Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Hayat Bir Sınav

Gerçek hikayeden bahsetmiştim bir önceki yazıda, bence gerçek hikaye mesleklerimizden, dışarıda ki kimliğimizden daha çok evimizde hayat arkadaşımız ( bu lafı çok seviyorum) ve çocuğumuz/çocuklarımızla yaşadığımız hayat... Sizce de öyle değil mi?

Bizim hikayemiz 2007 ekim ayı sonlarında şimdi ki kocam, o zaman ki meslektaşımla yollarımızın bir acil servis nöbetinde kesişmesi ile başladı. Beni evimden, uykumdan ayıran yorucu, bezdirici nöbet gecelerinden birinin hayat arkadaşımla, beni birleştirmesi çok da hoştu bence.

2008 Temmuz ayında nişanlı, 2009 Mayıs ayında evli bir çifttik ve hayat daha anlamlı, daha dolu, daha yaşamaya değerdi artık.

Her ne kadar bazen hepimiz özlesek de yalnızlık insanın içini buran bir şeydir bence. Masada bir tabak, mutfak tezgahında tek bir kirli bardak vardır. Yemek pişirmek çok da anlamlı değildir paylaşacak kimse olmayınca. Kahve yapıp karşılıklı içemezsin, sohbet ederek kahvaltı yapamazsın, bugün nereye gitsek diye konuşamazsın, kararların çoğunlukla seni ilgilendirir, seni etkiler. Biz diye bir şey yoktur sadece BEN vardır. Yalnızlığı seçenlere, yalnız da mutlu olabilenlere saygım sonsuz ama ben ancak hayat arkadaşım ve şimdide hayatımıza katılan kızımla tamamlanmış hissediyorum kendimi.

Kızım 2011 Ocak ayında aramıza katıldı. Planlanmış, istenen, beklenen bir bebekti. Gerçi hayatımızın gerçekten yoğun bir dönemiydi. Babası iki, bense 8 ay sonra uzmanlık sınavına girecektim ve çalışılması gereken dersler, hazırlanıp sunulması gereken tezler vardı. Ama bizce bu dönemin sonrası sadece ona ayırabileceğimiz fırtınasız dingin bir dönem olacaktı.

Kızımın sınavları hamileliğimin ikinci ayında yaşadığımız düşük tehdidi ile başladı. Gerçekten zor günler geçirdik benim hastanede geçirdiğim gecenin ertesinde babasının aylardır emek verdiği, uğraştığı bitirme tezini sunması gerektiği için kızımla yalnız kaldık hastane odamızda. Babasının aklının bizde olduğunu bilerek... Yaşadığımız korku dolu birkaç günün sonrasında şimdilik her şey yolunda diye düşünerek evimize döndük.
Sonrasında babasının önce tezinin sunulması ve uzmanlık sınavının sancısını yaşadık hep birlikte. babası uzman doktor oldu, tabi bizi daha da stresli bir döneme soktu bu durum. Acaba mecburi hizmeti nerede yapacaktı? Derin dünyaya nerede gelecekti? Bunun için yaklaşık 3 hafta süren bekleyiş bize müjdeli haberi getirdi, İstanbul da yaşayacaktık!

Sevincimiz bir ay sonra bizim İzmir de kalıp babasının İstanbul a gidişine kadar sürdü. Yine baş başa kalmıştık, bu arada annesi de boş durmadı tabi. Bitirme tezini yazdı, sundu, tez kabul edildi. Uzmanlık sınav tarihi belli oldu, birlikte ders çalışıyorduk. Günün hep de aynı saatlerinde gelen hıçkırık nöbetleri beni dersten koparıp kızıma döndürüyordu. Sanki hıçkırarak varlığını hatırlatıyordu bana. Kızımla ameliyatlara girdik, toplantılara katıldık. Babasını bekledik.

Anneler bilir hamilelik döneminde anne durunca bebek hareketlenir, anne hareket edince bebek uyur. Bu dönemden aklımda kalan düşündükçe gülümsediğim anlar ameliyathane de ben masanın başına geçip ameliyat yapmak için durunca kızımın uyanıp hareketlenmesi idi. Ben yerimde hafif hafif sallanarak uyumasını sağlıyordum. Biz ameliyata devam ediyorduk. Varlığı bana güç veriyordu. Yalnız hissetmiyordum hiç.

Sonrasında kızım 32 haftalıkken birlikte uzmanlık sınavına girdik, bir hekimin hayatındaki en önemli sınavlardan birine yani. Kızım benimle ders çalıştı ve sınav sırasında uslu uslu durdu. Başarıyla atlattık ve bu önemli günü birlikte kutladık. Babamızda yanımızdaydı.

Aaa daha bitmedi artık taşınmamız gerekiyordu İstanbul’a. Ve hamileliğimin 33. Haftasında biz evimizi İstanbul a taşıdık. Benim canım kızım yine bizi hiç üzmedi. Ve çocuğum sonunda dünyaya gelmeden 10 gün kadar dinlenme fırsatı buldu, tabii bende :))

Hamileliğimin 34. Haftasında 210 lara çıkan tansiyonum, 24. Haftadan sonra ki şeker yüksekliği ve insulinli günler de onun küçük kaprisleriydi ama biz onunda üstesinden geldik ve 38+ 3 de kızım sezaryen ile dünyaya geldi.

Dünyaya geldi diyorum, doğdu diyemiyorum ve çok üzülüyorum. Gerçekten çok isterdim onu DOĞURMAYI ama sağlık problemlerim izin vermedi.

İşte biz 2011 Ocak ayında artık çekirdek aile olduk. İlkokulda öğrendiğim bu tanım seneler sonra benim için de gerçek oldu. Çekirdek ailemiz, anneliğim, çalışmayan anne sendromum ve kızımla günlerimiz de gelecek yazılarda olacak umarım...
Sevgiler
Burcu
 

2011-08-22
Bu yazı 2207 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin