Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

İlgililerin Dikkatine

Sizlerle, kelimenin "bir" anlamıyla, aynı "sitede" yaşamaktayız, ve burda oluşumuz herbirimizin "ilgili" ebeveynler olduğumuzu gösteriyor. Çocuklarımızla ilgiliyiz, bunun üzerine bir de bilgili olmak gibi bir derdimiz var ki buradayız. Birbirimizden bilgi alıyoruz, bilgilerimizi birbirimizle memnuniyetle paylaşıyoruz.

Çocuklarımızla yakından ilgileniyoruz, uzakta da olsak ilgileniyoruz, çünkü ilgilerimize ihtiyaçları var, asla boşvermiyoruz, bilakis mümkün olduğunca dolu dolu vermek gibi bir kaygıyla ve gayeyle hareket ediyoruz, Mevlam kayırır fikriyle çayıra salmıyoruz, biz daha çok galiba, o çayırda çocuğuyla kovalamaca oynayıp, yorulunca kareli piknik örtüsünün üzerinde oturup beraberce sağlıklı yiyecekler yiyen, aynı kulaklıktan müzik dinleyen ve karıncaları izlerken onların yaşayışından konuşan tipte anneleriz, babalarız :^) Bizim gibilerde, çocuğu olduktan sonra bazı değişimler olur, hiçbirşey olmamış gibi yaşayıp gitmeyiz, öylece sürüp gitmez hayat. Modifiye olmak, tamlanmak olarak tanımlayabiliriz belki bu durumumuzu; Zümrüt'ün çok beğendiğim, hemen dağarcığıma eklediğim bir lafı var, "bakışından kanının ne tarafa aktığını bilmek", işte zamanla bunu yapabilir hale geliriz. Kokusundan hasta mı, duruşundan canını sıkan birşeyler mi var, hemen anlarız, hiç kaçmaz. Ona bakmaktan anladığımız, temel ihtiyaçlarını karşılamanın biraz ötesindedir yani. Ona bakarız, gözümüzün bebeğidir madem, gözünün bebeğine bakarız, bir sorun olduğunda görürüz böylece, sonra da çaresine "bakmak" yönünde adım atarız, gerektiğinde adımlarımızı sıklaştırır da çözüme öyle varırız. Artı değerler kazandırma peşindeyizdir, canımızın içinde onlar yok mu ne de olsa, iğneyle kuyular kazar, güzel izler bırakma gayreti gösteririz. Yanlarındayken kelimelerimizi tartarız da konuşuruz, tavırlarımıza, her an izlenmekte olduğumuzun farkındalığı ile bir çeki düzen veririz, düşüncelerimiz öngörülerimiz hızlılaşır, koruma süzgecimizden geçirmeden zinhar hareket etmeyiz. Meselemiz daha ziyade, gereksinim duyduğunda yakınlarda biryerlerde ve tarafında olduğumuzu bilmesini sağlamaktır, yoksa seslendiğinde koşup yanına gidip tehlike unsurlarını birer birer bertaraf etmek değil. Şöyle tuhaf ve derin hayallerimiz bile vardır onlar hakkında: hep iyi olsun, ve tabii iyi biri de olsun, kimseye kötülüğü dokunmasın, ama kötülüğü de kendinden uzakta tutabilsin, yanlış ve kötü olanın ayırdına varsın, kendini bunlardan koruyabilsin. Yolları tıkalı bile olsa yönünü şaşırmasın, bilsin. Gibi şeyler.

Varmaya çalıştığım noktaya bu yoldan yaklaştım, bugünlerde kafamı kurcalayan konu okullardaki akran zorbalığı, ve ben bir annenin nasıl olup da çocuğundaki "bir zorbaya dönüşme" sürecini gözden kaçırabileceğini sorguluyorum. İlgili bir annenin gözünden kaçmaması gerekirdi, başlangıç noktam bu. İlgili bir anne henüz ortaya çıkma aşamasındayken sorunu farkedebilir ve bu süreci durdurup doğru olan yöne çevirmek üzere harekete geçer. Keza, "ilgili" okul ilgilileri de öyle. Bilgilenirler, akabinde ilgilenirler, zaten bilgilidirler, pedagojik formasyona sahiptirler, durumu ustalıkla yönetir, düzeltirler. Anlamakta hakikaten zorlanıyorum, çünkü, benim bildiğim, bir zorba bir görüşte anlaşılır, bakışlarından, yürüyüşünden, sarkastik hal ve tavırlarından, durumlara tepkilerinden, seyrettiği programlardan, bahsettiği konulardan ve onları yorumlayış biçiminden, edindiği çevreden, kullandığı dilden, ne bileyim, anlaşılır. Zorbalığa maruz kalan bir kişi nasıl hemen anlaşılabiliyorsa..

Hattın diğer ucunda içerisi kan ağlayan bir anne çocuğuna yapılanı biteni anlatırken, duyduklarına o kadar da şaşırmaması lazım gelir bir zorba annesinin, öyle gibime geliyor. Farkına nasıl varmış olamaz ki, yoksa zaman içinde yavaş yavaş mı olmuştur değişim de kanıksamış mıdır, gözünü onca iş gücün arasında dört mü açamamıştır da, biricik yavrusu büyümüş, güçlenmiş, bir de üstelik kaba güçlenmiştir, karanlık patikaya sapmış, yanlış -seçtiği mi desem seçtiği yanlış mı desem- arkadaşlarla bir olup, bir çocuğun duygularıyla topla oynar gibi oynamakta, sözle olsun, bedensel olsun, dışlayarak küçümseyerek ya da aşağılayarak olsun, onu kırmakta dökmektedir. Ruhunu incitmekte, yalnız duygularıyla mı, belki geleceğiyle de oynamaktadır. Hem bu zorbaca tavırlar bununla kalmayacaktır ki, hayatının her evresinde yayılarak sürüp gidecektir. Çevresindekiler bu zorbaca tavırlardan çekecekler, ama bu arada kendisi de, çok zarar görecektir. Durup düşünmesi gerekir ilgili bir annenin, sonra da durmayıp birşeyler yapması. Keza, ilgili okul ilgililerinin de öyle. Onu ta baştan, yeniden eğitmek bile gerekebilir. Yoksa..bugünün küçük zorbası, yarının büyük zorbası.
Şiddet her haliyle başımızdaki bir illettir. İlgi ise herşeyin ilacı.

Bunları düşündüm son günlerde, bir arkadaşımın yaşamakta olduğu durumdan hareketle. Bir fikrim zaten vardı bu yaş grubundaki ve ortamdaki şiddetin nedenlerine niçinlerine ilişkin olarak, ama neler yapılabileceğine dair çok fikrim yoktu, ben de araştırdım konuyu biraz, bir medet var mı diye, ve gördüm ki "okuldaki akran zorbalığı" bütün zamanlarda, her ülkede, farklı derecelerde, türlü biçimi yaşanmış ve yaşanmakta olan, neden olan faktörlerin ayrı, kısa ve uzun dönemde yaratacağı kişisel sonuçların ayrı, toplum üzerindeki yansımalarının, eğitsel ve ailesel yönlerinin ayrı ayrı irdelenmesi, ama nihayetinde birbirine katıştırılması lazım gelen katmerli ve çetrefil bir sorundur.
Şiddetin bu boyutundan az çok hepimizin haberi vardır da, bu boyutta olduğundan çok azımız, hem de çok az haberdarız sanıyorum. Çözüm okulun, ailelerin ve -bir bütün olarak olarak ele alındığında- eğitim sisteminin de, iyi niyetle sorunu görmesinde, görmemezlikten gelmemesinde, çözmemezlikten gelmemesinde; ve çözüme, kolayına kaçılmadan, yüzeyden değil derin sondajlı ve yapıcı bir tutumla ortaklaşa yönelinmesinde yatıyor. Öğrenci rehberliğine "aktif" görevler düşer. İyi çalışan bir rehberlik hizmeti bu uğurda büyük farklar, katma değerler yaratabilir. Eğitim, idealleri olan, iddiaları olan kişilerin baş koyması gereken bir yoldur. Böyle olduğunda o yol topyekun bizi kimbilir ne ileri noktalara götürür.
Diye düşünüyorum.

Bir çocuk nasıl bir ruh hali içindedir ki zorbalığa cür'et eder, sonra kendini nasıl hisseder, arkadaş grubunun baskısı ne ölçüde etkili, peki ya “ekran zorbalığı”nın uzantıları, aile ortamındaki sakıncalar…Diğer yanda, zorbalığa uğrayan bir çocuğun hissiyatı nasıldır, üzerinde fazla mı kontrol hissetmişti ki kendini savunacak güveni gelememişti, nereden başlayıp neleri değiştirmeli, nasıl dayanıyor tüm bunlara, kendi içinde bu kadar uzaklara kaçacak kadar yeri nereden bulabiliyor, ona nasıl, hangi taraftan yaklaşmalı, nasıl etmeli de ona, o gün neler yaşayacağını gayet iyi bile bile, herşeye karşın sabah uyanıp okula gidecek gücü buluyorsa, en güçlünün aslında kendisi olduğu anlatılmalıdır. Acabalar, nasıllar ne çok. Konuyu araştırırken Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sn. Dr. Nevin Dölek'in kapsamlı ve çok açılı, sorunu tanımlamanın, altını çizmenin, nasıl desem, soruyu tekrar tekrar okumanın ötesinde, çözüme işaret eden ve gidiş yolunun da açıkça belirtildiği güzel bir çalışmasına rastladım. Müsaadesiyle, sizlerle paylaşmak istiyorum. "ÖĞRENCİLERDE ZORBACA DAVRANIŞLAR" başlıklı bu çalışmaya şu linkten ulaşabilirsiniz: http://www.sg.k12.tr/index.php?id=1182

"İlgili"lerin dikkatine.
"İlgisiz"lerin de dikkatine..

Nazlım

2007-03-06
Bu yazı 1184 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin