Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Her şeyi Doğru Yapalım

Analiz yeteneği, soyutlama gücü, çocuklarda Aman Yarabbim ne yüksek. Hep bu kadar mıydı, şimdiki jenerasyonda daha mı bir böyle bu, bilemem. Bildiğim, benim cümlelerce anlatsam, alt alta yazsam, altlarını çizsem, üstünde dursam, iplerde birbirine bağlayıp cambaz gibi üstünde yürüsem, konuşsam konuşsam…karşımdakine tam geçiremediğim, en karmaşık gelen (biir dakika, yoksa gelirken yolda mı karmaşıklaşan) konuları, oğlumun birer cümlede toparlayabiliyor olduğu. Ben düğümlüyorum fiyonklar atıyorum, o çözüyor sanki. Nasıl yapıyor? Nasıl yapıyor yapıyor, parçalara ayırıyor, bütünü tek bir parçada yoğunlaştırıp, nasıl desem..(bakın ben daha diyemiyorum bile), her şeyi o küçük tek parçada temsil ettirtebilmeyi başarıyor. Pes. Böyle hülasa çıkartmayı nereden biliyor. Konular dolaşık değiller aslında da ben mi onları buraların yabancısı bir sürücü gibi dolaştırıyorum, onca dolaştıktan sonra getire getire de tanınmaz hale getiriyorum diye sıık sık kendime soruyor buluyorum kendimi. Kendimi kendime. Soruyor buluyorum.

Soonra, bu konuyu da bir güzel dolaşıklaştırıyorum, içinden (dışına) çıkamayıp, orada içinde öööylece oturup kalıyorum. Serde yetişkinlik var, ondan mı öyle. Yetişkinlerin de boylarının yetişemediği yerler vardır. Bolca hem. Geçen gün, komik çocuk, çekirdek ailemizi, çekirdek çıtlarmışcasına bir rahatlıkla üç cümleye kapsayıp anlatıverdi. Üç cümle. Kişi başına düşen cümle sayısı bir. Ve bunu, bir de üzerine yaratıcılığını koyarak, şakacı tonuyla, vücut dilini kullanarak yaptı. Özetledi bizi. O özetin üzerine ben tabii tahmin edeceğiniz gibi yine paragraflardır düşünüyorum. Paragraflarca da yazarım şimdi Allah bilir :^) “Özetle”, hayret ediyorum kendime :^) Beni anlatırken iki elini saçı uzunmuş gibi yapmakta kullanıp benim ses tonumla “Her şeyi doğru yapalım!” diyor. Söylüyorum size, bundan iyi özetlenemezdim. Çünkü “ana” fikrim bu. “Ana” hatlarım itibarı ile böyleyim. Bütün derdim gücüm sahiden de budur benim. O doğduğundan beri hele. Daha önce derdim gücüm neydi zaten hiç hatırlamıyorum. Var mıydı, o bile bulanık :^)

Kendini anlatırken bu defa ellerini kendi saçlarını tarif edecek şekilde kullanıyor, kendi sesiyle “Heer şeyi yanlış yapalım” diyor :^) Ki bu benim favorim. Zira, o da, bundan iyi özetlenemezdi :^) Doğduğundan beri olmasa da uzunca bir süredir bu evet böyle efendim. Hayır kendine karşı da dürüst. Severim ben onun dürüstlüğünü :^) Galiba her şeyinden biraz daha çok. Babasını anlatırkense, iki eliyle başının üst kısmını komple kapatıyor, onun sesiyle diyor ki “Hiçbir şey yapmayalım” :^) Ne diyebilirim, vurgulu anlatım :^) Artık olmayan saçları da, babanın yorgunluğunu argınlığını da (o doğduğundan beri hele :^) en iyi böyle anlatırsınız :^) Doğru ya, ben evde yoruluyorum, o dışarıdan yorulmuş olarak geliyor.

Çook sevdiğim, anneliğinden ilhamlar, feyzler, kendini de örnek aldığım arkadaşım Sevinç, anneliği-babalığı, buz üzerinde satranç gibidir diye bilinen curling sporuna benzetir, hani…iki insan curling taşı denen burnunun dikine, her an hedeften şaşabilecek bir diski, zor çünkü hem kıvrık hem kayan pütürlü bir buzdan zeminin üzerinde, doğru doğrultuya doğrultabilmek için ellerinde süpürgeleri, “didinirler”. Süpürgelerini kayanın önündeki buz yüzeyini süpürmek için kullanırlar. Taşlarının :^) önündeki alanı hedef yönüne doğru iyi, çok iyi süpürebilirlerse, yüzeydeki buzu eriteceklerdir, azalan sürtünme sayesinde taş ivmesini koruyacaktır. Bu da taşın doğrultusunu kaybetmemesini ve dengeyi sağlayacaktır.

Hayatımda duyduğum en iyi ebeveynlik benzetmesidir, bayılırım. İşte böyle, ona alan açacağım diye, aman yanlış yönlere sapmasın diye süpürmekten oluyor o yorgunluk. Bu, bir sonraki, (ya da sonraki bir) yazının konusu olsun…çünkü başlı başına bir başlık. Şimdi ben oğlumun bize dair derinlemesine daraltılmış, genişlemesine inceltilmiş, kapsamlı sıkıştırılmış özetinden, kendi bildiğim karmaşık usulümle dersler çıkarmaya koyulayım…

İyi bir özet, konu farkındalığı yaratır. Daha fazlasını bilmek için meraklar uyandırır. İyi bir özette konuyu okumuş, araştırmış, gözlemlemiş, biliyor olan, fikir bilgi hülasasını bilmeyene sunar. Bilmeyen başlar düşünmeye. Daha önce okuduysa bile tam anlamamıştı belki, olabilir, aklı başka yerdeydi, kim bilir nerdeydi, oturur bir daha okur. Yok ilk okuyuşu olacaksa da bir fikri vardır artık. Okumadıysa merakını cezp eder, celb de eder. O da okumak, o da bilmek ister. Özet çıkarmamız istenir okullarda bizden, okumuş muyuz ve okuduğumuzu anlayabilmiş miyiz, anlatabiliyor muyuz, anlamak için. Anlatabilecek kadar anlamış mıyız. Çok önemli. Çünkü…anlamayan özetleyemez. Somutunu kavramamışsa soyutlayamaz, nasıl soyutlayacak. Demek, Tunç üçümüzü de anlamış. Ben bundan bunu anlıyorum. Ve buna çok sevindim. Ayna tuttu bize, oradan görünümümüze bakabiliriz artık. Baktık gerekiyor, üzerimize bir çeki düzen verebiliriz. Sonraki günlerdeki yarışlar için süpürgelerimizle piste çıkmadan :^)

Ben, fazla mı doğru takıntılıyım. Ve bu doğru bir şey mi, doğru takıntısı dahi takıntı haline gelirse yanlışlaşır mı, her şeyi doğru yapayım derken yanlış şeyler yapıyor olabilir miyim… kendime o gözle bakarım. Doğru yapalım diyeni de dokuz köyden kovarlar mı. “Bay Mümkünse Hiç birşey Yapmayalım ya da Yapalım ama biraz dinleneyim sonra yapalım”la “Bay Herşeyi Yanlış Yapalım”ın gözlerinden bakıldığında nasıl görünüyorumdur. Yanlış mı. Onların cephesinden değerlendirildiğimde durumum nedir, cepheleşmeyelim sonra :^) Daha rahat olamaz mıyım. Rahat olursa nelere “Hazır ol!”malı insan. Her şeyi doğru yapma çabası, kaygısı, bana kalırsa “doğru” :^) da, bakalım bana kalır mı. Hayat malum, biraz eğri, küçük meşe palamudu yaşken eğilmesin, olmuşken düzgün bir meşe ağacı olsun diye cebelleşirken, hayattakiler sallana sallaya bükmezler mi kırmazlar mı dallarını sonra. Peki ama, doğru yapma kaygımız (yanlış yapma kaygımız da tabii) yoksa, eksikse, neyiz ki biz. Ne yapıyoruz buralarda, yalan yanlış. Her şeyi ve hep doğru yapamıyorumdur, doğru şeyleri de yapamıyorumdur belki, (belkiden ziyade muhtemelen, hatta, muhakkak ki), ama, her şeyi doğru yapma isteğim benden giderse, geriye ne kalır. Şimdi işine gelmese, itse de doğruları gösterip duran doğrultu tabelalarımı, belki sahne tozu yutmak gibi bir şeydir, olamaz mı, kulağına çalınır büyürken, yerleşir farkında olmadan da? Kendini ortaya çıkarırken çeker tozlu raflardan, üfler bakar. Evet ama diğer yandan, tozu maytı da dumana katmamak lazım bunu yaparken.

Bu nasıl başarılacak?

Velhasıl kelam, bir düğümlenmiş, fiyonk atılmış konu paketi daha bana. Düşünür dururum artık kukumav kukumav. Ama şu var ki, aklım keserse de, yanlışlarımı mutlaka değiştiririm, dallanmadan budaklanmadan budarım eğrilerimi. Törpülerim sivriltileri. Güzel şarkıdaki gibi aynı..”İnan içimde yok fesatlık” :^) ve “Ben sen sen diye bittim oğlum!” :^) Yaparım, madem ki “doğrusu öylesi” :^)….

Nazlim

2010-01-29
Bu yazı 1556 kere okunmuştur.

sevincosevinco

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin