Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çocukta Sosyalleşme Süreci

İnsanın yapısına bakıldığında, temel ihtiyaçların giderilmesinden sonra ortaya çıkan ihtiyaçların bireyin sosyalleşmesiyle ilgili olduğu görülür.

Sosyal bir varlık olan insan, etrafındaki diğer insanlarla birçok anlamda iletişim kurup, beraber olarak bireysel varlığını ortaya koyar. Çocukların etraflarındaki diğer bireyleri fark etmeleriyle ve dünyalarına almalarıyla başlayan sosyal gelişim süreci; yuva, okul hayatı ve beraberinde gelen diğer sosyal ortam ve etkinliklerle devam eder.

Bu sürece, her birey kendi kişisel özelliklerini de katar ve doğuştan gelen bu özelliklerle, çevrenin sundukları arasındaki etkileşim, bireyin sosyal bir varlık olarak kendini tanıtmasını sağlar. Ancak bu gelişimsel süreç her birey için kolay, sancısız ve rahat olmayabilir. Çocuğun sosyal bir varlık olarak nitelenmesi için, belli başlı davranışları ve özellikleri sergilemesi beklenir.

Sosyal beceriler nelerdir?

Bir çocuğun sosyal olup olmadığı konusunda fikir sahibi olmak ve sosyalliğinin sınırlarını anlamak, öncelikle çocuğun kazanmış olduğu beceriler hakkında gözlem yapmayı gerektirir. Birçok araştırmacı ve bilim adamı, yaptıkları çalışmalar sonucunda, sosyal becerileri farklı açılardan tanımlamış ve genelde ortak bir dile sahip olmuşlardır. Sosyal beceriler temelde, başlangıç becerilerini içerir.

Bunlar dinleme, konuşma başlatma, konuşma, soru sorma, teşekkür etme, kendini tanıtma, iltifat etmeyi içerir. İleri sosyal beceriler; yardım isteme, katılma, yönerge verme, yönergeye uyma, özür dileme, başkalarını ikna etmeyi kapsar. Daha sonra ise, duyguları tanıyıp, anlama ve sorunlarla baş etme becerileri gelir. İzin isteme, paylaşma, yardım etme, uzlaşma, haklarını savunma, dövüşten uzak durma, şikâyet etme, baskı, alay ve başarısızlıkla başa çıkma gibi beceriler daha ileri düzeydedir ve bazı durumlarda sergilenmesi zordur. Karar verme, hedef belirleme, bilgi toplama, konu üzeride yoğunlaşma ise bireysel yetilerin de işin içine girdiği durumlardır.

Böyle bakıldığında uzun ve karmaşık gibi görünen sosyal beceriler, aslında zaman içinde kazanılır ve gerekli olan beceri, gerekli durumlarda davranış repertuarından seçilerek kullanılır.

Çekingen mi, değil mi?

Sosyal beceri konusuyla ilgili olan bir kavram da “sıkılganlık” olarak tanımlanan, çekingenlik ve utangaçlıkla da dönüşümlü olarak kullanılan kavramdır. Başkalarının önünde ortaya çıkabilen, huzursuzluk ve engelleme olarak tanımlanan bu kavram beraberinde gerginlik ve sıkıntıyı da getirir. Davranış olarak izlendiğinde, sıkıntı yaratacak durumlara girmeme, kısık sesle konuşma, vücut hareketlerinde sınırlılık, konuşma güçlükleri, bacak titretme gibi hareketler görülür. Bu davranışlara ise hızlı kalp atışı, ağız kuruması, terleme, mide ağrısı, kontrol kaybı hissi gibi fizyolojik belirtiler eklenir.

Sıkılganlık/çekingenlik durumunu yaşayan bireyler, kendileri ve durum hakkında olumsuz düşüncelere sahip olup, olumsuz eleştirilme korkusu taşırlar. Kendini ayıplama, mükemmeliyetçilik, kendini zayıf algılama, yetersizlik düşüncesi, diğer insanların bir jüri olduğu ve değerlendirildikleri hissi hâkimdir.

Sıkılgan bireylerin duygusal dünyalarına ise ayıplanma, kendini ayıplama, utanma, kendine güven yetersizliği, üzüntü, yalnızlık, depresif özellikler ve sıkıntı hâkim olabilir.

Yapılan araştırmalarda utangaç bireylerin sosyal durumlarda daha çok zorlandıkları, sözel ve bedensel olarak kendilerini daha az ifade ettikleri, daha az insan ilişkilerinde bulundukları, karşı cinsle olan beraberliklerinde bazen başarısızlık yaşadıkları ve kendilerini daha az arkadaş canlısı olarak nitelendirdikleri ortaya çıkmıştır.

Antisosyal kişilik bozukluğu ve sosyal fobi

Çekingenlik/sıkılganlık olarak tanımlanan durum dışında var olan başka bir durum, sıklıkla çekingen olma durumlarıyla karıştırılır. Antisosyal kişilik psikiyatrik anlamda tanımlanan bir kişilik, bozukluğudur.

15 yaşından önce başlar ve evden kaçma, kavga-dövüş başlatma gibi davranış bozukluklarıyla kendini gösterir. Sosyal fobi ise başkalarının önünde, yeme/içme vb. konularda utanma davranışı olarak görülür. Bireyin, başkaları tarafından olası bir incelemeye maruz kaldığı hissini yaşaması, sıkılgan olması ve mantıkdışı kaçınma arzularının var olması olarak tanımlanır. Çocuklar için kullanılan kriterler ise; sıkıntı, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, tanıdık olmayan insanların olduğu durumlardan uzaklaşma isteğidir ve bütün bunlar “aşırı kaygı”nın kapsadığı özelliklerdir.

Bu iki durum da çekingenlik/sıkılganlık gibi bir durumdan farklıdır ve 5 ay veya daha uzun bir süre ile tanımlanan belirtilerin gözlenmesi durumunda psikiyatrik değerlendirmeyi gerektirir.

Sosyal gelişim evreleri

Çocuğun bireyselleşme ve sosyal bir varlık haline gelme sürecinde izlediği temel yollar ve geçtiği dönemler vardır.

Okulöncesi dönem

Çocuğun birincil ebeveyni ya da bakıcısıyla temel güven ilişkisini oluşturduğu, kendi dışındaki diğer bireylerin farkına varmaya başladığı bir dönemdir. Ancak çocuğun kendini dünyanın merkezinde olarak algılaması devam etmekte ve 3 yaş sonrasına kadar benmerkezci tutumu sürmektedir. Bu dönemde başlayan yuva eğitimi, yaşıtlarla ilk temas, grup çalışmaları, çocuğun sosyal gelişimine katkıda bulunmaktadır.

Bu dönemde rastlanabilecek gruba katılmayı reddetme, anneden ayrılmada zorluk, yabancılardan korkma, çekinme davranışları gözlenmeli ve bu davranışların hangi şartlar altında ne kadar süredir devam ettiği takip edilmelidir.

4–5 yaşlarında çocuklar, kazanılan sosyal yetilerin kullanılması ve test edilmesi aşamasında sıkıntı yaşayabilirler. Uygun yöntemleri kullanarak istenen sonuçları almak için sosyal becerilerin değişik ortamlarda denenmesi gereklidir.

Okul çağı

Okul çağı çocuklarında birçok sosyal beceri kazanılmış olur ve toplumsal kurallar öğrenilir. Bu dönemde rastlanan çekingenlik/sıkılganlık davranışlarında, hem çocuğun kişiliği hem de çevresel etkenler önemlidir. Zaten çekingen özellikte olan bir çocuğun sınıfta alaya maruz kalması, tahtada sözlüye kaldırılması veya sosyal becerilerinin zorlanması çocuğun hayatını zorlaştıracağı gibi benlik algısını da zedeleyecektir.

Çocuğun çekingenlik durumu değerlendirilirken çevresel faktörler, diğer insanların etkileri, model görevindeki figürler de atlanmamalıdır.

Anne babalara düşen görevler

•Çekingenliği yaşayan çocukların kendi durumlarını fark etmeleriyle, benlik algıları da ister istemez zarar görür ve çekingenlik ile bunun sonucunda yaşadıkları sosyal başarısızlığın oluşturduğu kısır döngünün içine daha çok girerler.

•Öncelikle ailenin bu konuda model olması önemlidir. Anne babanın kendi çocukluk anılarından verecekleri örnekler çocuğa, bunun yaşanabilecek bir durum olduğu mesajını iletecektir.

•Dışarıya dönük davranışların getiri ve götürülerini konuşmak onlara, davranışları sonucunda ne yaşayacaklarını göstererek, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacaktır.

•Eğer çocuğunuz bir sosyal duruma girmeyi reddediyorsa anlayış gösterin. “Hadi ama çekinecek bir şey yok” yerine “Etrafta tanıdık kimsenin olmaması seni biraz tedirgin etti sanırım” gibi duygusunu anlamaya yönelik yorumlarda bulunun.

•Çocuğunuzu asla “utangaç/çekingen” olarak etiketlemeyin. Bu onların, bu yaftaya sahip çıkmalarına neden olduğu gibi, değişmeleri yolundaki motivasyonlarını da kıracaktır.

•Gözleyip, test edebileceğiniz küçük amaçlar belirleyin. Koyduğunuz amaçlar gerçekçi olsun ve küçük adımları içersin. Seçeceğiniz etkinlikte (oyuna katılma, soru sorma, teşekkür etme gibi) beraber karar verin ve gerçekleşen davranışı destekleyerek mutlaka ödüllendirin.

•Kendiniz de çocuğunuzun sergilemekte zorlandığı davranışta model olun. Görerek daha kolay öğrenilen sosyal davranış örnekleri uygulamada daha kalıcı olur.

•“Merhaba”, “güle güle” gibi kalıpları kullanmasını destekleyin ama asla zorlamayın. Gerekirse başlangıçta bu kalıpları vücut dili kullanarak belirtmesini destekleyin.

•En küçük ilerleme adımını ödüllendirin ve kendi içindeki gelişmeyle ilgili olumlu geribildirim verin.

•Başkalarının sergilediği sosyal davranışlar üzerinden konuşarak o davranışı inceleyin ama asla “Sen neden onun gibi yapmıyorsun?” gibi yargılayıcı olmaya yönelik tutumlar sergilemeyin.

•Sosyal beceri sergilenmesi gereken durumlarda önceden prova yapın. Kuklaları, resimleri kullanarak olası senaryoları canlandırıp alternatif tepkileri değerlendirin.

•Eğer durum uygunsa, çocuğunuzun rahat ve güvende hissetmesi için, onu diğer bir çocukla eşleyin. Bir partnerle birlikte hareket etmek çocuğun yalnız ve çaresiz hissetmesini engellediği gibi inisiyatif alma hevesini de artıracaktır.

•Gerekirse çocuğunuzun bireysel özellikleri hakkında öğretmenine önceden bilgi verin ve mutlaka ortak çalışmada bulunun.

Sosyal beceri kazandırma sürecinde:

Sabırlı olmanız, çocuğun bireysel özelliklerine saygı gösterip, ani ve çabuk gelişmeler beklememeniz, onun için yararlı ortamları hazırlamanız ve duygularını anladığınızı belirtip, her şart altında ona destek olduğunuzu hissettirmeniz çok önemlidir.

Seçil Akaygün Cüntay
Uzman Psikolojik Danışman
GÜNCE Psikolojik Danışmanlık ve Grup Çalışmaları Merkezi

2008-03-10
Bu yazı 2093 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin