Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kapalı Kapılar ve Çilingir... Sofrası :)


Birşeyler bilmiyor değilim. Zaman içinde oluşmuş bir tecrübe elbette var. Bir tecrübe, kısa yollar, iyi niyetli cinlikler. Akla hayale daha önce gelmedik kombinasyonlar. Oğlum yemesi bana göre gerekli bir şeyi yemediğinde ne yapacağımı artık öğrenmiştim. Öğrenmiştim ki, iyi bir tuzlu tart hamuru tarifi, gardropta lacivert bir bleyzır gibi, mutlaka olmalı. Onu tart kalıbına incecik yayıp, üzerine yenmeyen her ama her sebzeyi ve eti yayabilir, peynirlerini serpiştirip fırında pişirir, yedirebilirdim. Kafesi, kenar örgüleri, hele hele çatalla kenardaki hamura çiziktirilen çarpılar yok mu, büyük zevk benim için bunları yapmak. Olmadı, ince bir pizza hamuru. Olmadı, tortillanın üzerine yayar, bir arada durabilmeleri için bir de peynirli, yumurtalı harç veya baklagil püresi hazırlar, katlar quesadillas yapardım, altlı üstlü pişirirdim, severek yerdi. Olmadı, kürdanlarım vardı, kat kat çeşitlemeler yapardım onlara batırıp batırıp. Ekmekciklerden, köfteciklerden, sebzeciklerden. Sonra sandviçler. İçine her şeyi alan o uzun güzel Basri sandviçleri. Beşamel sos vardı sonra, sebzeleri öyle güzel kapatırdı ki. Börekler, envayi çeşit. Ve tabii makarna, her şeyden başka makarna. Her şeyle olabilirdi, her şeyli olabilirdi. Yeterince yenmeyen meyvaları da tatlı tart hamurunun ve muhallebinin üzerine dizerdim bolca. Olurdu biterdi.

O zamanlar şimdiki gibi hareketsiz değildi, yedikleri temposuna tam geliyordu, vücudu gereken kadarını alıp kullanırken, lüzumsuz ve zararlı olanı eritebiliyordu, hallediyordu. Görüyorsunuz, her şeyi düşünmüştüm, antrenmanlıydım. İlmini kapmıştım ben bu oğlanın iyice. Yumurtayı olduğu gibi, şekillere sokmadan yedirememek ve sütü sade haliyle içirememek haricinde, diyebilirim ki, yuvarlanıp gidiyorduk. Güzel günlerdi. Ta ki. Ta ki bu seneye gelene kadar. Anlatacağım size uzun uzun; oniki yaş başka bir zor.

Biliyorsunuz, hem bir birey olmaya hem de aidiyetimizi belirlemeye iyiden iyiye başlama, kötüden kötüye atlama yaşıdır; deneme-sıkça da yanılma, yanlış şeylere aldırma ve aldırmama dönemi. Aileden yaşıtlara dönme zamanı, uçurumlarla çevreli. Artık her an yanlarında değilizdir, daha doğrusu o yanımızda değildir, olmaması da gerekir, yan yana olmadığımız zamanlarda seçimler yapar, etrafına bakarak yapar, küçüklü büyüklü tercihlerdir bunlar ve sizin hep uzak tutmaya çabaladığınız yiyecekler de içlerine dahildir.

Oğlum bu yıl boyunca çok doğru beslenmedi. İçinden geçtiği bu muvazenesiz dönem ve getirdiği kolaya ve yanlışa kaçışlar, üzerinde birkaç şekilde kendini belli etti. Şimdi tatildeyiz, ve yaz. Kışa nazaran daha çok beraber olacağız, umarım. Bu süreci biraz geri döndürmek, bir şeyler yapmak için kolladığım zaman şimdi olabilir. Beslenme sistemini bütün olarak değiştirmekten bahsediyorum. Zor olacak. Yukarıda saydığım bütün çözüm formülleri yemediği şeyleri yedirmeye yönelikti ve karbonhidratlardan çok yardım alıyordum. Şimdi ise, bir süredir yediği yanlış şeylerin vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırıp yerlerine ufak ufak doğru şeyleri koymak gerek, ve bunu, bu yaşının bütün üzerime kapalı kapılarına rağmen yapmam gerek. Karbonhidratın ve doğal olmadıkça şekerin, gereği kadar olmadıkça yağın, yeni aradığım çözüm formüllerinde çok yeri olamaz. Daha çok, sebze, meyva, et ve lifler. “Bu yaşın kapalı kapıları” mı dedim. Bu yazı işte bununla ilgili olacak.

Zaman, bizi hiç takmaz, peşine hepimizi takar, içmeden sarhoş edici, baş döndürücü hızıyla uçar. Bu da bizi hergün dünden kalma yapar. Bir kontrol kulesi yok, zaman gelir bu yoğun hava trafiğinde o hızla birbirimize çarptığımız olur, ama zaman, asıl gittiğinde başımızı ağrıtır. “Ne içtin sen ne bu hal” diyeceği gelir bazen insanın kendine, birbirine. “Hiç bir şey…sadece, zaman. Geçiyor geçiyor geçti. Keşke şu şöyle olmasaydı, da şu böyle bu şöyle olsaydı. Onu düşünüyordum da, ondan”.
“Hiç işte”.

Oğlum oniki yaşını bitiriyor. Drama mama olmak istemiyorum : ) ama, o çok değişti, onda çok şey değişti. Yüzündeki “beni yalnız bırakmaz mısın” ifadesi örneğin. Nereye gitti. Severdim onu ben, alışmıştım da. Yerini “beni yalnız bırakır mısın”a bırakmış. Odasına çekilmiş kapısını kapatmış. Ben bu dertten ölürsem söyle küçük bey, hiç mi kalbin sızlamaz, olmaz böyle şey : ) Bir çilingir olmalı. Bulmalıyım. Çilingir konusuna sonra tekrar döneceğim, bir dakika.

Etkimi kaybediyorum. Yokolmaya iyiden iyiye yüz tuttu, hissediyorum. Bir sistemim var, dı, çalışmıyor, oluşturmuştum, kendimce, (vitamin-protein-karbonhidrat-kalsiyum-lifler, uyku, karakter inşası, erdem, hareket, kültür, öğrenme, duygusal zeka, eğlence, kendine güven ve bağları içine alan, bildiğim ne kadar doğru varsa onlardan örülü, örneklerden bakarak örmüştüm ne güzel, sanki sökülüyor. Birbirine bağlı küpçükler gibi dönüp duracaklardı bunlar yıllar içinde ve her yüzü doğru renklerinde düzgün bir rubik küpü ortaya çıkabilecekti yıllar sonunda, hani?, kopuyorlar. Yabancı unsurlar girdi, error, error. Dünya tarihinde kendine bir yer açmaya : ) çalışıyor ve bunun için kendini kendisinin belirginleştirmesi lazım gayet iyi anlıyorum, büyüme sancıları, tırtılsı kıvranmalar, kendini gerçekleştirecek o, belli edecek. Büyük iş, en büyük iş.

Tabii, kendimden biliyorum kendimden pay biçiyorum, ama, ama. Aması var. Serbest düşüşün bunun yolu olmadığından çok eminim. Çıkışlar lazım ona şimdi asıl. Ne isterse yapabileceği yaş değil şimdi, o öncedendi geçti, ve bundan biraz sonra. Ama daha gelmedi, şimdi değil. Şimdi dersleri dinlemezse, anlatılanları anlamazsa öğrenemeyecek, kaçıracak. Ve o bilmediği yerlerden hayat boyu sorular gelip duracak. Hayat ve hayattakiler o derste yoktumdan, konu işlenirken dinlememiştimden anlamaz ki, sorar. Bilmiyorum dersen öğrenseydin der. Bildiğimiz gibi değildir hayat. Ve hayattakiler. Şimdi akıllı olmazsa, şimdi seçici olmazsa şunlar şunlar olacak ve şunlar şunlar olamayacak, hepsini görebiliyorum. Şimdi doğru şeyler yemez içmezse, olabileceğinden eksik veya fazla, yani yanlış şekillenecek.

Sanmayın ki bu baskıcılık, sözde sistemimin “şimdi oynamazsa sonra içinde kalacak”ı da ağırlıklı olarak kapsamasından bilin ki, ben sadece, bu yaşları çok önemsiyorum. Yarım büyümüş, yanlış büyümüş insanlara bakıyorum, hayatın hangi döneminde ne yapılmamışların üzerinde düşünüyorum, bulup, tabii telaşlanıyorum. Olmamasına uğraşıyorum. Şimdi aklına yanlış şeyler girerse onları bir daha kimse, ve ne de kendisi, oradan çıkaramayacak. Yanlış şeyler -tabii bana göre yanlış şeyler ama emin olun yanlış şeyler : )- izledikçe, duydukça, onlar onun için normalleşecek. Normalleştirme önemli, şundan önemli, normal olmasa da normal gelmesi demektir o bir şeyin, ve bir iki örnek vermem gerekirse, günde bir gofretcikten ne çıkar diye başlar, bunu her güne yayarsınız, normalleştirirsiniz, günbegün mideniz büyüyordur, karaciğeriniz yağlanıyordur, zararlı maddeler kanınızda dolaşıyordur, kendinizi normalin konforuna, akışa bırakırsınız, soğan halkaları gibi büyür, büyür vücudunuz, ki o dışarıdan görünen kadarıdır, asıl, içinizde fırtınalar kopuyordur, her bir organınıza kötü etki yapıyordur yeni normaliniz, buna izin vermiş olmakla da siz, kendi felaketiniz oluyorsunuzdur, dışı da sizi içi de sizi yakıyordur, kötü bir sarmala girdiniz, ama öyle gündelik ve normaldir ki, ertesi gün devam edersiniz, oysa ki dışınıza çıkabilseniz, görür mutlaka o gidişe bir dur derdiniz, ama kendi içinizdesiniz, sonu şeker hastalığına, kalp ve dolaşım rahatsızlıklarına, kansere, ve veya morbid obezliğe kadar gidebilir. Sahiden. Gidebilir.

Tüm bunların normal olmadığını, sadece artık size normal geliyor olduklarını fark ettiğinizde – ederseniz- ise, geri dönüş çok zordur, imkansız demiyorum ama çok zordur. Geç kalınmış çok durum gördüm, duydum, eminim ki sizler de. Bir tadına bakayımla başlayıp sigara tiryakisi, bir kerecikten bir şey olmaz diye başlayıp uyuşturucu müptelası olabilir insan, doğamız buna yazık ki müsait, bütün yan ve bütün düz etkilerine de maruz kalırız sonra. Yanlış olan şeyler, içlerine çekerler bizi, çekicilikleri yüksektir çünkü. Yaşamda asıl maharet o santrfüjlere kapılıp gitmemek, hayır diyebilmek, veya hayır, kafi. Girdiysek de çıkmak, yitip gitmeden, kulaçlarımızı kullandığımız nispette. Ama bunu, bu, şahsiyetlerin daha tam oturmadığı, dalgalanmalı, bu yanar döner yaşlarda yapabilmeleri zor, güçlenmeleri gerekiyor daha. Etkiler üzerinde, kendi içlerinde. Zaman alır, zaman da dar. Şimdi çalışmazsa sonra arayı kapatamayacak. Bu yaşlar kendini donatmaya, kendi için opsiyonlar yaratmaya başlama yaşları biraz da. Akıllı bıdıklar, farkında değiller . )

Her yanlış, opsiyonları biraz daha, biraz daha daraltır. Her çabasızlık sonrasında insan üstü çaba göstermeyi gerektirir. Okulda oturup çalışmaktan imtina edenler, cayanlar, hayat boyu başka kimsenin yapmadığı ağır işleri yapmak zorunda kalırlar ve bu geç kalmış çalışkanlıkların da karşılığı çoğu zaman alınamaz hak edildiğince. Bırakılan boşluklar hala oradadırlar çünkü.

Evin içindeki, evin dışındaki etkiler, o bir nevi halat çekme yarışı, ne kafa karıştırıcıdır. Bizim ülkemizde belki biraz daha bile fazla. Her nesil, biraz daha, biraz daha fazla. İçiçe geçen matruşkalardan en dıştaki, belki en içteki de -ki hele o ne fena olur- farklı farklı olacak, birbirlerini tutmayacaklar, büyük endişem bu. Öznesiyle yüklemi birbirini tutmayan bir cümle gibi… Girişilmiş ama gelişmemiş ve sonuçlanmamış kötü bir kompozisyon gibi. Benim arzu ettiğimin zıttı olayım, ondan başka şey olayım derken, başkaları gibi olacak, diye korkuyorum. Başkası olmak, gibi olmak, bunlar zayıflıktır. Annelik biteviye, annelik bazen de korkmak. Sıklıkla korkmak. Ama korkularının da üzerine gitmek. Ben, “doğru takıntılı” bir anneyim, kimin aklına gelirdi ki, ama böyle gelişti. Ve doğrusu şimdi…yanlış giden bir şeyler var, düzeltecek doğru bir şeyler yapmalıyım.

Çilingir konusuna bu noktada geri dönüyorum. Nihayet geliyorum demeliyim ya da. Bahsettiklerimin bir uzantısı, bu yaştaki insanlar için annelerinin beslenme çantası hazırlamalarının, onları alıp okula gitmenin, açıp içindekileri yemenin, elbette ki artık söz konusu bile olamayacağıdır. Bu hiç cool olmazdı ve “cool olmak ya da olmamak, işte asıl mesele bu”dur bu yaşlarda. Ama şunu biliyorum, ben bu çocuğu her şeyden çok seviyorum, onun için cool köle olurum : ) Benim de zaten beslenme çantası hazırlamak aklımdan geçmemişti. Ben sadece, örülü sistemim ve küplerim vardı ya hani, onlar sayesinde doğru beslenme alışkanlığı artık kazanmıştır, kantine gittiğinde, orada bolca mevcut yanlış şeylerin içerisinden doğru birkaç şeyi bulup onları seçer benim oğlum diye düşünmüştüm…Ne büyük yanılgı. Birbirinden farklı veya benzer veya aynı alışkanlıklarla büyümüş çok sayıda çocuk, kendi hallerine bırakıldıklarında, genelleme yapmamaya çalışıyorum, bazen, kötü iyiyi kovuyor, yaşıt baskısındaki güç ilişkileri inanılmaz, üzerinde çok çalışılması gereken bir konu, oradaki dinamikler neler, içlerinden hangisinin dediği oluyor, nelere bağlı olarak oluyor, sırrı ne.

Genel geçer şeyler var, onlar belirleyici, ve ne yazık ki o genel geçer şeyler sizin kendinizi bildiniz bileli kaçındığınız, karşısında durduğunuz şeyler olabiliyor…Öyle olmayacağını ummuştum. Çocuğunuz sizin evinizde seyredilmeyen dizilere merak sardığı, sizin kullanmadığınız bir leksikonu benimsediği gibi, sizin evinize girmeyen yiyeceklere yöneliyor. Onaylayamayacağınız, saldırgan içerikli bilgisayar oyunlarını onaylayamayacağınız sürelerde oynamak istiyor. Kendini başka, kolay, zevkli gelen -çünkü sorumluluklardan uzaklaştırıcı- şeylere vermek. Kitap, eskisi kadar okumamaya başlıyor, veya, okuduğu onca kitaptan bir imbikten süzülür gibi incelmiş, rafine düşünce ve davranışlar görmeyi bekleyedurun siz, imbik yere düşüyor, içindekiler dökülüyor, gibi oluyor…
Biri haline geliyor, ama, başka biri haline. Ayçiçeğinin güneşe dönmesi gibi, başka bir yere dönüyor, oralar karanlık ve yükselen değerleri öyle alçakta ve değersiz olabiliyor aslında ki. Ve siz anlatamıyorsunuz.

Çilingir sofrası fikri, böyle karamsarken, nasıl açacağım üzerime kapalı kapıları, anahtar da kırılıp kilidin içinde kaldı diye düşünürken geldi işte. Zaman. İçmeden sarhoş. Kapanmış kapılar. Çilingir…Sofrası, tabii ya nasıl düşünemedim. Tabak tabak meze. Harikulade sağlıklı ve hafiftirler. Ve midevi. Sebze, meyve, baklagil, balık, et, her şey vardır aralarında. En güzel hallerinde. Biraz da düşük karbifiye etmeyi başarabilirsem içlerinden bazılarını. Kızartmaları fırına yönlendiririm, zaten bizim evde börekler, sebzeler, balıklar, kroketler kızaracakları varsa da hep fırında kızarırlar, derin kızartmak prensibim değil. Beyaz peynir, kavun, yoğurtla, cevizle karışık halde çiğ veya közlenmiş sebzeler. Salata, söğüş ve ızgara etler, patlıcan, biber, yaprak, lahana ve domates dolmaları, her tür köfte, zeytin, zeytinyağlılar, pilakiler, boraniler, çerkez tavuğu, yumurta. Fava. Mücver. Hiç sakıncaları yok.

Yalnızca, şarküteri içerikli olanlar hiç yoklarmış gibi davranacağım, hepsi o. Başıma biraz iş açıyorum, küçük porsiyonlar halinde çok tabak hazırlamam gerekecek, ama zaten, çıkış noktam bu. Kötü alışkanlıkların yerine “ufak ufak” eski iyileri koymayı denemek. Daha fazla kalem iş?, söz konusu oğlumsa, Hiç sakıncası yok. Yaparım. O benim varoluş sebebim, o benim, gözyaşım : ) Belli ki o önemseyemiyor sağlığını içinden geçtiği bu kolaya ve yanlışa kaçış döneminde, ben annesiyim, işim her an önemsemek. Dağılanları derlemek, toplamak. Onu iyi ve doğru olan yollara çekmek. Bu ne kadar mümkünse.
İspanyol mutfağından tapasvari şeyler eklerim sonra. Fransız mutfağından amuse-bouche’lar belki. Mantık aynı mantık zira. Yeni tarifler arar öğrenirim. Hatmederim. Bir kere bir yola baş koymaya bakmıyor mu bütün işler.

Sahi, buna benzer küçük mutfak devrimleri geçmişte de yaptım ben, sizler de yapmışsınızdır mutlaka ki. İştahının kesik olduğu bir dönem oldu. O zaman da düşünce trenlerimin yemek vagonları . ) imdadıma yetişmişlerdi ve “iştah açıcılar” açılımını aklıma getirmişlerdi, sadece yemek gelmeden kısa süre önce üzerine baharatlar serpiştirilmiş minik bir kase dolusu zeytinyağı ve etrafına dizili kızarmış dikdörtgen ekmek dilimcikleri bile, sadece o kadarcığı bile ne mucizeler yaratıyor, inanılmaz, iştahını gerçekten açmışlardı, işe yaramıştı. Keza beslenmelerini yemediği dönem de, bentolar. Bu defa neden olmasın. Böyle neden olmasın. Çabalamalar daima meyva verir, ben bunu bilir bunu söylerim. Hem, onunla konuşmayı, koyu koyu konuşmayı çok istiyorum. Sırlar paylaşmayı. Çilingir sofrası kilitli kalmış şeyleri ortaya çıkaran bir sofra, bir yaşam estetiği. Buna da imkan verir bakarsınız, demlenebiliriz : )

Sofradan, hafiflemiş ve bir tatlı vakit geçirmiş kalkarız. O da ben de.
Kantinden alınmış o korkunç yiyeceklerin, abur cuburların yerine bunları kabul ettirebilecek miyim? Bakalım.
Çilingir sofralarım da işe yaramazsa ya? Maymuncuk mu kullanmalıyım : )
İyi yazlar dilerim, siz de bana kötü beslenme alışkanlıklarına yaz boyundan başlayarak açtığım savaşta şans dileyin lütfen…
 

2011-06-24
Bu yazı 1949 kere okunmuştur.

bestebeste

okurken yuregim burkuldu benim oglus daha 5 yasinda ama o buyume ve bagimsizlik donemlerini dusununce fena oldum! ne yapalim doganin geregi bu once anneye kafa tutacak degil mi? Japon bento usulleri isine yarayabilir bu surecte belki cok kolay gelsin.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin