Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Ergenlik Dönemi ve Yaşanan Sorunlar

İnsan yaşamında ergenlik en güzel, en güçlü ve en mutlu dönem olabileceği gibi aynı zamanda kriz ve bunalım dönemi de olabilir. Bir dönemden diğer döneme geçilirken bu değişim uyum sorunları yaratabilir.

İnsanın yaşamında belirli dönemler vardır. Çocukluk, gençlik, erişkinlik ve yaşlılık dönemleri olarak değerlendirilen bu dönemler de bir dönemden diğerine geçerken mutlaka bir önceki dönemin etkisinde kalınır.

Bedensel gelişim ile birlikte bilişsel, duygusal ve sosyo-kültürel etkenlerde de gelişim yaşanır. Her dönem kendine özgü bedensel, ruhsal ve sosyal özellikler taşımaktadır.

Ergenlik biyolojik, ruhsal, zihinsel ve sosyal açıdan gelişme ve olgunlaşmanın yaşandığı, çocukluk ile yetişkinlik arasında kalan bir bölümdür.

Dengeli bir dönem olan çocukluk döneminden sonra çocuk aniden kendini düzensiz ve dengesiz bir dönem olan ergenlik döneminde bulur. Biyolojik etkiler gencin duygusal ve davranışsal boyutunda da dengesizlik yaratır. Gencin içine düştüğü bu ruhsal olarak çalkantılı dönemde bedensel ve hormonlarla ilgili gelişimlerle cinsel uyanışlar genci hazırlıksız yakalamakta ve bunaltmaktadır. Bu kadar yoğun yaşanan değişiklik gencin uyumunu güçleştirmektedir. Doğanın sebep olduğu bedensel büyüme hızlanmakta, ruhsal olgunlaşma ise geri kalmaktadır.

Dengesi bozulan genç bu yeni duruma alışmaya çalışır. Tepkilerinde yaşanan bu iniş çıkışlar, davranışlarındaki tutarsızlıklar, duygularındaki değişkenlikler uyum çabası ile açıklanabilir.

Ergenlik dönemini üç belirgin döneme ayırabiliriz (Erken, orta ve geç dönemler ).

Erken ergenlik 12-14 yaş arası.

Orta ergenlik 15-17 yaş arası.

Geç ergenlik 18-20 yaş arası.

Erken Ergenlik (12-14 yaş arası): Ergenliğin başlangıcı olarak kabul edilen bu dönemde bedensel ve biyolojik değişimlerle genç kendini tanır ve kabullenir. Bu dönemde eski özelliklerinden ayrılıp, yeni bir role girmeye ve yabancılaşmaya başlar. Boy, yüz çizgileri, bedende yağ dağılımı, pelvis ve kalça ölçüleri ve kas gelişiminde artışlar oluşur. Aynı anda bedenin iç salgılarında yani hormonal işlevlerinde de hızlanma ve artış gözlenir ki bu hem bedensel hem de ruhsal durumu etkiler.

Erken ergenlik döneminde çocuk bu yeni bedeniyle aşırı ilgilidir, ayna karşısında çok sık kalır, kendinde kusurlar bulur ve bunları dert edinir. Bu yaşlarda hormonal ve metabolik değişiklikler sonucu yüzünde sivilceler oluşur. Bir kısmı bunları patlatır ve yüzünde yaralar meydana gelir. Bir kısmı çeşitli kremlerle geçirmeye çalışır. Kimisi de özellikle kızlar bunlardan kurtulmak için aşırı makyaj yapar. Sivilceler ergenin yaşamını alt üst eder. Kendinden memnun olmayan ergen hırçınlaşır.

Kendine güvensizlikleri artar ve kendini çevresine kabul ettiremeyeceği ve beğenilmeyeceği endişesi yaşar. Bu gençler insanlarla ilişki kurmada ve yetişkinler dünyasında yerini bulmakta güçlük yaşarlar. Özellikle ailede huzursuzluk ve sorunlar varsa kişilik gelişimleri olumsuz etkilenecektir.

Bu dönemde beden değişiklikleri konusunda duyarlılık söz konusudur. Bu dönemde belirmeye başlayan ve gencin cinsel kimliğini ön plana çıkaran bedensel gelişim sorun yaşanmasına sebep olur. Bazı genç kızlar göğüs ve kalçalarından yani ona kadınlık özelliği kazandıran bu niteliklerden dolayı panik, korku ve hatta tiksinti yaşayarak açlık rejimleri yapabilir. İleri boyutlara ulaşıldığında Anoreksiya dediğimiz hastalık gelişebilir. Kendini aç kalmaya zorladığı gibi, yedikleri sonucunda suçluluk hissedip zorla kendini kusturur.

Bunun karşıtı olan obesite de yaşanabilir. Her iki durumda da büyümeye ve cinselliğe karşı bir tepki söz konusudur. Bu tür davranışların kökeninde anne-baba-çocuk ilişkisindeki bozukluklardır. İlk kişilik gelişimi yıllarında toplum ve insan ilişkilerinde yeterli güven, destek bulamazlar ise cinselliklerini de kabullenmekte zorluk çekerler. Temelinde kendine güvensizlik, yetişkinlikte kendine yetememe korkusu ve bundan dolayı çocuklukta kalma, kendini niteliği belirsiz bir hale sokma, hatta yok etme eğilimi yatar.

Erken ergenlikte ruhsal belirtiler olarak çoğunlukla düşüncede dağınıklık, dikkatini toparlayamama, çabuk sıkılma, hızlı duygusal iniş çıkışlar, öfke patlamaları, hırçınlık ya da içe kapanma gözlenir. Duygusallığın aşırı boyutlarda yaşanmasında hormonal değişikliklerin yanı sıra çocuğa gösterilen davranış örüntüleri de etkili olmaktadır. Eğer çevresindeki büyükler olaylar karşısında saldırgan davranışta bulunuyorsa bu davranış biçimini benimseyecektir. Çok baskı altında tutulan çocuklarda saldırganlıklarını kendine ya da çevresine yöneltecektir.

Ergenlik döneminin özelliklerinden biri de hayal kurmaktır. Bu doğaldır. İnsanın yaratıcılığını destekler. Ancak aşırı boyutlara ulaşması gencin içine kapanmasına, gerçek yaşamda ilişkilerini başarılı yürütememesine sebep olur.

Orta ergenlik (15-17 yaş arası): Bu dönemde gencin bedensel gelişimi tamamlanıp, cinsel kimliği ve özdeşimi belirlenmiştir. Ergen kendi kendisi, anne babası ve çevresi ile psikolojik olarak savaşmaktadır.

Başkaldırı, yakınlarıyla geçinememe, inatçılık, kendi sözlerini ve düşüncelerini kabul ettirmeye çalışma, çabuk öfkelenme, kırılma, alınganlık, saldırganlık ve depresif durumlar bu dönemde gözlenen belirtilerdir. Karşı cinsle ilgilenmeye başlar. Kendine özdeşim kurabileceği ideal tipler aramaya başlar. Hayranlığın yanı sıra nefret duyguları da o derece yoğundur. Değer yargıları bu dönemde oluşur. Tepkisel davranışlar çok sık gözlenir. Kendi istekleri ve toplum değerleri konusunda çatışmalar yaşar.

Ailenin ve toplumun değerlerini modası geçmiş şeyler olarak algılar. Aile ve toplumun olumlu bulduğu kavramlar kendisi için zorlayıcı geldiği ve kendini destekleyecek şekilde sunulmadığı için bunu kendisine aşırı derecede sunan ve onu adam yerine koyan aldatıcı ortamlara veya durumlara kolaylıkla kayabilir. Aileden kaçar, bağımlılıklar oluşabilir. Bu dönemde onu dinleyen, düşüncelerine değer veren, farkında olmadan ona doğru kavramları öğreten yetişkinlere ve iletişim araçlarına ihtiyacı vardır.

Bu yaş döneminde duygular giderek hassaslaşır.

Giderek kendini gözlemeye ve tanımaya başlar. Bir gruba bağlanır ve bunlara uyum sağlayabilir. Ev içi ilişkileri azalır. Az konuşur ve yalnız kalmaya çalışır. Bağımsızlık duyguları gelişir ve kendinin yeterince büyümüş olduğunu düşünür. Anne babasının yakınlığından ziyade aynı yaş grubundaki kişilerle olmaya çalışır.

Geç ergenlik (18-20 yaş arası): Bu dönemde düşünsel arayış sosyalleşmiştir ve kişiliğini ispat etme ön plana çıkmıştır. Kişilerle yaşanan çatışmalar yerini toplumun yasalarıyla, kurallarıyla çatışmalara  bırakmıştır. Gençler çok enerjiktir. Kendi bireysel özgürlüğü ve haz ilkesinden yola çıkar. Yaşlılarda ise enerji azalmıştır ve deneyimleri ile hareket eder. Bu iki kuşak olumlu bir iletişim kurabilirse, gençliğin enerjik ve atılımcılığı, yaşlılığın görgü ve deneyimleri ile birleşirse olumlu atılımlar gerçekleşir.

Tersi durumda çatışma ve sürtüşmeler oluşur.

Gençlere sorumluluklar verilmeli, destek olunmalı. Kendini geliştirebileceği ortamlar yaratılmalı (spor gibi). Anne baba ve okul iş birliği önemlidir. Gençlik bir toplumun geleceğidir. Onları yönetmeye çalışmak yerine yönetime hazırlamalı, onun görüşlerine ve yaptıklarına değer verilmelidir.

www.terapimiz.com

2009-02-16
Bu yazı 4985 kere okunmuştur.

suna

bu site çok güzel ve faydalı.

Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin