Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kutular-II

Genç insanların kanları daha hızlı akar, biz genç olmak nedir biliriz, de onlar yaşlı olmayı bilmezler :^) ve ekseriyası çevrelerindeki yaşlı :^) toplumu üzerinde bir güven henüz telakki etmezler. Çünkü bir kredibiliteleri oluşmamıştır daha, buna zaman vardır.

Fakat bana sorarsanız o yaşların da belli farkındalıkları ve
bilgelikleri olabiliyor. Örnek mi. Anket defterleri. Gülmeyin. Öyle. Ben o çağlarımdayken, hiç üşenmeyip her sayfasına resimler yapıştırdığımız, sorular hazırlayıp arkadaşlarımıza verdiğimiz, cevaplayıp geri verdiklerinde bir solukta okuduğumuz defterler olurdu.

Bir anlamda iç dünyalarımızı ve iç yüzümüzü paylaştığımız bir yerdi o ve büyük zaman kazandırırdı. Şimdi bu kral fikir değil de ne. Biz orada tanımaya çalışıyorduk, derinlemesine ve de. Bir arkadaşlık elementine, kumaşına rastladığımızı düşündüğümüz ve yanıldığımız ne çok oluyor şimdi bu yaşlarda artık. Günlük koşturmacalar, dün olan biten o kadar kaplıyor ki hayatımıza yeni giren kişilerle konuşmalarımızı, sormaya vakit ve mecal olmuyor, odaklanamıyoruz sen nasıl birisindir ben nasıl konusuna.

Ecoutez ecoutez pensez olamıyor bir başka deyişle. Daha ziyade bir körebe hali :^) Sonra da, körü körüne el yordamıyla bir yerlere varmaya çalışıp toslayınca, canımız acıyor. Oğlum çok küçükken, pusetine oturtup mühimmat çantasını da sırtıma takıp :^) mevsime göre kurumuş dökülmüş kırmızı sarı yaprakların arasından veya kuş cıvıltılarının içinden geçe geçe her gün yakınlardaki çok güzel bir parka giderdik.

Oraya her varışımızda ellerini çırpar, bir an önce oradaki kendi boyundaki diğerlerinin arasına karışmak isterdi. Yukarı bana bakardı, onları kastederek umutlu bir sesle arkadaşşşş derdi, parmağını sallaya sallaya bana gösterirdi, koşar giderdi. Olurdu, olmazdı, hayal kırıklığına uğrardı veya çok güzel bir vakit geçirirdi.

Temel fikir olarak, çok farklı değiliz. İyice bir örselenene kadar biz de aynı öyle, o umutla giriyoruz yeni arkadaş ortamlarına, bizimle aynı boydakilerin arasına, bu yeterli sanıyoruz, ama bir de bakıyoruz ki aynı dalga boyunda değilmişiz, su ve zeytinyağı gibi iyi karışmazmışız birbirimize, niyetler reaksiyonlar temel prensipler birbirine kilometrelerce uzak, boyların ölçüsü alınıyor, parktan eve üzerimiz başımız çamur ve sıyrık içinde dönüyoruz. Kendimizi çok kötü hissediyoruz.

Her insanla, insanlığa inancımızı biraz daha kaybediyor olduğumuz dank ediyor, bunun böyle olmamasına uğraşma çabamızın da aksi gibi bittiğini görüyoruz, “Scottie ışınla beni, şimdi şu an, her nereye olursa”, bu geçiyor içimizden. Kendimizi nerelere koşsak :^) hiç bilmiyoruz. Bu yaşta sevdiğimiz rock gruplarının veya aktörlerin resimlerini yapıştırmaya vakit, yanlarında yazılı soruları, hem de taktiksiz ve dürüstçe cevaplamaya da hal yok, öyle yapalım demiyorum, ama hala yeni bir arkadaşlığa cesaretimiz kalmışsa, o arkadaşlığın özellikle ilk zamanları, iyi tanımaya odaklanalım. Karşılıklı. Bunu diyorum.

Sorabiliriz…Prensiplere inanır mısın. Peki senin var mı. Ve hey nedir onlar. Benimkiler şu şu. Kahramanlarını hayaletlere değişir misin. Ben değişmem. Kırıcı mısındır kırılgan mı. Hayır hiç iğnem yoktur benim. Olsaydı da batırmazdım. Sürükler misin sürüklenir misin. Şu şu olacak olsa ne yaparsın. Saygı. Besler misin. Yoksa aç mı bırakırsın.

Dördüncü öneri buydu. Yani bir kere daha, konuşmak. Ama dersi takip ederek.

Sıkıştırılmış kurs gibi bir nevi, ipuçları bulmaya çalışmak ve onların izini sürmek. Saatlerimizi birkaç dakika ileri almak da diyebiliriz buna. Yanılma payı akışına bırakmakta olduğundan çok daha düşük böyle bu şekilde. Demek ki, bilgece.

Emin temeller üzerine kurulu olabilir o zaman ilişkiler. Çünkü yanlış arkadaş doğru düşmandan bile bin beter gayet iyi biliyoruz ki. Tanıştığımızda “Memnun oldum” diyoruz. Otomatik. Oysa ki asıl mesele, bakalım bir hayli tanıdıktan sonra hala memnun muyuz gördüklerimizden. Duyduklarımızdan.
“Memnun olmadım” ise, o zaman, merhaba mı merhaba.

Çünkü.. bir ip koptuğunda, bağlarız, tekrar tekrar bağlarız, ama düğüm yerleri her elimize geldiğinde acı verir…buna bir gerek var mı oysa.

Hmm, ama bir de şu var…Okula yetişecektim bir gün, lisedeyim acelem başımdan aşkın, bakmıştım ayakkabımın bağcığı fena düğümlenmiş, makası kapmış kesmek üzereydim, ki çok sevdiğim dedem dur demişti, düğüm açabileceğin türdeyse, kesme yazık. Açmıştı sonra da sahiden. Ama unutmayın, düğüm açabileceğimiz türdense. Değilse, yine A Planı geçerli, sizi bilmem ama benim dünyamda öyle. Orda zaten, şu kural hüküm sürer. “Gösterdiğim kadar saygı beklerim. Bundan eksiğine, razı değilim”
Ayn Rand’den…

Düşüp kötü çarptığım, kırıldığını fark etmediğim, sırf acısına dayanabiliyorum diye dayandığım ve iyileşmesiyle ilgilenmediğim bir parmağım var. Büyük hata. Doktora gidene kadar iş işten geçmişti, yanlış kaynamıştı, iyileşmedi ve eğri kaldı. Zamanında müdahale düzelme yolunda en büyük önemi taşır.

Şimdi elime her baktığımda acı eşiğinin yüksek olmasının bazen o kadar da iyi bir şey olmayabildiğini düşünürüm. Bazı acılara, dayanmak zorunda hiç değilizdir. Baş ağrısı ve giyotinden bahsetmiyorsak eğer. Ki tercihan öyle çözümlerden bahsetmiyoruz.

Önerilerimden bir diğeri de, duyduklarımıza inanamadığımız ve cevabımızın hazır olmadığı anlar için. Bazen öyle oluyor. Misal, densizlikler karşısında. Beklenmedik bir cehalet karşısında tepki verememek o cehaleti karşısındakinin yüzüne vuramamak gibi aynı. Büyük ölçüde efendilikten, ya da onunla o olmayacağız diye, donup kalıyoruz. Neden sonra vermiş olmayı dilediğimiz cevaplar sıra sıra aklımıza geliyor. Neden sonra, elimizi hep ama hep silahımızın kabzasında tutmayı öğreneceğiz. Peki ama, neden sonra? Şimdi değil de? Hemen verilmeli tepkiler. Hayatta kendini korumayı, kendini hissettirmeyi becermek lazım.

“Kimse size kendinizi olduğunuzdan küçük hissettiremez, sizin izniniz olmadıkça! ”
Eleanor Roosevelt’ten.

“Sana karşı değilim. Kendimden yanayım” Bu da, Gerald Fowler’ın bir sözü.

İşte öyle o anlar için kafamda şöyle cümleler var: İğneler mi batırıyorlar: “Sözlerindeki iğnelemeyi sezdim”. Münasebetsiz ve maksatlı sorularla mı geldiler: “Tam olarak neden bilmek istiyorsun?”. İmalara mı başladılar: “Benimle daha açık konuşmak ister misin?”. Asla anlayamadığınız bir minvalde mi ilerliyor tutumları: “Şunu anlamama yardımcı olur musun?..” Olmayacak bir talepte mi bulundular faydacı faydacı: “Prensibim değil!”. Bu, saldırganı köşeye sıkıştırıcı, kıskıvrak yakalayıcı cümleleri çoğaltabiliriz, günlük yaşamda gerçekten kullanabiliriz. Çok mu ağırlar? Başa yeni ve beklenmedik sorunlar mı açarlar.

“Pandora’nın kutusu eski Yunan mitolojisinin bir efsanesinden gelme; bizde sıkça kullanılan bir deyim. Efsaneye göre "Tanrıların armağanı" anlamına gelen Pandora, ilk kadın. Prometheus’un ateşi çalmasına misilleme olarak Zeus’un emriyle yaratılmış: Topal tanrı Hephaistos, Aphrodite’ten esinlenerek toprağa bir kadın şekli ve sesi vermiş; Athena bilgilerle becerilerle donatmış; Aphrodite çeşitli büyülerle kuşatmış, son olarak Hermesias bir köpeğin sadık yüreğini, bir tilkinin tahmin edilemezliğini içine yerleştirmiş ve Pandora, Zeus’un açmamasını sıkı sıkı tembihlediği bir kutuyla birlikte dünyaya gönderilmiş.

Merakına yenik düşen Pandora kutuyu açmış, meğer kutunun içinde bilumum kötülükler, hastalıklar varmış. Yaptığı hatayı fark etmesiyle kapatması bir olmuş fakat işin işten geçtiği noktadaymış, bütün kötülükler yeryüzüne dağılmışlar bile ve umut tek başına, kutunun içinde kapalı kalmış...”

Hayat çok kalabalık. Bazen aralarından birileri açtırabiliyor kutuyu, söyletebiliyor kötüyü. Elbette daima lisan-ı münasiple olmak kaydıyla. Daima lisan-ı münasiple. İngilizcede dedikleri gibi; “Yumuşak yumuşak konuş. Asude asude. Ama sopan da yanında bulunsun!” :^)

Kutunun öneriler bölmesine son birkaç kağıt daha koymak istiyorum izninizle. Dağınık nizam :^)

Tanıdığınız en olumlu, en coşkulu kişi olun, o siz olun.
Evde bir an bile müziksiz geçmesin. Sokakta da devam edin dinlemeye.

Yeni bebeği olacaklar, önünüzdeki tüm yıllar boyu, anne baba olarak daima aynı telden çalın.

Evlenecekler, hayran olduğunuz ve güvenebileceğiniz bir kişiyi seçin. Başka hiçbir şey.

Ve bol bol sitcom seyredin. Orada evlilik hayatına dair fazlaca ipucu var ön bilgi var. En başlıcası da o hayatın içinde olup biteceklere nasıl bakılması gerektiği. Gülünebilen tarafından ve zekice. Yani tam da sitcom gibi.
Uzun ve güzelce yaşamanın yolları neymiş biiir bir öğrenin. Ve hayatınıza onları cesurca sokun, onlara sadakatle bağlı kalın. Başka türlü, cebir kitabını ezbere bilmek ama sınavda sorulduğunda açıyı bir türlü hesaplayamamak gibi olurdu.

Bilgiyi uygulayabilmeliyiz. Ve hazır açılardan bahsetmişken unutmadan, mutlaka bir açımız olmalı. (Dik. Veya geniş. Dar pek olmasın, yarım da :^) Bir açı, birkaç da doğru. Bu saydıklarım hayat boyu götürür biliyor musunuz.

Aman Yarabbim. Bu yazı magma tabakasına doğru gidiyor. Dileklerim ve şikayetlerim için çok yerim kalmadı.
İkisinden birer ikişer tane, belki.
Dileğim idrakli olmak, anlamlı ve bir öneme sahip yaşamlar sürmek. Ve bunun genele yayılması.
Kolaya kaçılmasından, eğriye sapılmasından, derinlere inmeye imtina edilmesinden şikayetim var. Ve gene, bunun genele yayılmasından. Kutunun dışına çıkılmamasından, dışının düşünülememesinden de şikayet duyuyorum. Kutunun içine sığsa sığsa kaç fikir sığabilir. Dışarısı ise umman.

“Kutuyu tekrar doldurabilmek için, önce bir boşaltmak gerek”.
Bir İrlanda atasözü.

Ve bu yazının da son sözü…

Aralarda dinlenmeleri, dinlemeleri düşünmeleri de olan verimli çalışmalar hepimize hayatta!

Nazlim

2008-10-13
Bu yazı 1060 kere okunmuştur.

Nazlim; Okuduğumuz ve okumadığımız yazilarini biraraya getirerek, bunları geniş kitlelere ulaştırabilecek bir yayınevine göndermeni rica ediyorum. Acilen! Sen çok kuvvetli bir kalemsin ve fark edilmelisin. Tebrik ederim. Konu, anlatım, derinlik, nükte...herşey mevcut. Harikasın :)

NazlimNazlim

Zümrüüt. :)Peki madem kuvvetli, neden şu anda bu hakkımdaki güzelden de güzel, duyması gurur verici düşüncelerine yazacak tam istediğim gibi bir cevap bulamıyor bu kaleem. Birgün bakarsın bu dediğin olur. Ama sen gibi Aslı gibi bunu yapabileceğime inanan ve beni inandıran, kafama sokan arkadaşlarımın sayesinde o güç, güven gelir de olur. Ki geliyor :) Bunun için, çok teşekkür ederimden daha başka bişey çok aradım ama bulamadımm? Kalpten, altı çizili, üstüne de basılı :)

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin