Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Grip Reçeteleri

Ellerinde ilaç ve şurup dolu bir poşet, okullarda dolaşmaya başladı çocuklar. 2000'den beri hiç grip olmadım ben. İpek hayatı boyunca hiç yakalanmadı. Nezle bile olmadı. :) Onun da okulu salgından kırıldı, en yakın arkadaşları yataklara döşeklere düştü, bizimki şaşkın şaşkın baktı sadece.

Virüsü kapıyor elbette, seziyorum artık. Okuldan geldinde hafif bir ateş, sinirli mi sinirli bir ruh hali de getirmişse beraberinde; tamamdır. :) Acil durumlar haricinde doktora gitmeyen, gidemeyen Anadolu Halkı'nın keşfettiği şeyleri uygulamaya başlıyorum derhal.

Adaçayı gargarası en efektif çözüm oluyor çok kez. Adaçayını kaynatıyoruz, soğutuyoruz, cam şişeye doldurup serin bir yerde muhafaza ediyoruz. Okuldan her gelişinde gargara yapıyor İpek bununla.

Sabahları okula giderken bir tatlı kaşığı pekmez içiyor mutlaka. Yapışkan bir öksürük baş gösterirse destekleyici tedavi olarak ballı ıhlamur, tek başına bal ya da...

Yine yapışkan enfeksiyonlarda erkek çam kozalaklarının akıntısından yapılan; yabani armut ile tatlandırılan Andız Pekmezi'nin faydasını çok gördük.

Grip başlamışsa..? Gün içinde bol bol çorba, bol bol sıvı, bol bol taze sıkılmış meyve suyu içiriyorsunuz ya... İşte o meyve suyunun içine üç - beş damla kekik suyu damlatın. Isınır ısınır toparlar... Hem de mucizevi bir hız ile. :)

Bir kenara not alın bunları, asla da unutmayın; gribal durumların yardımcı tedavileri bunlar. Çocuklarınız mutlaka doktor takibinde olsunlar. Söktürücü şuruplar, buhar makineleri, yeni tedavi metodları falan derken tıp o kadar ilerledi; bilgi o kadar arttı ki hani toprağın altında gömülü olsak, doktorlar yakında bizi çıkartıp yeniden çalıştıracaklar gibi geliyor bazen. :)

''Çocuğunuzun dirençli olması çok önemli.''. Doktorlardan duyacağınız ilk cümlelerden biri bu. Çocukların direnci, aldıkları mineral ve vitaminler ile doğru orantılı artıyor. Sebze ve meyveler bunları topraktan alıyor, verdikleri ürüne oya gibi işliyor. Anlaşılması gayet basit bir mekanizma... Çocuğunuzun önündeki gıdanın yetiştiği toprak ne ise, çocuğunuzun metabolizmasına giren o... Toprakta hiçbir şey yoksa..?

Geleneksel tarım yönteminde, toprak bir dönem işlenir, takip eden dönem gübrelenip nadasa bırakılır. Çiftçi için %50 gelir kaybı anlamına geliyor bu. Haliyle neredeyse artık kimse uygulamıyor.

Hayvan tersi ile gübreleme yapıp nadasa bırakmak yerine Alunit var. Turba var. Silvinit, Atapuljit, Fosfofillit, Klinoptilplit, Jips, Karnalit...

Bir kimya kitabından almadım sözcükleri. Öyle çok sistemli, Güney Amerika'da devasa şirketlerin yaptığı tarımda kullanılan şeyler de değil bunlar sadece. Nazilli'nin, Ege'nin, Anadolu'nun her köşesinde görebileceğiniz zirai ilaç dükkanlarının vitrinlerini süsler hepsi. ''KARNALİT GELDİ!'', ''APATİT ŞU FİYATA İNDİ!'' ilanlarını göre göre ''öğğ'' geldi bana artık.

Aşırı verim kaygısı, her mevsimde hiç ara vermeden topraktan zorla; mineral ekimi yaparak nadasa geçmeden ürün alınması ''sıfır değerli'' mahsüller sayfasını açtı.

Sağlıklı toprakta, olması gerektiği gibi yetiştirilmiş bir tabak ıspanak size fazlasıyla yeterken, böylesi bir toprakta yetişmiş ıspanaktan beş kilo yeseniz de işe yaramıyor. Ödevini yapamıyor o gıdalar. Çocuğunuza verdiğiniz tek bir dürüst elma bile günlük vitamin ihtiyacının önemli bölümünü karşılarken yıllarca dur - durak demeden ürün alınan; hayvan gübresi ile karıştırılmayan, sürülüp de oksijen alması sağlanmayan topraktan gelen bir elmanın ''boş küme'' diyebileceğiniz bir besin değeri var. Sonuçta direnci düşük çocuklar... En ufak salgında dört günlük rapor alıp haftayı yatakta geçiren çocuklar... Çocuklarının meyvesini - sebzesini hiç aksatmadığı halde her kış böylesi durumlarla karşılaşan ebeveynler; sundukları gıdanın ''hangi'' topraktan geldiğini sorgulamalı. ''O da elma bu da elma''... Değil işte... :)

Nazilli... Dev tarım alanları ile dolu bu coğrafya. Hiç bitmeyen büyük bir ekim - dikim var. Marulu bu sene bende beş ay gördünüz hepi topu. Dört ay listeye girdi. Hemen ardından dört ay beklediniz. Sonra bir ay daha gördünüz, üç ay görmediniz. Beklediğiniz o dönemlerde bizim marul tarlaları sürüldü ve nadasa bırakıldı. Dinlendiği dönem boyunca kayıtlı 28 ineğimizin tersi ile gübrelendi. O inekler hiç mısır slajı yemedikleri için toprak da hiç kirlenmedi. Pırıl pırıl bir tarım alanı... Siz de o alandan gelen marulları yediniz. Talep beş ay mıydı? Marul 12 ay listede olsa 12 ay yok satar. Beşinci ayın sonunda listeye ''Bendeki marul bitti, Nazilli'den marul bulup satacağım'' notu ile koysam, yine yok satar.

Ben bunu yapamam işte. Benim marulum bittiğinde kendi evime de sokmadım hiç. Kızım İpek, bir yaprak bile yemedi bizde yoksa. Konu komşudan tek bir salatalık, tek bir elma dahi yasak ona... Yıllardır yazışıyoruz. ''Neden..?'' diye sormazsınız sanırım. :) Tüm sebzelerde, tüm meyvelerde durum aynıdır...

Peki bu düzen değişir mi? Evet. Bir gün değişecek. Nazilli, inşallah bu kirlenmeye bir gün set çekecek. ''Tarımsal Sit Alanı'' olacak. Şu günlerde durmaksızın görüşmeler yaptığım İl ve İlçe Tarım Müdürlükleri bu konu için var güçleri ile çalışıyorlar. Köy köy gezip eğitim verecekler. Kimyasal gübre kullanımı kademeli olarak azaltılacak. Gün gelecek, umarım, son bulacak. Ne kadar başarılı olur bu çalışma, ne kadar olmaz bilmek güç... Her ne olursa İpek Hanım Çiftliği'nin bölgeye bir örnek olması, çorbada az da olsa tuzu olması beni mutlu ediyor.

Görmek, öğrenmek, dinlemek isteyen herkesi topraklarımıza bekleriz. Ne yediğini bilmek; yediği elmanın, havucun hangi topraktan çıktığını görmek isteyen sizleri de elbette... Senelerdir olduğu gibi... ''Olmaz, olamaz'' diyen herkese açık tarlalarımız. Bitkiye zarar vermemek kaydı ile topraktan, bitkilerin yaprağından numune almak isteyenlere de... :)

ipekhanim.com 

2012-10-17
Bu yazı 2182 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin