Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çocukluklarını Yaşamayan Çocuklarımız

Çocuklarımız bizim kadar şanslı mı? Ya da şu şekilde de sorabiliriz, çocuklarımız çocukluklarını bizim kadar yaşayabiliyorlar mı?
Her yerde ilanlar görüyorum, okul tanıtım toplantıları davetiyeleri geliyor ya da insanlar birbirine anlatıyorlar şu okul şunu yapıyormuş, bu okulda şu da varmış. Şu okul 3 yabancı dil birden öğretiyormuş, ata bindiriyormuş, nerdeyse uzaydan atlatıyormuş da diyecekler diye bekliyorum şaşkınlıkla cümlenin sonun gelmesini. Çocuk okulun açtığı sınavı geçememiş de, bu yüzden terapiye gelmeye başlamışlar.

Nasıl yani? Ne sınavı bu? Sadece ilk okula kabul edilebilmeniz için yapılan güya seviyenizi ölçen bir sınav. İyi de bunlar daha ilk okul’a başlamayacaklar mı? Neyin seviyesi? Neyin eksikliği? Yaşıtları seviyesinde değilmiş...İyi de koca bir ömür var bu çocuğun önünde yaşıtlarıyla aynı seviyeye gelmesi ve hatta geçmesi için. Niçin okula gönderiyoruz ki bu çocukları?

Çok ciddi akademik çalışma yaptıran, üstün zekalı çocukları bilim adamı olarak yetiştiren okullar mı? Hayır. Bu bahsettiğim okulların hepsi ilk öğretim seviyesinde okullar, okumayı yazmayı, en önemlisi de doğru insan olmayı, kısaca “adam olmayı” öğretmeleri gerekiyor çocuklara.

Bunun yanında bir de ne yazık ki çocuğunuzun sadece İLK OKUL mezunu olabilmesi için akıtmanız gereken para, nerseyse bir çok insanın bir ömür boyu çalışıpta kazamayacağı rakamlara ulaşıyor.

Geçtik parayı, paramız çok harcıyoruz, konunun devlet politikası boyutundan tutun da eğitim sisteminde ki aksaklıklara kadar bir çok boyutu bir yana, sadece ve sadece gelelim çocuğun yaşadığı travmaya? Düşünün ki küçücük bir çocuksunuz, sizin için en büyük heyecandır İlk Okul’a adım atmak, ama bir bakıyorsunuz ki aileniz üzgün, mutsuz..niye?

Çünkü siz o küçücük halinizle, hayata karşı tüm tecrübesizliğinizle, ürkekliğinizle, geçemediniz okulun sınavını, okul için yeterli olan seviyede değilsiniz ve dinliyorsunuz ailenizden “sen o okula gidemezsin yavrucum çünkü seni kabul etmediler” Çocuğun yaşadığı travma pek de kimsenin dikkatini çekmez o anlarda ne yazık ki, çünkü aile daha büyük bir travma yaşıyordur o sırada “BENİMMM çocuğum nasıl geçemez o sınavı, şunların çocuğu geçmişşşş”

Okulların görevi değilmidir çocukları yetiştirmek, eğitmek, öğretmek....Okul mu çocuk yetiştirecek, yoksa biz mi okula çocuk yetiştireceğiz? in anlamını çözmek gerek. Bir de ebeveynlik nedir? in derin manasını.

Okul bahsinden girdim konuya ama asıl derdim çocuklarımızın şanssızlığıydı. O özel dersten, bu özel derse; o plandan bu plana koşuşturan, sokakta oynamayı bilmeyen, dizleri hiç yaralanmamış, kabuk bağlamamış çocuklardı asıl anlatmak istediğim. Cam fanuslarında ellerinde Ipad ler ile büyüyen çocuklardı.

Hiç bir yarış duygusu içinde olmadan sadece ve sadece oyun oynamak için arkadaşlarıyla oyun oynayan, az önce oyun yüzünden yumruk yumruğa kavga ederken birkaç dakika sonra o arkadaşıyla elmasını paylaşıp ortaklaşa yiyen çocukların azalmasından, çocukların yalnızlaşmasından, yalnızlaştıkça da en iyi öğrendikleri şeyin ne yazık ki bencillik olmasıdan dolayı üzgünüm. Sanırım en şansızları da büyükşehirlerin çocukları, her imkan varmış gibi görünen ama büyükşehir keşmekeşinin içinde aslında çocukların doğru büyümeleri için sahip olması gereken hiç bir imkanı olmayan büyükşehirler...

Çocuklarınızın kaba motor becerilerini geliştirebilmesi için, ağaca çıkıp, bisiklete binip, tepeden aşağı koşması, arkadaşıyla karatecilik oynaması, düşmesi, yuvarlanması ama kalkıp devam etmesi gerekirken ve yeterliyken; artık her imkanı olan büyükşehirlerimiz de mantar gibi ortaya çıkan, programları ve içerdeki oyuncakları Amerikadan gelen, hafta da bir gün bir saat çocuğunuzu oraya götürmenize İMKAN sağlayan aktivite merkezleri doldu. Ne büyük imkanlar değil mi?

İşin en can alıcı yanı ise bunun bu kadar saçma, bu kadar komik olduğunu bildiğiniz halde, acaba bizde mi gitsek ? diye içinizden geçiriyorsunuz, ne yazık ki bu bir itiraftır. O dalgaya ucundan köşesinden bir şekilde kapılıyorsunuz.

Ben de büyükşehir de büyümüş bir çocuk olarak, bu konuda tek düşünebildiğim, sanırım eskiden büyükşehirler bu kadar büyük değildi...çocuklar bu kadar şanssız, aileler bu kadar hırslı değildi.

Gayet iyi hatırlıyorum çocukluğumda büyüdüğüm apartman da yaşayan insanların hepsi bir aile gibiydi. Herkesin evine istediğiniz zaman girerdiniz, size yiyecek bişeyler verilirdi muhakkak, hele ki annesi çalışan, evde yalnız kalan çocuksanız ☺ Annem hiç telaş etmezdi, niye komşulara gittim diye, çünkü herkes birbirini bilirdi. Bir evde yaşanan hüzün bütün apartmanı etkiler,üzer; bir evde yaşanan mutluluk bütün apartmanı neşe ile kaplardı. Mahallede ki tüm çocuklar en yakında ki okula birlikte yürüyerek giderdi.

Oysa şimdi düşünün bakalım çocuğunuz kaç komşunuza gidecek ve siz telaş etmeyeceksiniz. Kaçınızın çocuğu servis kullanmadan okula gidebiliyor.
Çocuklarımızın çocuk olduklarını, özgürce ve arkadaşlarıyla oyun oynayan çocukların çok daha kendine güvenli, çok daha çevresine saygılı bireyler olarak yetiştiğini, onları tuttuğumuz o cam fanusun bir gün onlara en büyük zararı vereceğini, her çocuğun biraz destekle bir alanda olmadıysa, başka bir alanda mutlaka başarılı olabileceğini, asıl önemli olanın bunu yaparken mutlu olup olmadığını unutmadan, mükemmel çocuğun aslında mutlu çocuk olduğunu bilerek, en önemlisi de kendi çocukluğumuzu sık sık hatırlayarak çocuklarımızı yetiştirmek üzere, güzel günler geçirmenizi dilerim.
Sevgiler

www.egeninannesiyim.com


 

2013-02-24
Bu yazı 1683 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin