan hayalkırıklıklarına dönüşüne şahit oluyorum.

Halbuki hayat arkadaşı tutunabileceğiniz, güvenebileceğiniz, çok sevip hep korumak isteyeceğiniz insan değil midir? Evi, yatağı, yemeği paylaştığınızdır. Can dostudur, sevgilidir. Omzuna dayanabileceğiniz, üşüdüğünüzde ısınmak için sokulabileceğiniz, korktuğunuzda koru beni diyebileceğiniz, hastalandığınızda size bakacak, başarınıza alkış tutacak, gözünüzün yaşını silecek ve sizi kalbinin en derininden sevebilecek biridir. Onunla çocuğunuz olsun istersiniz çünkü o seçtiğinizdir, sizi seçendir.

Bu karmaşık, hesapçı birlikteliklerde, kanlı ego savaşlarının başgösterdiği sözde evlilklerdeki en büyük darbeyi tabi ki çocuklar alır. Çünkü anne babaları ileride başkalarını hayatlarına soksa da, onlar anne babalarını seçip değiştiremezler. Güç kavgaları asık suratlı, sinirli anne babaların arasında büyüme mücadelesi veren küçük kalpleri kırar. İç dünyalarında suçu kendilerine atarlar, anlayamazlar olup bitenleri. Hayatlarının en güzel çağı çocuklukları belki de hatırlamak istemeyecekleri hatıralar yüzünden hiç hak etmedikleri şekilde sarsılır, hayat kumbaralarında bu kavgalar birikir ve onların tertemiz dünyalarını kirletir. Onları çok isteyerek dünyaya getiren kadın ve erkek ise çocuk büyütmeyi, giydirip, yedirmekten ibaret sanır. Bilmez ki çocuk huzur ister, güven ister, mutlu anne-baba ve sevgi dolu bir aile ister...

Umarım gençler evlenirken mutluluğa baş koymanın anlamının iki hayatı bir yapmaktan geçtiğini fark eder ve bunun sorumluluğunu almaya hazır olarak evlenirler; umarım nikah masasına oturmadan tüm bencilliklerini silkeleyip, egolarını temizlerler çünkü attıkları imzayla sadece hayat arkadaşı olmuyor, ilerideki çocuklarının da iyiliğini sağlama sözünü veriyorlar. Her açıdan sağlıklı çocuklar yetiştirebilmek sağlam bir aile olabilmekle mümkün oluyor.

İçinde gerçek sevgi, içinde empati, şefkat , takdir ve güven olan; sürprizler ve gerçek iltifatlarla süslü, saygın bir evlilik; gözünün içine bakarak konuşmak isteyeceğiniz, birgün görmeseniz özleyeceğiniz, sizin için tek ve size özel eşler dilerim hepinize. Mutluluğa baş koyunca inanın gerisi geliyor, bakın yarım asır bile “daha dün gibi...” deniliyor.

Hayat paylaştıkça, hayat ürettikçe, hayat sevdikçe ve sevildikçe güzel. Ne dersiniz?

*Bu yazı "İlkim Öz Tan" Yaşam Dergisi Temmuz-Ağustos sayısında yer almıştır.

www.ilkimoztan.com
www.ilkimozdergisi.com

2009-07-24
Bu yazı 1104 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin