Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çocuk ve Ergen Cinselliği

Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan pek çok deneyim, yetişkin dönemdeki cinsel yaşamı önemli ölçüde etkiliyor, hatta bireyin yaşamına damgasını vuruyor.

Önemli olaylardan biri, erken dönemde ya_anan cinsel deneyimler. Yapılan araştırmalar, ilk kez cinsel ilişkide bulunma yaşının neredeyse ergenlik çağının başlarına kadar indiğini gösteriyor. Bu durum, başta istenmeyen gebelikler olmak üzere pekçok sorunu da beraberinde getiriyor. Henüz cinsel olgunluğa erişmemiş genç bir kızın doğum kontrol yöntemlerini kullanması gelişimi açısından, kullanmaması da gebe kalması açısından risk taşıyor.

İstenmeyen bir gebelik, ergenlik çağındaki bir delikanlı için de sorun yaratabiliyor, hem kız, hem de erkek ergenin yaşamını çok olumsuz bir biçimde etkileyebiliyor.

Bir yandan, kız ve erkek ergenlerin gelecekteki cinsel rollerine hazırlanabilmeleri açısından birbirleriyle arkadaşlık kurmaları, flört etmeleri, öte yandan geleceklerini tehlikeye sokacak deneyimlerden korunmaları son derecede önemli.

Bu, ana babalara sorumluluk yükleyen bir durum. Ana-babaların, çocuklarına baskı kurmadan, kendilerine ve karşı cinse güvenlerini sarsmadan eğitim vermeleri gerekiyor. Öte yandan ergenlik çağı gebelikleri, özellikle kırsal kesimdeki erken evlilikler nedeniyle toplumumuzda sıkça yaşanan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Henüz bedensel, cinsel, ruhsal olgunluğa erişmeden, evlilik ve çocuk yetiştirme sorumluluğunun yüklenmesi, ergenin sağlığı, evlilik ilişkisi ve çocukların sağlıklı bir biçimde yetiştirilmesi açısından ciddi sorunlar yaratabiliyor.

İnsan bütünsel bir varlık. Cinselliği onun çok önemli ve ayrılmaz parçası. Sanıldığı gibi cinsel duygu ve arzular ergenlik çağında değil, çok erken çocukluk dönemlerinden itibaren gelişmeye başlıyor. Sağlıklı bir gelişimin sağlanabilmesi için cinsel duyguların bastırılması, yok sayılması değil, bilinçli bir biçimde eğitilmesi ve yönlendirilmesi gerekiyor.

İnsanın cinsel yaşamı, ruhsal dünyasının bir parçası. Çok erken çocukluk dönemlerinden başlayarak, çocuğun ana-babasıyla ilişkileri, ana-babasının kendi aralarındaki ilişkileri, içinde yaşadığı aile ve kültür ortamı, verilen eğitimin türü ve kullanılan disiplin yöntemleri, çocukluk ve ergenlik döneminde yaşadığı deneyimler, onun ruhsal ve cinsel gelişimini etkiliyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde aldığı olumsuz etkiler sonucunda yetişkin dönemde pek çok rahatsızlık ortaya çıkabiliyor.

Yetişkin çağlarda bireyin hem kendi, hem de karşı cinsle ilişki ve iletişimini, böylece yaşamının neredeyse tümünü derinden etkileyen ve genel olarak “cinsel işlev bozukluğu” olarak adlandırılan cinsel sorunların temeli çocukluk ve ergenlik çağına dayanıyor.

İnsanın cinsel yaşamı, cinsel kimliğiyle yakından ilişkili. Cinsel kimlik çok küçük yaşlardan itibaren gelişmeye başlıyor ve ergenlik çağının sonunda kazanılmış oluyor. Kişi, kendi cinsiyetini ve karşı cinsi, yani “kadın” ve “erkeği”, kadınlık ve erkeklik rollerini, kendi ana-babasında tanıyor ve öğreniyor. Ana-babasını kendisine model olarak alıyor, onların birbirleriyle ve kendisiyle olan ilişkileri, cinsel kimliğini oluşturmasında büyük rol oynuyor.

Eğer kendi ana-babası birbirlerini seven ve sayan bir çiftse, kendisi de ana-babası tarafından seviliyor, ihtiyaçları düzenli olarak zamanında karşılanıyor ise, o zaman hem kendine, hem karşı cinse sevgi ve güvenle bağlanabilen mutlu ve huzurlu bir insan oluyor.

Ana-babası birbirlerini sevmeyen, sürekli didişen, birbirlerine hoyratça davranan insanlarsa, o zaman kadın-erkek ilişkisi olarak bunu model alıyor. Ya kendi cinsinden, ya karşı cinsten insanlara ya da her ikisine birden bağlanmakta güçlük çeken, çeşitli derecelerde ili_ki ve iletişim sorunları olan bir insan haline gelebiliyor. Bu etkiyi diğer yakın aile üyeleri, yakın çevre ve eğitim sistemi pekiştirebiliyor.

Yetişkin dönemdeki cinsel yaşamı derinden etkileyen, hatta bireye damgasını vuran en önemli üç travmatik (darbe niteli_indeki) olay ise, çocukluk ve ergenlik çağında yaşanan ihmal, istismar ve taciz. Bunlar, çocuk ve ergene uygulanan çeşitli düzeylerdeki şiddet olarak algılanmalıdır. İhmal; çocuk ve ergenin fiziksel, ruhsal ve sosyal gereksinimlerinin yeterli düzeyde karşılanmaması, istismar; bedensel, ruhsal, cinsel veya ekonomik olarak kötüye kullanılması, taciz ise cinsel içerikli olsun olmasın ruhsal ya da fiziksel şiddete maruz olmasıdır.

Ana veya babanın, ya da her ikisinin birden yitirilmesi, ailenin dramatik bir biçimde dağılması, doğal afet, savaş, terör, göç, kaza ve benzeri travmatik olaylar da kalıcı etkiler bırakabilmekte, travmatik olay ne kadar erken dönemde yaşanmışsa etkisi o oranda büyük olabilmektedir.

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki bu tür darbeler, bireyin beyin dokusunda kalıcı değişmelere neden olabilmekte, bireyin davranış ve işlevleri, böylece tüm yaşamı çok derinden etkilenebilmektedir.

Ana-baba ve toplum olarak sorumluluğumuz, çocuklarımızı hem aile, hem toplum düzeyinde barı_ ortamında yetiştirmek, eğitim dahil bütün gereksinmelerini gerekli ve yeterli düzeyde, düzenli olarak karşılamak ve onları her tür olumsuz etkiden korumaktır.

Dr. Aysın Turpoğlu Çelik, Psikolog
www.etkilesim.org

2008-05-14
Bu yazı 1253 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin