Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kutnu Kutlamaları

Bu sabah gözümü Gaziantep'te açar açmaz sokağa attım kendimi. Bakırcılar, sedefçiler ve demirciler arasında onlarca usta ile tanıştım. Alın teri dökerken kenardan izlediğim ustalardan biri çay ikram etti. İçtik. Derdi, derdimiz hep aynı... Mesleğini öğretemeyecek olmanın üzüntüsünü yaşıyor. Kilim, halı dokuma tezgahları bitiyor, nazan boncuğu ocakları son günlerinde... Çin ile rekabet edemiyor. Üretim bitiyor topyekün. Montaja, ithalata, al - sat'a dönüyor herkes. Pamuk yastıklar, yün yorganlar, yataklar tedavülden kalkalı çok oldu. Oysa vücuttaki elektriği alırdı. Dinlenmiş uyanırdık. Beş para etmez elyaflar, sentetikler uçuşuyor yatak odalarına...

Kolay olan, zahmetsiz olan galip geliyor.

Annelik de mi payını aldı bu furyadan..? Evladını gözünden sakınan, okula gideceği sabahlar erkenden kalkıp beslenme çantasını hazır eden, evladı okuldan döndüğünde atıştırmalık bir şeyler isteyecektir diye düşünüp fırına bir tepsi poğaça süren anneler kayboluyor. Akşamdan mayalanan, bir battaniye ile kaloriferin üzerine konan yoğurt görüntüsü, dönem dizilerine hapsoluyor. Her şey hazır, her şey kolay elde ediliyor.

Eski anne - çocuk ilişkileri... Onu da kaybediyoruz. Anne çocuğunu baş tacı ederdi, çocuklar da anneyi, babayı... Hafızamda annemin görüntüsü hep masanın ucundaki hali ile kaldı. Yemek masasına oturur, bir yandan öğrencilerinin sınav kağıtlarını okurken bir yandan da telaş ile köfte yoğururdu. Ufak bir tencerede, üzerine bez örtülmüş, demlenen şehriyeli pilavın kokusunu duyunca sevildiğimizden emin olurduk. Ne abim ne ben... Bir dakika olsun unutmadık annemin anneliğini.

İki eli kanda olsa, İstanbul'un trafiği de milim ilerlemez olsa ne yapar eder, her vesile ile anneme ulaşır abim. Öpüp koklamadan iki günlük seyahatlere bile çıkmaz. Ben uzak kaldım biraz, yine de Nazilli'den her gece, her sabah ararım. Başka bir bağlılık...Oysa şimdi ''kolaylık'' peşine düşüyoruz hepimiz. Çocuklarımıza bakmak hiç olmadığı kadar kolay... Düşünüyorum, üzülüyorum.

Değişmemiz lazım. Özümüze dönmemiz lazım. Çaba göstermemiz lazım...

Değerleri korumak adına, illa ki çaba göstermemiz lazım. Halk deyişlerimiz, türkülerimiz, mutfağımız, damak tadımız, insani ilişkilerimiz, misafir severliğimiz, her biri korunmaya değer eşi benzeri olmayan bir dolu güzelliğimiz... :) Hatıralarda kalmasın, yaşasın istiyorum. Sofralarınızda Hollanda peynirleri yerine Kars Gravyeri olsun, Fast Food istediğinizde hamburger değil Sultanahmet Köftesi tercih edin, Japon Eriği yerine Hormoz Eriği isteyin manavdan. MDF mobilya yerine masif ağaç alın. Size mobilya yapan bir marangozunuz olsun. Bir koltukçunuz olsun. Somon yerine Barbun yiyin. Türk Kumaş Sanayisi'ni destekleyin.

Senede bir dekor değiştireceğimize Anadolu'ya has, gerçek bir el halısına hak ettiği değeri ödeyin mesela... Aldığınız halının yerine bir halı daha örülür. İki kız daha evine bu işi alır. Para kazanırlar. Sizin evinizde bu güzelliği gören arkadaşınız da el halısı almaya karar verir. Hop... İki kız daha kendi evlerinde bir halı dokumaya başlar. Kazandıkça, takdir gördükçe ömür boyu devam eder bu işe, gençler. Çocuklarına, torunlarına öğretirler. Masal gibi adeta... Korumaya, sürdürmeye, yaşatmaya değecek bir masal...

Kültürünü, sanayisini, üretimini koruyamayan ulusların kişiliklerini de kaybedip sömürge olması an meselesi. Hayatınızda neleri görmek istiyorsanız, görmek istediğiniz şeyler için emek ve zaman harcamalısınız. Destek vermelisiniz. Her biri dönmemek üzere uçup gidecek yoksa birer birer. Sonra bir gün gelecek, Antep çarşılarında beyran, baklava dükkanları arasında el dokuması, gerçek bir kutnu kumaşı ararken dinledikleriniz duygusallaştıracak sizi, oturup böyle satırlar yazacaksınız birilerine...
 04. Mart.2013 

2013-08-02
Bu yazı 1656 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin