Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

İsteyin Yeter, Mutlu Yıllar

Gün içerisinde “hay allah”, “ne zaman çözülecek bu kördüğüm”, “neden çok vakit alıyor?”, “yine kızgınım”, "acaba?”, “galiba haklısınız”, “bugün yetiştirmem lazım” gibi kelimeler ve sorular içimden geçirdiklerimin sadece bir kısmıydı. Böyle oluyor bazen, etrafımdakilerle konuşmaktansa kendimle konuşmayı tercih ediyorum.

Oğlumun boğazı yine ağrıyor. Bir aya iki beta sığdırdı. Dolayısıyla iki kere antibiyotik kullanmak zorunda kaldık. Annelik işte, elim yüreğimde, günümüze ‘inşallah bir daha hastalanmaz’ dileğiyle başlıyorum. Okul çıkışı boğaz kültürüne gittik. Bu sefer bağırıp çağırmadan kendini koltuğa bıraktı ve hemşirenin görevini yapmasını kolaylaştırdı.

Sonrasında el ele tutuşup Tunalı’da küçük bir yürüyüş yaptık. Karşımıza çıkan oyuncakçıya girme ricasını kıramadım. Ne de olsa labarotuvarda çok beyefendiydi. Hadi dedim biraz da kahvaltılık alalım. Sanırım onun sevdiği ürünleri seçmeye kendimi biraz fazla kaptırdım. Sıkılmış olmalı ki ani bir hamleyle sıkıca kavradığım elini kurtarıp, kendini sokağa attı. Etrafımızdaki insanlarında yüreğini ağzına getirecek bir haykırmayla birlikte arkasından uçar adımlarla koşup kırmızı kareli paltosuna can havliyle yapıştım. Bir trafik kazası daha yaşamak istemiyorum. O manzaraya bir daha nasıl dayanırım ben? Allah korusun.

Kalbim hızlı hızlı gümbürdemeye devam ederken uslanmaz oğlumu iyicene bir sarsıp “Kazayı hatırlamıyor musun? Cadde ve sokaklarda el bırakmak, koşmak yok” dedim. Verdiği cevapla bu sefer ben sarsıldım. “Hatırlamıyorum anne!”

Şaka yapıyor olmalıydı. Son zamanlarda sık sık yaptığı gibi benimle kafa buluyordu herhalde. Ağrı, sızıyla geçen tam altı zor hafta ve bana kalan, iç hoplatan acı bir hatıra. Ben unutamam, anneyim.

‘Hay peyniri batsaydı da girmeseydik şu dükkana’, ‘nereden çıktı bu yürüyüş şimdi?’, ‘neden dinlemiyor bu çocuk beni’ diye mırıldana mırıldana toparlanırken kendimi biran önce eve atmak istedim. Sonra ya yine olsaydı diye bir patlama yaşadım derinlerde. Ya yine, ya yine...

Kaderci olmak lazımmış, biraz rahat olmak lazımmış, mışda mış…Cool anne olamıyorum, var mı? Ben böyleyim…

2006’yla ilgili hatırlayacağım en önemli şey, oğlumun büyük bir trafik kazası geçirip, hayatının büyük güç tarafından tekrar bahşedilmiş olması. Belki santimetre, belki de milimetre farkıyla. Yaşayacağı, yaşayacağımız güzellikleri, mücadeleleri, başarıları tatmak üzere…

İşte yorucu bir haftanın üzerine bunun gibi farklı konuların stres kırıntıları serpiştirilmişti. Bazen olumsuzluklar birbirlerine randevu vermiş gibi aynı zamanda buluşuyor. Yoksa her şeyi tuh kaka haline getiren ben miydim? Rahat olmak lazım ya. Nasıl ama?

Akşam eşim evde yoktu. Kaan’ı gece uykusuna yatırdıktan sonra evdeki tüm elektronikleri ve ışıkları kapatıp, çok sevdiğim sessizlik eşliğinde bilgisayarın başında sörf yapmaya başladım. O site, şu gazete, linkler derken Yiyorum Büyüyorum kitabımla ilgili bir annenin yazdığı yazıya denk geldim.

Cem’in annesi tariflerden ne kadar faydalandığını anlatan bir yazı yazmış, kitabımı methetmiş. Sağolsun. Yorum yazan annenin ne adı var, ne maili . Halbuki bir teşekkür etmek isterdim. Okuduğum bir kaç paragraf sıradan başlayıp heyecanla biten günün sıkıcı gecesine sıcak bir tebessüm vesile etti. Beni aldııı, kitabı kaleme aldığım aylara götürdü.

Yazmaktan çekinmiyorum, o sıra hayatımın en berbat dönemiydi. İçinden çıkmayı beceremediğim, debelendikçe daha çok gömüldüğüm günler ardı ardına üstüme geliyordu. Nankörlük yapamam. Bir çok güzel şey yaşadım ama oğlumun sevgisi bunların hepsinden milyon kat daha güzeldi. Hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar…

Dönemi atlatabilmek için bir şeyler yapmaya karar verdiğimde her ne yapacaksam oğlumla ilgili olması gerektiğine karar vermiştim. O sıra takıntım ona iyi bir şekilde yemek yedirebilmekti. Konu önümde yaşanıyordu zaten. Yemek yapmak her zaman severek yaptığım bir uğraştı. Ne vardı yani denesem?

Başladım tarifleri bilgisayara geçirmeye. Evde yazıyordum, yetmiyordu ofistede devam ediyordum. Beni haldır haldır yazarken görüp ne yapıyorsun diyenlere “kitap yazıyorum” diyordum. Dalga, hayret, ‘nasıl yani’ bakışları bana dokunmadı. Birtek canım babam “sen yaparsın” anlamını taşıdığını bildiğim iki kelimeyi çok sevdiğim gülüşü eşliğinde söyledi; “hadi bakalım”… Zaman hadi zamanıydı.

Kitapla ilgili büyük hayallerim falan yoktu. Nerden aklına geldi diye soran bir iki kişiye “oğlum büyüyünce annem benim için birşeyler yapmış” desin istiyorum demiştim. Gerçekten de öyleydi...

Ağladığım zamanlarda kitabı tamamlamak düşüncesi toparlanmama, uzun geceleri kısaltmama yardımcı oldu. Bir şeye başlamanın getirdiği heyecan, onu tamamlama amacı, oğluma birşeyler hediye etme arzusu beni hayatın güneş gören penceresine taşıdı tekrar. Gözlerim kamaştı o pencereden bakınca, güneş gözlüklerimi takmak istemedim.

Beş ay içerisinde kitap taslağını tamamlayıp üç yayınevine kargoyla gönderdim. Saat akşamüstü altı sularıydı. Ertesi sabah onbuçukta ilk yayınevi aradı, hemen basalım diyorlardı. İnanamadım. Hemen babamı aradım. Sesi titredi, “biliyordum zaten” dedi. Oğlumu içime çektim, koştum eşimi öptüm, anneme, ablamlara haber saldım.

Aynı gün altıda bir başka yayınevi tamamdır dedi. Ve benim için bir mucize gerçekleşti. İçimden geçeni gerçekleştirebilmiş olmak, oğluma ‘bak bu senin için yapıldı’ diyebilmekti önemli olan. Sonrası iyilik, güzellik.

Bunları niye yazıyorum biliyor musunuz? İsteyin, istediğinizin mümkün olabileceğine inanın, kendinize güvenin ve gerçekleştirmek için çabalayın diye. Hele yeni bir seneye başlarken bunu illa ki yapın. Hedefleriniz olsun, ama büyük ama küçük.

Bazen hayatınızda dibe vurduğunuz dönem sizin için su üzerine çıkıp derin derin nefes almak ve desteksiz yüzebilmek için bir fırsattır. Kötü dönemlerde hep bir mesaj saklıdır, yada çıkarmayı öğrenmek gerekir.

Hayat her zaman güllük gülüstanlık değil, olmayacakta. Etrafınızda size ışık verecek insanlar mutlaka vardır. En yakınınızdakilerle başlayın. Çocuklarınızla mesela. Onların sizin en büyük hayat kaynağınız olduğunu gözlerinizi koca koca açarak görün ve güneş gören pencerelerden bakın hayata.

Her insanın farklı meziyetlerle dolu olduğunu düşünüyorum. Ne olur çocuklarınızdan, sevdiklerinizden feyz alarak sizde yapmak istediklerinize biran önce başlayın. Önce kendinize inanın. Tanrı bizlerden sadece istememizi ama gerçekten kalpten istememizi bekliyor. Başlayın gerisi gelecek...

2007 yılı hepinize uğur getirsin. Çok sağlıklı, çok huzurlu, çok mutlu olun Emi?
Kalpten sevgilerimle…

Zümrüt

http://www.anneyiz.biz/haber/haberdtl.php?hid=3169

2006-12-30
Bu yazı 1495 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin