Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Havadan Sudan, Sütten, Tuzdan...

Herkese tekrar Merhaba. Yazımı biraz geciktirdim farkındayım ama bana bir haller oldu. Son günlerde nasıl bir tembellik, güçsüzlük, ağırlık var üstümde anlatamam. Biraz çocuklarla vakit geçirmek zaten elimde kalan son enerjimi de bitiriyor. İlhamım da terk etti beni yazı yazamaz oldum. Beni bu havalar mahvetti. Bir yağmurlu, bir güneşli, bir sıcak, bir soğuk…

Bu halimin sorumlusu bahardır. Millet olarak meraklıyızdır suçu başka yerlerde aramaya. Biz hiç suçlu ya da hatalı olmayız. Çocukken dikkat etmeyip sehpaya çarptığımızda bile hep sehpa hatalı değil miydi? Annemiz sehpayı döverdi, pis sehpa diye. Okulda bir türlü ellinin üstünde not alamayınca da öğretmen takmıştı zaten. Sonra büyüyünce işyerinde de patron taktı doğal olarak. Toplum olarak da hatamız yoktur bizim. Evlerimiz de hep deprem yüzünden yıkıldı. Evet evet ben de suçlu değilim, suçlu bahardır.

Çok mu depresif bir giriş oldu? Son yazılarıma baktım da bu aralar biraz damardan yazmışım. Hazır etrafta ilham da yokken biraz bilgi paylaşalım bari.

Hafta sonu çocuklarla süt aldığımız mandıraya piknik yapmaya gittik. Sütünü içtiğimiz ineklerle tanıştık. Hatta benim ikizler bir ara buzağılarla konuşuyorlardı karşılıklı mö-mö diye. Bu arada ben sütümü “hastalıktan ari” sertifikasına sahip Silivri’de bir mandıradan çiğ olarak alıyorum. Haftada bir gün eve teslim ediyorlar. Bu bir reklam değildir, tavsiye hiç değildir. Süt konusunda çok tartışma var zaten, uzmanlar bile anlaşamıyorlar. Herkes kendi araştırmasını yapmalı ve inandığı sütü kullanmalı bence. Ama biz ineklerimizi çok sevdik. İneklerine kızlarım diyen mandıra sahibi hanımı da çok sevdik. Geçen hafta anneler günü yazımı okuyanlar hatırlar ki bir ineği çocuk gibi seven ve bakan kişi bana göre çocuğu olsun olmasın annedir, merhametlidir zaten.

Sadece sütte değil yediğim ve çocuklarıma yedirdiğim diğer gıdalarda da üreticiye çok önem veriyorum. Vakit ayırıp araştırıyorum, fırsat bulursam tanışıyorum. Doğal, geleneksel, organik, köylü adı ne olursa olsun benim için önemli olan o üretimin sevgiyle, bilgiyle, dürüstçe yapılıyor olması. Ne pahasına olursa olsun para kazanmayı kafaya koyduktan sonra her işte hile yapılabilir ve yapılıyor da zaten. Çok dikkatli araştırma yapmak gerekiyor. Bu satırları yiyorumbüyüyorum’dan okuduğunuza göre hepimizin internetle arası iyi. Ben de dahil çoğumuz sosyal paylaşım sitelerinde vakit geçiriyoruz. Hatta takip ettiğimiz kişileri bile doğru seçsek pek çok bilgiye ulaşabiliriz. Mesela ben sebzelerimi aldığım çiftlik sahibiyle e-mail yoluyla konuşabiliyorum ve istediğim soruları sorabiliyorum. Tanışma imkanım da oldu.

Oturduğum semtte köy tavuğu satan bir yer buldum. Tavuklara ne yedirdiklerini daha çok net bilmiyorum ama düdüklü tencerede bir saatte pişiyor. Bir tavuk aslında ibibikleri çıkmadan kesilmemeli. İbibikler de yedi aydan sonra çıkıyor. Yani en az bir tavuğun 210 günlük olması gerekiyor. Marketlerde satılanlar 20 günlük, organik diye satılanlar da yaklaşık 80 günlük. Siz düşünün artık. Yıllardır aynı semtte oturuyorum daha önce bilmiyordum bu dükkanı. Bazı şeyler ihtiyaç halinde araştırınca, sorunca ortaya çıkıyor. Komşularla, esnafla hiç gerçekten konuşmuyoruz ki. Alışverişimizi yapıyoruz, lütfen bir merhaba, iyi günler diyoruz. İlişkilerimiz bununla sınırlı. İnternet kadar çevremizle yüz yüze iletişim de çok önemli. Tavukçuyu alt sokaktaki eczacı hanımdan öğrendim mesela. O da benim alışveriş yaptığım çiftlikten alışverişe başladı. Şimdi hepimiz mutluyuz.

Ben bir uzman değilim. Zaten dedim ya uzmanlar da bazen kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bildiklerimi hatta inandıklarımı bir anne olarak paylaşmak istedim sizlerle. Sıkılmadıysanız sizlerle bir şey daha paylaşmak istiyorum. Sıkıldıysanız tuzdan bahsedeceğim, burada okumayı kesebilirsiniz☺

Tuz konusu kafamı karıştırıyordu. Çocuklar ek gıdalara geçtiklerinde doktorları hiç tuz vermememi söyledi. Böbrek gelişimlerinin iki yılda tamamlanacağını ve bu sırada tuzun böbreklerine zarar vereceğini söyledi. Sofrada kullandığımız tuzun sodyum klorür olduğunu, yedikleri sebze ve etlerden daha sağlıklı olan potasyum klorürü zaten alacaklarını söyledi. Yaklaşık bir buçuk sene böyle devam ettik fakat özellikle oğlum bir yerlerden ve bizim yemeklerden keşfettiği tuzu çok sevdi ve tuzsuz yemekleri beğenmemeye, reddetmeye başladı. Ben de doğal tuz arayışına girdim. Önce az miktarda da olsa deniz tuzu kullanmaya başladım, sonra Çankırı kaya tuzuna geçtim. Zaten kaya tuzları da daha önce deniz olan yerlerden oluştukları için formları aynı imiş. Fakat bu defa başka bir şey fark ettim ki bu tuzlarda da iyot yok. İyot özellikle çocuk gelişiminde çok önemli bir element. Ben de kaya tuzunu aldığım kişiye sordum. Bir şey olmaz dedi. Yediklerinden, deniz kenarlarından ve balıklardan yeteri kadar iyot alır diye de ekledi. Bu cevaptan da tam manasıyla tatmin olamadım. Öyleyse yıllardır neden bu iyodu tuzlara koymak için bu kadar uğraşıyorlar, doktorlar iyotlu tuzları tavsiye ediyor. Tekrar çocukların doktoruna sorayım dedim ve iyodun çocuklar için önemli olduğunu teyit etti. Hayda, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık. Rafine ve katkılı iyotlu tuza karşı, iyotsuz doğal tuzlar. Tekrar araştırmalar başladı ve sonunda organik ürünler satan bir dükkanda iyot eklenmiş Himalaya tuzu buldum. Öğütülmüş ama akışkan olmayan bir kıvamda, yani olması gerektiği gibi. Akışkan olması için katkı maddeleri eklenmemiş. Şimdi bu ürünü kullanıyorum.

Tekrar söylüyorum. Uzman değilim ama çeşitli uzmanlara danışan bir anne sıfatıyla sizlerle öğrendiklerimi paylaşıyorum. Umarım siz de bildiklerinizi benimle paylaşırsınız. Yanlış ya da eksik bildiklerim varsa beni uyarırsınız.

Bu arada ilk iki yazımı okuyanlar apartman bahçesini düzenlemek işine giriştiğimi hatırlayabilir. Uzun uğraşlar ve maliyet hesaplarından sonra nihayet bahçeyi temizleyip çimleri ektik. Şimdi sürekli sulayarak çıkmalarını bekliyorum. Kendime de küçük bir alan ayırdım. Bu akşamüzeri babaannemden yadigar GDO’suz mısır tohumlarını ektim. Haftaya da siparişini verdiğim organik domates, biber ve hıyar fidelerim gelecek, onları dikeceğim. Bahsettiğim yer şehrin göbeğinde ve sebzeliğim dediğim yer de en fazla on metrekare.

Yaşasın şehir bahçeleri diyorum ve hepinize güzel bir hafta diliyorum. Mutlu, enerjik ve sağlıklı kalın…..

Shashkın Anne
 

2012-05-25
Bu yazı 1876 kere okunmuştur.

shashkinanne

organik değil sertifikalı değil yani . Doğal, gezinen tavuk olduğunu söylüyorlar. İstanbul, Suadiye, Bağdat Caddesi'nde Moda Kasabı.

Dilek

Merhaba organik tavuğu nerden alıyorsunuz. Cevap verirseniz sevinirim

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin