Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çocuk Evliliği Monotonluktan Kurtarır mı?


Sağlıklı yürüyen bir ilişki de eşlerin her biri sorumluluk ve sınırlarının farkındadır. Bireyselliğinin yanı sıra birlikteliğinin de ne demek olduğunu bilir. Kendisiyle barışıktır, isteklerinin neler olduğunu belirlemiştir ve yalnız kalmak onu korkutmaz. Kendi mutlu olan birey karşısındaki insanı da mutlu eder. İlişkide güven, sevgi, saygı ve paylaşımlar vardır. Eşler ilişkilerini zenginleştirme çabasındadırlar. Birbirlerini kaybetme korkuları olmayan eşler birlikte olmanın keyfini yaşarken, çocuk doğurma fikri de ilişkilerini pekiştirir ve güçlendirir.

Bunun tam tersinin yaşandığı bir evlilik de ise çocuk doğurmak ilişkiye renk katmak yerine, ilişkiyi kabusa dönüştürebilir. Çocuk evliliği kurtarmaktan ziyade, çocuğu bu evlilik ortamından kurtarmak gerekebilir.

‘Evliliğinde sorunlar yaşayan çift bir yıl önce terapi için başvurmuştu. İlerde çocukları olursa ona güzel ve sağlıklı bir ortam sunmak istiyorlardı. Gerçekten düşünceleri ve yaptıkları girişim takdir edilecek bir davranıştı. Ancak çift terapiye iki kez gelmişlerdi ki, eşin hamile olduğunun öğrenilmesi ile terapiyi sonlandırmak istediler. Daha sonra çocuk doğmuş ve 2-3 aylık olmuş iken, eşlerden birinin tekrar beni aramasıyla birbirlerinden ayrılmak üzere olduklarını öğrendim. Çocuk eşleri birbirine yakınlaştırmaktan ziyade daha da uzaklaştırmıştı’.

Bu ve buna benzer pek çok örnek ile karşılaşıyoruz. Evliliği güçlendirmek, eşi kendine ya da evliliğe bağlamak için dünyaya getirilen çocuk evliliği kurtaramadığı gibi, sorunların içinde kalıyor ya da parçalanmış ailelere sahip oluyorlar. Kimi eşlerde çocukların varlığından dolayı evliliklerini devam ettirmeye çalışıyor, ama mutlu olamadıkları için çevrelerini özellikle de çocuklarını mutlu edemiyorlar.

Toplumsal yapı içinde çok sık tanık oluyoruz. Özellikle kadınlar eşlerini eve bağlamak ya da ilişkilerinde etkin rol oynamak için evlendikten kısa bir süre sonra çocuk sahibi olmaya çalışırlar. Hatta aile büyükleri ve çevresindeki kişiler tarafından da çocuk doğurmanın evliliklerini sağlamlaştıracağı şeklindeki söylevleri ile karşılaşırlar.

Oysa çocuk mutlu ve sağlıklı bir ilişkide mutluluğu artırır. Evlilikte sorunlar yaşanıyorsa, çocuk evlilikteki sorunları yok etmekten çok daha da artmasına sebep olur.

Kimi zaman çocuk duygusal olarak eşleri birbirine yakınlaştırır şeklinde yanılgıya sahip olunuyor. Oysa duygusal olarak yakınlaşma sağlamaktan ziyade uzaklaşmalarına sebep olmaktadır. Çocuk bakım ve ilgi ister. Büyümesinde birlikte sorumluluk almak gerekir. Sorumluluğun bir tarafa yüklenmesi, yüklenilen tarafta kızgınlıklar yaratır ki, ilişki düzene girmek yerine daha da düzensizleşir. Farklı bir boyutta sorunlar yaşanır. Kadınlar genelde çocuk yaparak eşlerine yakınlaştıklarını düşünürken, erkekler böyle bir düşünceye çok da sıcak bakmamaktadır. Kadın çocuğun bakımıyla ilgilenirken eşini daha da ihmal etmekte duygusal bağı güçlendirmek yerine tam tersine zayıflatmaktadır.

Eşlerin her ikisinin de çocuk sahibi olmayı istemesi ve bunu da kendi ilişkilerinde sağlıklı bir gelişim sağladıktan sonra yapmaları doğru olandır. Eşlerden biri çocuk isteyip, diğeri istemiyorsa bu durumda da sorunlar yaşanması doğaldır. Birçok evlilikte çiftler birbirleriyle yaptıkları kavgalarda çocukları hedef olarak kullanmakta, çocuğu istemiş olan eş, diğer eşe duygusal açıdan sırt çevirerek çocuğa aşırı yakınlaşır ve çocuğu ile duygusal bir yuva kurar. Çocuğuna duygusal yüklemelerde bulunur. ‘Oğlum ya da kızım benim her şeyim’ ‘Ben oğlum ya da kızım olmadan yaşayamam’ gibi söylemlerde bulunurlar. Bu gibi söylemler aile içinde kıskançlıklar ve rekabetler oluşturur. Eşlerin arasında uçurumlara yol açtığı gibi, çocuğu da duygusal olarak bağımlı hale dönüştürür. Eşler birbirinden uzaklaşır, ikili ilişki olması gereken şekilden ziyade çocuk ve yetişkinin yaşadığı ilişki haline dönüşür. Mutlu ve sağlıklı çocuklar, eşlerin ikisinin de çocuk istediği sevgi ve güven dolu yuvalarda yetişir. Çocuk sahibi olma kararı birlikte verilmeli ve bu karar verilirken evliliği kurtarma amacına hizmet etmemelidir.

Eşler birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayabildiği, karşılayamadığı zamanlarda da eşlerin birbirine anlayışlı ve hoşgörülü olması gerekir. Eşler birbirlerini dinleyebilmeyi ve anlayabilmeyi öğrendiği zaman eşler arasında uyum ve bütünlük sağlanır. Böyle bir sağlam temel oluştuğunda da, eşler çocuk yapmaya hazır demektir. Bu bir binanın yapılışı gibi önce sağlam bir temel oluşturmak, sonra da o binayı renklendirmek, canlandırmak gerekiyor. Temel sağlam değilse, bir gün mutlaka yıkılacaktır. Bu yıkımın en azından çevresine vereceği zararı ortadan kaldırmak doğru olandır.

Evlilik sallantılar yaşıyor ve eşler birbiri ile iletişim kuramıyorsa, çocuk dünyaya getirmek bu iletişimsizliği pekiştirecek ve sallantıyı artıracaktır. Zaten kurulamayan iletişimsizlik bir tarafın çocuğuyla iletişim kurmaya çalışmasına ve bütün enerjisini onunla kullanmasına, diğer tarafında kendini boşlukta hissedip, dışarıya yönelmesine sebep olacaktır. Çocuk ilişkinin değil renklenmesini ve gelişmesini tam aksine durağanlaşmasını ve bir süre sonra da tükenmesini sağlayacaktır. Çocuğu bir koz olarak kullanmak ya da ona evliliğin kurtarıcısı rolünü vermek, hem ona hem de ilişkiye yaptığımız bir haksızlıktır.

Bu yazıyı yazarken aklıma atalarımızın söylediği bir söz geldi. ‘Çocuk altın toptur’. Onunla ilgilenirken her şey unutulur, etrafa neşe katar. Evet, çocuk altın toptur ama sağlıklı ve uyumlu ilişkilerde bu böyledir.

Çocuk henüz doğmadan ona evliliğin kurtarıcısı rolü yüklenmemelidir. Zaman içerisinde eşler çocuğa verdikleri bu rolün bir yarar sağlamadığını görmekle birlikte, ilişkilerinin daha da çıkmaza girdiğini fark eder ve bu fark ediş çocuğa yönelik kızgınlık duymasına, ilgi ve sevgi göstermemesine sebep olur. Çocuklarda bu durumla baş etmekte güçlük çeker, istenmemenin ya da kurtarıcı rolü oynamış olmanın ezikliğini yaşar.

Hatta kimi zaman çok iyi giden evliliklerde bile çocuk olduktan sonra sorunların artıyor olması dikkat çekici bir konudur. Yani çocuk iyi bir ilişki içinde doğduğunda bile, büyüme süreci içinde eşlere sorumluluklar yüklediğinden, ilişkinin kalitesini düşürebiliyor.

‘Bir danışanım evlenir evlenmez çocuk sahibi olmak istememişler. Eşiyle birlikte gezip, tozduktan ve yaşamak istediklerini yaşadıktan sonra çocuk sahibi olmaya karar vermişlerdi. Evliliklerini çocuktan önce ve çocuktan sonra diye iki bölüme ayırmışlardı. Çocuğun olması ile gerginlikler, uykusuzluklar ve sıkıntılar başlamıştı. Birbirlerine ayırdıkları zaman azalmıştı. İletişim kurmakta güçlük çeker hale gelmişlerdi’.

Çocukları biz yetişkinler kendi isteklerimiz için dünyaya getiriyoruz. Bunu yaparken hiç olmazsa sakin, huzurlu ve mutlu bir ortam da doğma imkanı sağlayalım. Daha doğmadan ona kurtarıcı rolü vermenin çok da adil olmadığını düşünüyorum. İyi giden bir evlilikte bile çocuğa bağlı sorunlar yaşanabildiğine göre, kötü giden bir evlilik için çocuğu kurtarıcı olarak görmek ne kadar akıllıca bir davranıştır, sorgulamak gerekir.

Önce insan kendini, eşini ve ilişkisini tanımalı, eşinden ve evliliğinden ne beklediğini bilmeli, hayattan beklentilerini belirlemelidir. Sağlıksız bir ilişkiye getirilen çocuk sorunları azaltmaz, tam tersine artırır ve ailesiz bir ortamda yetişmek zorunda kalabilir. Bu sebeple çocuk doğurma kararı alırken;

-İlişkiyi gözden geçirmek, anne baba olabilecek olgunluğa erişip, erişmediğini sorgulamak,

-Hedeflerini belirlemek, beklentilerinin ne kadarını gerçekleştirdiğini, ne kadarını erteleyebileceğine karar vermek gerekir.

Maddi manevi sıkıntıların yaşandığı bir ortamda çocuk doğurmak, çocuğunda aynı sıkıntıları yaşamasına sebep olur. Çocuğu isteyerek ve sevgiyle büyütmek sağlıklı bireyler yaratacaktır.

BB Danışmanlık 

2011-06-21
Bu yazı 3209 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin