Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Küçük Lama

Geçen sene Kaan'la çılgın teyzesi oyun oynuyor. Teyze'ye çılgın sıfatı verilmesinin nedenleri var tabi. Oyun oynarken de ehil bir şey yapmasını beklemiyoruz. Teyze oğlana o kadar hasta ki aşkı ve hayat felsefesi gereği sürekli neşeli ve cıvıl cıvıl oyunlar oynatıyor. Kaan ablamı görünce daha çok şarj oluyor, eli ayağı ayrı oynuyor.

O gün, üç çocuk annesi (ikisi üniversitede) hopur,kıpır teyze sanki oynanacak oyun hiç kalmamış gibi bardaktaki suyla balonlar yapmasını gösteriyor yeğenine. Kasıt, hesap yok, maksat muzurluk! AA Kaan mest, kakara kikiri gülüşüyorlar. Ablaaa diyorum, öğretme bunu, ama dinleyen kim... Kaan'ım her zamanki kap-takıl psikolojisiyle ardı ardına suyu ağzına alıp boşaltıyor. Üst baş batınca bardak kalkıyor, su dökülüyor. Oyun bitti zannedip, yanılıyorsunuz, çünkü her şey yeni başlıyor.

Ertesi sabah Kaan'ın Zülbiye ablası geliyor. O gelince anne işe gidiyor ya, illa bir hadise olacak. Genelde mızıklanıyor, bağırıyor, git diyor ama o sabah tuuuh tükürüyor. Hadi buyrun bakalım. 'Ay Kaan, ne ayıp tükürülür mü hiç?' diyerek olayı geçiştiriyorum.
Akşam iş dönüşü bahçede oynuyoruz. Alt komşumuz Kaan'a yaklaşıyor
-Ay canım beniiim, nasılda büyümüşsün...
-Yaa giit tuuh.
-Ay Allah'ım, çok affedersiniz, öğrenmiş işte. (Ah Abla!) Daha ertesi gün tuuh, akşamına tuuh. Kaan yapma tuuh, bak bende tükürürüm (huh?)
-Yok ya tuuh.

Yeter artık, imdaaatttt! şeklinde uzayıp giden günlerden sonra Kaan'ın fiziksel sağlığının yanı sıra zihinsel ve duygusal gelişimi konusunda da tiolar veren doktorumuzu arıyorum.
-Alo, doktor bey, şey Kaan gayet iyi, problem yok ama çok tükürüyor, yani bildiğiniz gibi değil.
-Hiç üstüne düşme, yoksa daha çok yapar.
-Eh bari.

Takmamaya çalışıyorum tükürüyor, uyarıyorum daha çok tükürüyor. Dikkat çekmek, tepki almak, tepki vermek için. Gün geliyor kızıyorum, gün geliyor rica ediyorum, hatta yalvardığım bile oluyor. Tüm bu yaptıklarımla Kaan'ın başrolde kalmasına yardımcı oluyorum. Herkese mesajlar veriyorum 'çocuklar sünger gibi bir şeyler anlatırken, öğretirken ya da oyun oynarken dikkat etmek lazım' diye. Öğretilen her iyi şeyi tekrar ettiklerinde sevinirken, iyi niyetle veya farkında olmadan gösterilmiş bu gibi örnekler karşısında afallıyor, zamanı geri almak mümkün olmadığı için daha zor olan nasıl unuttururuz veya yanlış olanı nasıl öğretirizin savaşını veriyoruz. Bu mücadelede genelde anne ve çocuk başbaşa kalıyor ve zor zanaat başa gelince anne için yeni stratejiler yaratmak farz oluyor.

İnsan kendi çocuğunun hiçbir zaman yapmayacağını düşündüğü şeylerle karşılaşınca şaşırıyor. Anne olmadan evvel, "benim çocuğum mum gibi olur, hele bir azsın valla..." ya da "cık cık, küçücük çocuğa sahip olamıyorlar" diyerek ahkam kesip anneleri eleştirdiğiniz olmuştur belki. Valla ne yalan söyleyeyim ben bunları yaptım. Allahın sopası yok! Çocuğunuz olduktan sonra söylediklerinizin bir kısmını yalamaya başlamak var ya, en acısı da bu. Etrafınızın "Hani senin çocuğun mum oluyordu?" dalgalarını mahcup bir tavırla karşılamaya başladığınızda, mumun ancak evde dekorasyon amaçlı kullanılan obje olmanın dışında bir anlamı olmadığını daha iyi kavrıyorsunuz. Çocuk yetiştirmek bir sanat, eleştirmenler de bol maşallah.

İlerleyen günlerde sürekli tüküren bir çocukla ilgili hikaye geliştiriyorum. Tüküren çocuğun arkadaşlarının onunla neden artık oynamak istemediğini ve tükürmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu bıkıp, usanmadan anlatıp, problemi iyilikle çözmeye yöneliyorum. Sonuç başarılı, Kaan tükürmeyi unutuyor, olan tükürmeyi unutturana kadar eriyip biten anneye oluyor.
Sevgiler Abla'cığım!

2006-06-26
Bu yazı 1174 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin