Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Doğal mı, Rafine mi?

Tuz genellikle sodyum olarak adlandırılır. Sindirim sistemi, kas fonksiyonları, kalp atışı ve diğer vücut fonksiyonları için gereklidir. Çoğu durumda ilave sodyuma ihtiyaç yoktur. Ancak meyve, sebze ve kuruyemiş gibi gıdalardan yeteri kadar sodyum alınmazsa ek miktarlara ihtiyaç duyulur.

Deniz tuzu ve sofra tuzu sodyum klorür içerir. Son zamanlarda deniz tuzu mu sofra tuzu mu daha yararlı tartışmaları ön plana çıkmıştır. Her zaman için genel yargı doğal olanın daha sağlıklı olduğundan yanadır. Ancak hepimizin en rahat ulaşabildiği tuz sofra tuzudur. Deniz tuzu son zamanlarda yaygınlaşmaya başlamış ve organik yiyeceklerin satıldığı dükkanlarda sıklıkla karşımıza çıkmaya başlamıştır.

Öncelikle tuz hem gebe beslenmesinde hem de çocuk beslenmesinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. 1 yaşına kadar bebeklerinize tuz ve tuzlu yiyeceklerden uzak tutmak oldukça önemlidir. Ülkemizde sofra tuzu iyotla zenginleştirilmekte ve sağlık bakanlığı iyotlu tuz tüketimi konusunda halkı uyarmaktadır. Çünkü iyot yetersizliği çok ciddi zeka geriliklerine neden olabilmektedir.

Deniz tuzunun daha sağlıklı olduğu gerçeğinin temeli daha doğal olmasına ve işlemden geçmemiş olmasına dayanmaktadır. Deniz tuzu doğal olarak elde edilir. Taraklanarak toplanır ve güneş, rüzgar aracılığı ile kuruması için bırakılır. Su buharlaştıkça, sodyum ve diğer mineraller katmanlarına ayrılır. Bazı deniz tuzları nemli iken paketlenirken, bazıları tamamen kurumaya bırakılır. Rafine edilmemiş deniz tuzu sağlık için bir çok faydalı mineralleri içermektedir. Nereden elde edildiğine bağlı olarak deniz tuzu vücudunuzun ihtiyaç duyduğu tüm faydalı mineralleri içermektedir.

Doğal deniz tuzu okyanusun tüm minerallerini içerir. Doğal deniz tuzu tüketildiğinde, ağza alınır alınmaz tükürükle etkileşime geçer ve sindirilmeye başlar. Ağızda ne kadar fazla mineral olursa sindirim o kadar uzun sürer. Deniz tuzu ne kadar renkli ise o kadar çok mineral içeriyor demektir. Deniz tuzları gri, kum veya pembe renkte olabilmektedir.

Sofra tuzu beyaz renktedir ve çabuk akar. Bu yapısını tuza kazandırabilmek için içine sodyum alumino ve silikat alumino-kalsiyum gibi bazı topaklanmayıcı önleyen ajanlar eklenmektedir. Bu maddeler Alzheimer gibi hastalıklara katkıda bulunabilen alüminyum izleri içermektedir. Bu maddelerin tuzda yaratabileceği acılığı önlemek amacı ile sodyuma şeker eklenir. Üstelik çok sayıda mineral içeren deniz tuzunun aksine sofra tuzu sodyum ve klorür içermektedir. Ayrıca ülkemizde tuza iyot eklenerek zenginleştirilmektedir.

Aslında bütün mineraller besinlerin içinde doğal olarak bulunmaktadır. Dengeli ve sağlıklı bir beslenme ile bütün mineralleri yeterli miktarda almak mümkündür. Günlük tuz tüketiminin 6 gr olması gerektiği önerilmektedir. Bu da yaklaşık olarak bir silme tatlı kaşığı yapmaktadır. Ancak ülkemizde yapılan bir çalışmada günlük tuz tüketiminin 18 gr olduğu tespit edilmiştir.

Diyete ek sodyum yapılması gerektiğinde deniz tuzu her zaman daha iyi bir seçim olacaktır. Fazladan alınan her gram tuzun böbrekler, kalp, dolaşım sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde kötü etki yaptığı unutulmamalıdır.

Şeker de tıpkı tuz gibi günlük hayatımızda sürekli bulunan ve keyifle tüketilen bir diğer besindir. Mümkün olduğunca çocuğunuzun şeker tadı ile geç tanışmasını, özellikle çikolata gibi yiyeceklerin ödül olarak verilmemesi gerektiğini savunan diyetisyenlerden bir tanesiyim.  Ancak tabiki tıpkı tuz da olduğu gibi şekerin de rafine ve doğal olanı piyasada dolaşmakta. Peki büyümekte olan çocuğumuza hangisini kullanarak tatlı yapmalıyız? Bu konuya geçmeden önce hatırlatmak istediğim çok önemli bir husus var. Kesinlikle çocuklarınıza büyüdükleri zaman çay, kahve gibi içecekleri şekerli içme alışkanlığı kazandırmayın. Sütün içine şeker koyup veren bazı ailelerimiz var ne yazık ki. Asitli içecekler, hazır meyve suları, sonradan şeker katılmış içecekler çocukluk çağı obezitesine giden ilk adımdır, dikkatli olun.

Gelelim esmer şeker mi, beyaz şeker mi tartışmasına. Esmer şeker, beyaz kristal şekerin ön işlemlerden geçirilmiş ve gıda saflığına ulaştırılmış bir miktar şeker kamışı melasıyla karıştırılarak elde edilmektedir. Kahve renginden dolayı da "Esmer veya Kahverengi Şeker" adını da almıştır. Esmer şekerin üretim şekline ve renk koyuluğuna göre de alt grupları vardır. Eğer %3.5 oranında melas içeriyorsa "Açık esmer şeker", fakat bu oran %6.52'e çıkınca "koyu esmer şeker" olarak adlandırılır. Esmer şekerin kristalleri, beyaz şeker kristallerinden daha küçüktür ve nem tutma özelliklerinin daha fazla olmasıyla topaklanma riski artmaktadır.

Enerji değeri açısından değerlendirildiğinde, aslında çok büyük bir fark yoktur: 100 g beyaz şekerin kalorisi 400 iken, esmer şeker ise 380 kkal'dir. Protein değeri beyaz şekerde 0 (sıfır) iken, Esmer şekerde eser değerde olsa bile 0.3 g kadar mevcuttur. Esmer şekerde beyaz şekerden farklı olarak minerallerden Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Fosfor, Sodyum ve Demir'in yanında B12 Vitamini, Niasin, Pantoteink Asit ve Kolin bulunmaktadır. Ne yazık ki, bu mineral ve vitaminler beyaz şekerde yoktur.

Esmer şekerin üretimi sırasında zararlı kimyasallar olarak adlandırılan fosforik asit, formik asit, sülfür dioksit, koruyucular ve beyazlatıcı elementler kullanılmaz. Aynı zamanda yukarıda da sayıldığı gibi şeker kamışı suyunda bulunan tüm vitamin ve mineralleri bünyesinde barındırır.

Çocuğun günlük şeker ve tuz tüketimi minimumda tutulmalıdır. Çocukların günlük tükettikleri şeker ve tuz miktarını hesaplamaya çalışın. Günde 6gram kadar tuz tüketimi yeterli olacaktır. Bu da yaklaşık olarak bir silme tatlı kaşığı kadar olmalıdır. Yemeklerin içine koyduğunuz tuzu ve tatlıların içindeki tatlıyı göz ardı etmeyin. Günlük aldığı şeker miktarını da 1 tatlı kaşığı ile sınırlayabilirsiniz. Ancak benim size tavsiyem üç yaşına kadar şeker ve şekerli gıdaları tatmasına izin vermeyin.

Aynı durum esmer pirinç ve esmer makarna için de geçerlidir. Esmer pirinç ve makarnanın içerdiği vitamin ve mineraller beyaz pirinç ve makarnaya göre çok daha fazladır. Aynı zamanda kan şekerini çok daha yavaş yükselttikleri için hem acıkmayı geciktirir, hem de vitamin ve mineraller açısından zengin bir alternatif oluşturmaktadır. Çocuklarınıza mümkün olduğunca kepekli pirinç, kepekli makarna, bulgur, mercimek gibi tahıl gruplarını tükettirmeye çalışın.

Dalındaki yiyecek ile ağzımız arasında ne kadar kısa mesafe varsa o denli sağlıklıdır. Özellikle karbonhidrat içeriği yüksek besinlerde bu bilgi çok önemlidir. Örneğin, toz şeker kan şekerimizi fizyolojimize uygun olmayan bir hızda yükselttiğinden bu tür besinler şeker hastalığına, şişmanlığa sebep olmaktadır. Ama meyvenin doğal halindeki aynı tadı veren molekül fruktozun bu etkileri kesinlikle yoktur. Biz şeker hastalarına bile meyve önermekteyiz. Bu nedenle günlük hayatımızın özellikle çocukların beslenmesinde önemli parçası olan karbonhidratları, esmer ekmek, çorbalar, işlenmemiş kepekli pilav-makarna, patates, mercimek, nohut, fasulye, sebze ve meyve gibi besin türlerinden seçmeliyiz.

Yukarıda saydığımız bütün besinlerin çocuğunuzun veya bebeğinizin yaşına göre diyetine eklenmesi gerekmektedir. Ancak çocuğunuzun öncelikle sizi örnek aldığını unutmayın. Her zaman için besinlerin rafine olanlarındansa doğal olan türlerini tercih etmeye çalışın. Ancak hepsinin miktarı olduğunu ve bebek beslenmesinde özellikle şeker, tuz gibi besin maddelerinin sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğini göz ardı etmeyin

www.19mayishastanesi.com
 

2012-01-05
Bu yazı 2276 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin