Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Hava Güzel Hayat Güzel

Hayatın ne kadar güzel olduğunu, her şeye rağmen nasıl yaşanası olduğunu az kalsın unutuyormuşum yine. Ya da hayatı bir şeylerden ibaret sanıyorum zaman zaman. Mesela şuanda uzun süredir hayatı sadece çocuklarımdan ibaret saydığımı fark ettim.
Bu kış günü sıcak yüzünü gösteren güneş mi böyle düşündürtüyor yine, birkaç saat sonunda gölgelerin arkasına saklanınca yine kabuğuma mı çekileceğim bilemiyorum. Ama şu anda sanki her yerden hayatın güzelliği fışkırıyor. Bir pastanede oturuyorum, evimin bir sokak ötesinde. Çayı güzel, müziği güzel, hava güzel. Müziksiz hayat ne kadar yavan olurdu. Pek çok şey düşünüyorum, düşündüklerimi güzelliğince yazıya aktaracak edebi yanım yok sanırım. Ne çok isterdim şu anı bir Dostoyevski gibi anlatabilmek. Ben de “anı” hayal gücünüze bırakıp başka şeyler yazmaya devam edeyim.

Yukarıda dedim ya hayatı çocuklardan ibaret görüyorum diye. Bu bir itiraftır. Her ortamda ‘Ama onlar ikizler, küçükler, iyi yetiştirmeye çalışıyorum, bla bla bla….’ diye inatlaşsam da, itiraf ediyorum: hep erteliyorum. Bir sütten kesilsinler, bir ayaklansınlar, bir konuşsunlar, yeme düzenleri bir otursun, bir yuvaya başlasınlar. Görünen köy kılavuz istemiyor. Belli ki bu durum ‘bir evlensinler’ e doğru gidiyor.

Aslında hayatımı onlardan ibaret yaşamakla, onlara da hayatı anneden ibaret yaşattığımı fark ediyorum. Beslenme, zihinsel gelişim, sosyal faaliyetler, dış dünyayı tanıma, hayvanları sevme, kuralları tanıma…v.b. gibi saymakla bitmeyecek pek çok başlıkla bizzat ilgileniyorum ve fazlaca önemsiyorum. Bunların hepsi bizzat anneyle mi yapılmalı bundan pek emin olamıyorum artık. Acaba hayatı onlar için de mi sınırlıyorum? Anneleri ile beraber büyüyebilme ayrıcalıklarını biraz suistimal mi ediyorum? Çocuğun evin ve annesinin dışında sosyalleşmesi gerekliliğini okumuştum bir zamanlar. Yanlış hatırlamıyorsam üç yaş sonrası içindi. Geç kalmış sayılmam:)) İkiz olmaları diğer bir şansları galiba. Benim gibi birinin tek çocuğu olsa, görmemişin çocuğu olmuş tutmuş ….. koparmış misali olurdu herhalde. Biriyle ilgilenirken diğerine yetişemediğimde dengeler yerine oturuyor. Yani, kıssadan hisse hiçbir şeyi abartmayalım diyerek bu konuyu da kapatıyorum.

Gökyüzünde nasıl güzel bir yarım ay var anlatamam. Bembeyaz ve çok net. Çocukluğumuzda masallar dinlerdik, Güneş ile Ay’ın birbirlerine olan büyük aşkından ancak bir türlü kavuşamamalarından bahseden. Biri geceyi biri gündüzü beklerdi. Biri yeryüzünü terk ederken diğeri gelirdi. Şu anda saat öğlen iki civarı. Masmavi gökyüzünde hem Güneş hem de Ay var. Yaşasın sonunda kavuştular… Ya da onlar hep kavuşmuştu da bizi masallarla mı kandırdılar.

Masal demişken aklıma ne geldi. Çocuklarınıza masal okurken sizin de arada masalı değiştirdiğiniz oluyor mu? Geçen akşam Kibritçi Kız masalı denk geldi. Masalın sonunda küçük kız soğuk bir kış gecesi donarak ölüyor ve sabah yüzünde bir gülümseme etrafında ısınmak için yakıp bitirdiği kibrit çöpleriyle birlikte bulunuyor. Hayalinde gördüğü annesine kavuşmak üzere ışık olup gidiyor. Bu gibi durumlarda itinayla mutlu bir son uyduruluyor tabiî ki.

İki buçuk ay sonra çocuklarımı yuvaya başlatmayı planlıyorum. Bu beni çok heyecanlandırıyor. Umarım karşılıklı olarak yeni ve güzel başlangıçlara adım atarız. Onlar okula başlarken ben de başka alanlarda üretken olabilirim. Her şey gönlümüzce, gönlünüzce olsun.

Yazım aslında burada bitmişti. Pastanede defterime yazdığım satırları dört gün sonra bu gece bilgisayara geçirdim. Gece yarısını çoktan geçmiş saat iki. Zümrüt sosyal medyada bu gece ne pişirdiniz diye sormuş? Kendisi hindi ve hindi suyuna sebzeli pilav pişirmiş. Ben tam ne pişirdiğimi yazıyordum ki yazının ortasında şarjım bitti ve telefonum kapandı. Hala da kapalı. Zümrüt’cüm bu akşam köfte, ıspanak kökü, zeytinyağlı pırasa ve ıspanak salatası vardı yemekte. Pınar Hanım’ın çiftliğinden gelen ıspanakların köklerini atmaya kıyamadım. Canım çıktı yıkayana kadar ama ben çok seviyorum bu kökleri. Nedendir bilmem yerken süt mısır kokusu alıyorum sanki. Annem önce eti sote şeklinde pişirir ve sonra bu kökleri ekleyerek azıcık pişirir. Çok çabuk pişiyorlar zaten. Çok da lezzetli olur. Etlerim buzluktaydı ve vaktim de yoktu. Ben de bir yemek uydurdum. Zeytinyağında öldürdüğüm soğan ve bir diş sarımsağa ıspanak köklerini ve biraz tuz ekledim ve tencerenin kapağını kapadım. Kendi suyunu salmasını bekledim. Baktım pişiyor kapağı ve ateşi açarak suyunu iyice çektirdim. Hemen balkonda soğuttum, üzerine sarımsaklı yoğurt döktüm. Sonuca da bayıldım.
Belki daha sonra ıspanak salatasını da yazarım. Nar ekşili, bulgurlu, cevizli falan. Ama şimdi çok geç oldu, yatmalıyım, iyi geceler, tatlı rüyalar, huzurlu uykular…

Shashkın Anne
 

2013-02-06
Bu yazı 2611 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin