Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Kadının Çilesi

Hayat bu kadar zor olmak zorunda mı? Evet, bu bir itiraftır. Bazen yaşadığım, tanık olduğum hayatlar o kadar zor geliyor ki. Kendime ağlarken, başkasına ağlamaya başlıyorum, sonra televizyonda kulağıma ilişen sanatçının kanserle mücadele hikâyesi yaşları akıtmaya devam ediyor gözlerimden. Herkes mi bu kadar sorunlu diyorum, ben kendi sorunlarımı mı abartıyorum. Daha ne büyük sorunlarla uğraşanlar var, çıkarma sesini, sabırlı ol diyorum kendi kendime. Ama insanın kendine de haksızlık etmemesi gerek. Televizyonda konuşan doktor kadın sufle veriyor sanki şu anda. Diyor ki: “İnsan acısını da yasını da yaşamalı, gerçeğini kabullenmeli ve yoluna devam edebilmeli.” Ne kadar doğru söylüyor. Yola devam edebilmek için önce yaşadığın her ne ise duygusunu da yaşamak lazım. Yokmuş gibi yapmak, bastırmak hiçbir işe yaramıyor.

Genelleme yapmak istemiyorum ama galiba mevcut sorunların yükünü hep kadınlar çekiyor. Erkekler de mızmızlanıyor. Örnekleyeyim:

Çiftin yaşamına yeni bir sorumluluk yüklenir. Çocuk gibi mesela. Kadın canla başla mücadeleye girişir. Yorulur, uykusuz kalır, araştırır, bilgilenir, uygulamaya çalışır, benzer durumlarla karşılaştırır… Erkek, sorumluluk altında ezilir, evden kaçar, kendine vakit ayrılmadığından mızmızlanmaya başlar, bazen daha da ileri gider, sarhoş olur… Yani kadın baş etmeye çalışırken, erkek unutmaya çalışır.

Kadın hastalanır. Ayakta duracak hali kalmayıncaya kadar işine gücüne devam eder. Çoluğuna çocuğuna bakar. Bu arada daha kötü olmamak için kendine de bakar. Hatta bazen uykusunu getireceği düşüncesiyle uyku getiren ilaçlardan içmez, doğal yöntemleri dener. Hastalığı daha hayatiyse bile metanetli olmaya, hayatın akışını bozmamaya, güçlüymüş gibi gözükmeye, yük olmamaya çalışır.

Erkek hastalanır. Hayat durur, yataktan çıkılmaz, sürekli inlenir, istekler bitmek bilmez. Üşüdüm hırka getir, terledim üstümü değiştir… Bu arada gözleri kimseyi görmez, kolunu kaldıracak gücü yoktur. Hastalığı daha hayatiyse etrafındaki herkes esir olur, son derece kaprisli olur. O ilacı içmem, o yemeği yemem… Moral de hemen gideceği için sürekli motivasyona ihtiyacı vardır.

Stresli işi olan kadın eve gelir, çocuğuyla, evin işleri ve düzeniyle ilgilenir. Çok ciddi stres altındaysa yardım almaya daha yatkındır. Maddi durumu elverişli ise psikoloğa gitmekten çekinmez, kendini rahatlatmanın yollarını arar.

Stresli işi olan erkek eve gelir, çocuk sesi duymak istemez. Psikoloğa gideninin sayısı pek azdır. Altyapısı elverişli ise çocuklarını ve karısını döver. Ne yapsın çok streslidir, bir anda oluverir kendini tutamaz! Kadınsa boynuna fular takıp morluklarını gizlemeye çalışır.

Erkeğin eve para getirmesi yeterlidir. Bunun dışında yaptığı her şey fazladır ve mutlaka takdir edilmelidir. Kesinlikle görevi değildir. Bunları yapıyorsa standart dışıdır, harikadır. Yukarıda erkeğe atfettiğim tüm özellikleri taşısa bile.

Kadın eve para getirdiği gibi evin düzeninin tamamı da onun sorumluluğundadır. Hele para da kazanmıyorsa hiçbir şey yapmıyordur. Zaten çamaşırı da bulaşığı da makineler yıkıyor. Bütün gün ne yapıyor ki? Takdir edilmek bir tarafa domestik olmakla suçlanmıyorsa iyidir. Bir form doldururken meslek bölümüne ‘ev kadını’ yazarken bile gizli bir aşağılanma hissettirilir.

Erkeğin belli ihtiyaçları vardır? Uzun süre ihmal edildiğinde, sağlık sebebiyle de olsa, bu ihtiyaçlarını gidermelidir. Sebep ne olursa olsun bu yoksunluk onlara pek çok şeyi yapma sebebi ve fırsatını verir. Kadının ne istediği çok önemli değildir. Hayır dememelidir, hatta mümkünse iyi bir artist gibi rol yapmalıdır. Mutlu etmesi mutlu olması için yeterlidir???

Aklıma gelen bu örneklerden tabi ki bir genelleme yapılamaz. Ama inanın hepsi gerçektir. Bazısı benden bazısı çevremden. Dayağı yiyen de rol yapan da kadındır hep. Terk edemeyen, sessiz ağlayan, ezilen de hep kadındır. Ama unutulmamalıdır ki sessiz atın çiftesi sert olur. Kadın kaldığı yerden devam eder, ayağa kalkar ve yürür. Arkada ise enkaz kalır. Belki de budur kadını gitmekten alıkoyan, aslında arkasında bir enkaz bırakmak istemez…

Shashkın Anne


 

2012-11-11
Bu yazı 1496 kere okunmuştur.

Busra Arslan

Her kelimesine katiliyorum.Ve aynen bu dusuncelerle ilk cocuguma hamile kaldigimi ogrendigim haftalarda isimi biraktim.Harika bir hamilelik gecirdim.Ama ise devam etmemle yasacagim sorunlari -hem isde hem evde- bildigim icin bunu tercih ettim.Sumdi esim de ben de boyle yaptigim icin daha mutluyuz.Kendi parami kazanmiyor olmamin dezavantajlarini kendi icimde yasasamda yine ayni seyi yapardim.Ve evet meslek hanesine "ev hanimi"yazmak zor geliyordu ama onu da astim artik...

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin