Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kızım ve Yememek!

Annemin anlattıklarına göre yiyecek konusunda son derece mızmız, köfte patates dışında yemekle pek arası olmayan bir kızmışım. Her şey iyice ezilecek, içinde pütür olmayacak (bu pütür davasından dolayı zaten uzun süre ne çorba içebildim ne puding yiyebildim) ve sürekli yoğurtla bulamaç yapılıp yenilecek. Hoş hala öyle herşeyi yoğurtla yemeyi tercih ederim ama en azından eskiden ağzıma sürmediğim çorbaları ve sebze yemeklerini çok seviyorum. Yine de köfte patates deyince tüm hayat durur, hele hele teyzemin kuru köftesi!! Eşim, Selim'de aynı şekilde annesine yemek konusunda az buz çektirmemiş, doğal olarak kızımızın da bir şekilde aynı genlere sahip olarak bize yemek sofrasında kök söktüreceğinden emindik.

Lara'nın bebeklik dönemi çok güzeldi. Her türlü yemeği yedirebiliyordum. Bir yaşına bastıktan sonra bir şekilde kaşık kullanarak kendi yemeğini kendisi yiyebileceğini öğrendi ve işler o andan itibaren tepe taklak gitti. Kızım, akşam yemeklerinde tam 1.5 yıl boyunca sade makarna, haşlama sosis, sade pilav, domates, meyva, süt ve yumurta ile beslendi. O süreç içinde ağzına lokma kırmızı et, tavuk veya balık koyduğunu görmedim. Hatta o kadar ki arada sırada mantı yaptığımda, ağzına birazda olsa kıyma gidecek diye ümitlenirken, fark ettik ki bizim üstün zeka kızımız kıymaları tek tek ayıklayıp bir kenara koyuyor ve boş mantıları tekrar ağzına atıyordu.

Bu arada en önemli ufak ayrıntı, evde son derece mızmız olan kızımızın kreşindeki en iyi yiyen çocuk olmasıydı . Tabi ben inanmıyordum ayrı konu!! Kreste yiyen çocuk evde de yer değil mi??

Akla gelebilecek herşeyi denedik, aç bıraktık, vicdan azabı duyduk, bağırdık çağırdık, vicdan azabı duyduk, güzelcene anlattık, olmadı, oyunlar oynayarak yedirmeye çalıştık, yine olmadı derken bir yaz Lara'yı da alıp annemlerin Datça'daki yazlığına gittim.

O tatil sanırım hayatımda verdiğim en iyi karardı. Lara güneşin altında denizde/havuzda harcadığı enerjinin fazlalığından dolayı önüne ne konulursa yemeye başladı. Balıklar, lahmacunlar, mantılar, köfteler, pirzolalar, çiğ börekler vs vs vs.. Yine orada fark ettik ki kızım börek gibi şeyleri çok seviyor, dolayısıyla o yaz sıcağına rağmen yemesi için haftada bir bol ıspankalı/kıymalı, mercimekli, kabaklı börekler yapılmaya başladı evde.

Tatil dönüşü yemek miktarı biraz sekteye uğradıysa da köfte, tavuk, börek gibi şeyleri yemeye devam ediyor. Hala bir naz bir niyaz, çoğu zamanda masanın etrafında peşinden koşarak yediriliyor. Doğal olarak günü gününe uymuyor. Bir gün her şeyi yiyip bizi hayrete düşürürken, ertesi gün sinirden ağlama noktasına getirebiliyor.

Bu yemek konusunu Lara'nın kreşteki hocası Subadhra ile konuştuğumda bana "yemeğin çocuk için bir güç oyununu temsil ettiğini" anlattı, ona göre çocuğu rahat bırakmalı kendisi istediği miktarda yemeli, isterse yememeli ama asla dizginlerin kendisinde olduğu hissettirilmemeliydi. (tabi bizim durumumuz için çok geç)

Lakin, ertesi gün Subadhra bu yemek konusunu Lara ile konuşmuş. Lara'ya "Laracım, ben annene senin okulda ne kadar iyi ve güzel yediğini söyledim ama akşamları anneni yemek konusunda biraz üzüyormuşsun diye duydum" demis. Lara ise buna cevap olarak "ben annemin sinirlenmesini görmeyi çok seviyorum" diye karşılık vermis. Ne yaparsınız bu çocuğu şimdi??

Bu konuşmanın üzerine Subadhra beni okulda bir öğlen yemeğine davet etti. Burada kızımı gerçekten yemek yerken gözlemleyebilecektim. Hakikaten de sebzenin ne olduğunu bildiğinden bile şüphe duyduğum cimcime kızım, bir tabak dolusu buharda pişmiş brokoli, havuc ve karnabaharı yedikten sonra büyük bir afiyetle balık graten yiyip, bitirdiğinde tabağını sıyırıp kirlilerin arasına yerleştirdi.

Artık bunu da gözlemledikten sonra tüm anneliğimin en temel duygusunu yani çocuğunun tabağındaki herşeyi bitirmesi gerektiği olgusunu bir kenara atmaya çabalıyorum. Kolay olmuyor ama en azından deniyorum.

Aslı

2006-10-09
Bu yazı 1003 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin