Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Her Eve Lazım

Ailem ilk köpeğimi aldıklarında ben 7 yaşındaydım. Gerek tek çocuk olmamdan dolayı hayatımdaki o boşluğu doldurmak için, gerekse babamın mesleği dolayısıyla beni akşamları sık sık yalnız bıraktıklarında içleri rahat, kızlarının güvende olması için.

Hakikaten de kahve-beyaz border collie cinsi köpeğim benim en iyi dostum oldu. Akşamüstleri eve geldiğimde beraber parka gider saatlerce bisikletimin yanında koşar, akşamları yatarken ona okuduğum kitapları yarı uyuklayarak dinler, annemler yokken de en ufak bir tıkırtıda yeri göğü ayağa kaldırırdı.

Nesli ile hayatımız 2.5 yıl sürdü. 2.5 yılın sonunda bizim artık Türkiye ‘ye dönmemiz gerekiyordu ve ne yazık ki Nesli bizimle gelemeyecekti. Her ne kadar ona çok güzel yeni bir yuva bulmuş olsak da, Türkiye’ye döndüğümüzün ilk yılı sürekli ağlayarak geçti. Hadi ben kendimi geçtim de, en çok şaşırdığım annem oldu... Köpeğin hayatımıza girdiği ilk günden beri ona en soğuk yaklaşan kadın aramızda en fazla göz yaşı döken oldu....

Nesli’yi bırakmanın verdiği acı o kadar büyüktü ki bunu takip eden 13 yıl boyunca evcil hayvan istemek aklıma bile gelmedi, zaten bir yurt dışındaydık, bir Türkiye’de. Bir ülkede temelli kalmadan bir daha aynı acıyı ne ben yaşamak istiyordum ne de yaşatmak...Ama 23 yaşında artık daha fazla köpek hasretine dayanamayıp, Mardin’e yaptığım bir geziden kucağımda bir kangal yavrusu ile döndüm.

Annem hayvanı kapının önüne koymakla tehdit etse de şirinliğine dayanamadı ve bu seferde hayatımızda bir kangal süreci başladı. Ne yazık ki o minicik kangal yavrusu kısacık bir zaman diliminde ufak bir tay oldu, evde yenmedik, kemirilmedik ne ahşap kapı, ne de halı kaldı. Annemin antika koltuk ayakları da yenenler arasındaydı... Misafirde gelip gitmez olmuştu artık. Bir iki defa da Ankara GOP’un o yokuşlu yollarında dolaştıracağım derken hayvan tarafından sürüklenince mecburen babamın bir arkadaşının çiftliğine gönderdik kangalımızı.

Takip eden yıllarda defalarca gidip ziyaret ettim. O çiftlikte o kadar mutluydu ki, bebekliğini bir apartman dairesinde geçirmesine neden olduğum için ben kendimden utandım.


 

94 yılında hayatıma terrier köpeğim Lucky girdi ve bir köpeğin hakikaten insanın en iyi dostu olduğunu işte o zaman anladım. Karnım ağrıdığında tüm gün benimle yatar, hadi gidiyoruz dediğimde tasmasını alıp kapının önünde bekler, balerin yeğenim kalmaya geldiğinde o uyanana kadar yatağının başından ayrılmazdı. Akşamları ona gün içerisinde olan biteni anlatmamı kafasını sağdan sola eğerek dinleyen, evimizi sayısız defa boyuna bakmadan hırsızlardan koruyan en iyi dostumdu Lucky.

Ne yazık ki 2004 yılında vefat etti. Ben yurtdışında yaşıyor olduğum için Lucky evlendiğimden beri annemlerle yaşıyordu ve açıkçası onlara çok güzel bir meşguliyet olmuştu benim yokluğumda. Vefatından sonra ne ben, ne annemler günlerce, aylarca kendimize gelemedik. Hala da bu satırları yazarken içim burkulup ve gözlerimin dolmasına engel olamıyorum.

Kısaca hani insanlar ya kedi ya da köpek sever olurlarmış ya, ben işte köpek severlerdendim.

Sonra gün geldi evlendim, çoluğa çocuğa karıştım. Çocukların aklı ermeye başladıkları gün “biz hayvan istiyoruz” diye tutturmaya başladılar. Haklılar, tabi ki bu ülkede hemen hemen herkesin hayvanı var. Ama işte çalışıyorum, zor olacak diye geçiştirebildiğimiz kadar geçiştirdik. Kalbimden geçen her ne kadar köpek olsa da, hayvancağızı sabahtan akşama kadar evde yalnız bırakma fikri hoşuma gitmediğinden ve eşimin evin içinde istemem diye diretmesinden dolayı uzun araştırmalar sonucu Eylül ayında yavru bir kedi evlat edindik.

Şimdiye kadar kedili bir hayatım olmamıştı ve kedili hayatın aslında ne kadar kolay olduğuna hayretler ettim...Tuvalet eğitimi bir gün bile sürmedi, dışarı birak da gezeyim derdi yok, istemediğim yerlere girip çıkmıyor ve en önemlisi çocuklarım nasıl mutlu anlatamam.

O ben evde çok sıkıldım, hadi gezdir bizi diyen çocuklar gitti, evde Roxy ile zaman geçirmekten mutlu iki çocuk geldi... Şimdiki tüm kavga Roxy benim odamda uyudu, Roxy niye senin kucağında oturuyor gibi şeyler. Roxy’i kısırlaştırdığımızda çocuklarımın ne kadar merhametli ve duyarlı olduklarını anladım, o benim kediyi pinçik pinçik yoğuran haylaz oğlum bile 10 gün inanılmaz bir şekilde nazik davranıp kucağına bile almadı.

Akşamları kendi başına yatağında korkmadan yatma problemi yaşayan oğlan şimdi yanında kedi yatıyor diye mışıl mışıl uyuyor. Dikkat ediyorum zavallı kediciğin de tek istediği ve ihtiyacı olan şey sevgi ve sıcak bir kucak.

Diyorum ki içimden; bütün zorluklarına, kafa meşguliyetlerine ve masraflarına, rağmen evcil hayvanların çocuklarımızın hayatına kattığı sevgi, merhamet ve sorumluluk duyguları gibi değerler var... Bunlar paha biçilmez ... Ne mutlu ki annelerimiz bize tüm bu duyguları aşılayabilmiş, bizde çocuklarımıza.

 

2011-11-03
Bu yazı 1449 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin