Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Dinlemeyi Öğretin

Bebeğin doğumuyla başlayan hayat, ilk anından itibaren, çevreyle kurulan sözlü ve sözsüz iletişimi de başlatır. Bebeğin önce annesiyle, sonra etrafındakilerle kurduğu iletişim, konuşmaktan önce dinlemeyi gerektirir.

Annesinin sesini, etraftaki sesleri dinleyen bebek, daha sonra taklit yoluyla bu sesleri kendi de çıkarmaya başlayarak konuşmaya geçer. Böylece, konuşmadan önce edinilen davranış aslında duymak ve dinlemektir.

Duymak mı? Dinlemek mi?

Bu 2 eylem aynı gibi gözükse de, içerikleri gereği farklıdır. Her duyduğunuzu dinlemiş sayılır mısınız? Korna sesleri, anonslar, gürültüler, yağmur sesi aslında duyduklarınızdır. Çünkü dinlemek seçiciliği barındıran, amaçlı yapılan, içinde “dikkat etmeyi” gerektiren, belli bir süre devam eden bir süreçtir. Bu nedenle duymak ve dinlemek arasındaki ayrım, dinlemenin iletişimdeki önemini ortaya koyar.

Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde O’nu önemsediğiniz, sadece duyarak değil, O’nu “dinleyerek” göstermelisiniz. O’na dinlemeyi öğretme süreci ise, O’nu dinlediğiniz ilk andan itibaren başlar. Model olarak öğrenmenin bu süreçteki etkisini, O’nun sizi dinleme biçiminden görebilirsiniz.

*Dinlemeyi öğretmenin ilk adımı, O’nu sadece duymak değil, O’na dikkatinizi vererek, zaman ayırarak gerçekten dinleyerek model olmaktır.

*Başka bir işle meşgulken, TV seyrederken, bulaşık yıkarken, yemek yaparken size birşeyler anlatma talebinde bulunan çocuğunuza “sen anlat ben dinliyorum” demek bir ses kayıt cihazını O’nun karşısına koymaktan farksızdır. Siz o sırada O’nun ne dediğini dinleyip tepkide bulunsanız bile, çocuk anlattıklarının-ve kendinin-ancak bu kadar önemi hakettiğini düşünür. Eğer mümükünse elinizdeki işi bırakıp O’nu “dinlemek” gereklidir. Eğer o an bunu yapamayacak durumdaysanız; “……….işim bitsin seni dinleyeceğim, yoksa anlattıklarına dikkat edemiyorum canım” diyerek, açıklamada bulunabilir, O’nu dinlemeyi çok uzun bir zaman aralığı koymadan erteleybilirisiniz.

*İletişimin sadece %25’ini kelimelerin olurturduğu düşünülürse, geriye kalan %75’lik oran göz kontağı, vücut dili, jestler-mimiklere aittir. Dinlemek için önce karşı karşıya bir pozisyon olmalı ve göz seviyesine inmek, dikkatinizi verdiğinizi gösterecektir. Böylece, O’na dikkat etmiş, O’nu önemsemiş ve O’nu dinlemiş olacaksınız.

*Model olma yoluyla gösterdiğiniz dinleme davranışını, çocuğunuz sergiledikçe O’na olumlu geribildirim vererek, bu davranışın sürekliliğini sağlayabilirsiniz.

*Ağlama krizleri, öfke nöbetleri, ısrarlılık, tutturma, çatışma gibi sorun yaşanan anlarda, çocuğun sizi dinleme olasılığı düşüktür. Sizi duyar ama o anda sizi dinlemeyebilir. Bu noktada, sizin O’nunu tüm iletişim sinyallerini dinleyip vücut dili, gizli mesajlar, duygular-O’nu anladınızı belirtmeniz gerekebilir.

Peki Nasıl? “Etkin” Dinleme

Yukarıda bahsedilen kriz anları çocuğun o anda herhangi bir nasihatı almasına, davranış değişikliğinde bulunmasına ya da o anda eğitimsel bir müdahaleye engel olur. İşte bu an, sizin aynı dinleme davranışınızı biraz daha “etkin” kılırak O’na duygularını anladığınızı göstermeyi gerektirir. Markette 2 çeşit üründen sonra 3.sü için ısrar ettiğinde “sanırım bir tane daha almak istiyorsun ama bu günlük hakkımız doldu” demek ya da “3. bir çeşit alamayız, bu da seni biraz kızdırdı galiba, istersen elindekilerden 1’yle değiştirebilirsin” demek, O’nun duygularını dinlediğinizi gösterecektir.

Dinlemenin, iletişimindeki öneminin yanı sıra akademik ve sosyal alandaki rolü de yandsınamaz. Kişilerarası ilişkilerde yeterli olmak, sunulan bilgiyi almak, verilen yönergelere uymak, sözlü olmayan mesajları da yorumlamak, çevreden gelen ipuçlarınını farkına varmak, yardımlaşma, tanışma, kendini ifade etme, uzlaşma, anlaşma gibi sosyal becerileri kullanmak öncesinde mutlaka dinlemeyi gerektirir. Böylece, sadece iletişimin içinde yer alan bir öge olarak düşünülen dinleme davranışı, kendini günlük hayatan her alanında gösterir. Erken yaşlardan itibaren kazanılan bu davranış çocuğun bireysel gelişimine de katkıda bulunur.

Ergenlikte “Duyulma” İhtiyacı

Kozasında değişim için bekleyen bir tırtılın kıpırdanışını hatırlatan ergenlik dönemi çoğu anne-babanın endişeli bekleyişini de kapsar. O’nun tehlikeden uzak olmasını, kişilik gelişiminin oluşmasını beklerken ebeveynin sergileyeceği dinleme davranışı ergenin “duyulma” ihtiyacının karşılar. Ancak bir ergeni “duymak” O’nu sadece sözel ifadelerden değil, geçirmekte olduğu değişimi gözleyerek ,gizli mesajları, sözsüz ifadeleri ve ait olmaya çalıştığı alt-kültürü takip ederek olabilir. Bu dönemde ergenin yukarıdaki bilgiler için takibe alınması, peşinden dedektiflik yapmak anlamına gelmemektedir. Onlar ebeveynleriyle doğrudan konuşmayı tercih etmeyebilirler, ancak bu onların duyulma ihtiyacı olmadığını göstermez.

Bu yüzden O’nu “duymak”, tercih ettiği zamanlarda O’nu dinlemek, yanında olduğunuz her zaman O’nun tarafında yer alacağınızı O’na belli etmek, sohbet saatlerini planlamak. O’nun değişim zorluğuna tanıklık ederek, sağlam bir zemin sağlamak önemlidir.

Bireylerin hayatlarında çoğunlukla “dinlenme isteği”, “duyulma ihtiyacı”ndan bahsettiklerine rastladığınız düşünülürse, çocuğun ve gencin kendi ailesinde kendi ebeveynleri tarafından önce dinlenmesi, sonra kendinin de dinlemesi, tüm hayatlarını etkileyecek derecede önemlidir.

Seçil Akaygün Cünday
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi
www.guncedanismanlik.net

2008-01-07
Bu yazı 1314 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin