Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kardeşimi Kıskanıyorum

Anne babaların sıklıkla bizlerden yardım almak için başvuruda bulunduğu konulardan birisidir. Çoğunlukla kendilerini çaresiz hissederler. Bir yandan yeni dünyaya gelen bebeğin oldukça yoğun günlük bakımı, bir yandan da büyük çocuğun hırçınlıkları, hüznü, inatçılığı işleri iyice karışık hale sokar. Hele anne babanın her ikisi de gündüzleri çalışıyorlarsa evde akşamları sorunlar iyice su üstüne çıkar.

Peki bunun üstesinden gelinebilir mi? Evet. Fakat bu soruya kolaylıkla ve net evet yanıtını vermek sürecin kolay geçeceği anlamına gelmez. Her şeyden önce anne-babanın üstesinden gelmeleri gereken kendi ruhsal yapılanmalarıyla ilgili bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Kendi çocukluk yıllarında kardeşleriyle veya büyükleriyle yaşadıkları ve bilinç dışında her zaman korunacak olan örselenmeler veya deneyimler hemen kendini göstermeye başlar. Adeta dün yaşamışlar gibi aileye yeni katılan bebeğin onlara hissettirdiği anne babanın sevgisini kaybetme, sevilmediğini düşünme, tahtından olma, dışlanma korkuları alevlenir.

Bu kaygı verici duygulanımları kendi benlikleri rahatsız edici bulduğu için de savunma mekanizması devreye girer ve ailenin büyük çocuğuna yansıtılır. Artık onların gözünde büyük çocuk, eve yeni gelecek ve onun tahtından edecek “davetsiz misafir” i kıskanmaya, onun tarafından örselenmeye hazırdır. Yani basitleştirirsek; yeni bebeği beklerken, büyük çocuğun bu durumdan pek hoşlanmayabileceği öngörüsüyle, anne-babanın davranışları, duygulanımları tamamen bilinç dışı güdülerle değişime uğrar.

Bu değişimin pratik yansımaları nelerdir? Büyük çocuğun anne baba tarafından peşinen “mazlum” görülmesi, onun birçok “haylazlıklarının” görmezden gelinmesine sebeb olur. İtirazları hemen kabul görür, istediklerine eskisine nazaran çok daha rahat ulaşır. Sevilmediğini düşünmesin diye daha sık kucağa alınmaya, hatta geceleri anne baba yatağına alınmaya başlar. Kreş, anasınıfı veya okul yaşında olanlar, “bebek evde ama beni gönderiyorlar, demek ki sevmiyorlar” şeklinde algılamasın diye kuruma gönderilmez veya geç gönderilir. Sabah okula gitmeleri gerekirken, isteksizlerse, yine aynı sebebten dolayı, o gün evde kalarak ödüllendirilirler.

Gördüğünüz gibi işler karmaşık hale girmeye başlamıştır. Öğrenme teorilerine göre bütün canlılar ödüllendirildikleri, imtiyaz elde ettikleri davranış kalıplarını içselleştirirler ve kaybetmemek için yoğun çaba sarfederler. Yani somutlaştırırsak büyük çocuk bu geçiş döneminde anne-baba tarafından ona “örselenmesin” diye sunulan “geniş hakları” sonuna kadar kullanacaktır. Hayat normale döndükten sonra(yenidoğan bebek büyüdükten sonra) anne-babanın daha önce bol kepçe dağıttığı hak ve özgürlükleri geri almaya çalışması ise asıl travmadır. Böylece ilginç bir noktaya gelmiş bulnuyoruz. Anne-baba travmayı önlemek için giriştikleri meşakkatli süreçten, yanlış yönelimleri sonucu, davranış sorunları olan, travmatize olmuş bir çocukla çıkabilirler.

Oysa yeni bebeğin aileye katılmasıyla büyük çocuğun yaşaması gereken doğal bir “kayıp” vardır. Evet “kaybedecektir” ama “terkedilmeyecektir”. Bu duygu onu büyütecek, ruhsal olarak olgunlaştıracaktır. Anne-babanın ilgi süresi kısıtlanacaktır. Ona ayrılan evin mali kaynaklarını artık kardeşiyle paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla bu gerçek anlamda bir “tahtından inmektir”. Fakat paylaşmak, sıra beklemek, sabretmek bizim sosyal yaşantımızın ayrılmaz öğeleri değil midir? Toplumun bir parçası olmak için tahttan inmek lazımdır. Yoksa büyük bir “bebek” olarak yaşamımızı sürdürmek zorunda kalmaz mıydık?
Fakat bu anlattıklarımı hayata geçirirken çocuğun doğal kaybı terkedilme olarak algılamaması için vakit yaratarak, süresi az da olsa, onunla oynamalı, göz kontağı kurmalı onu hala sevdiğinizi sözel olarak değil davranışlarınızla belli etmelisiniz. Çocukla ilgilenmek onun bebeksi ihtiyaçlarını sorgusuzca yerine getirmek asla değildir.


Uzm.Dr.Oğuzhan Zahmacıoğlu
Yeditepe Universitesi Hastanesi
Çocuk Psikiyatrisi

2007-03-02
Bu yazı 1218 kere okunmuştur.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin