Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Cips mips Yok!

Bizim ev oyun, animasyon, spor, gösteri aktivitelerini karışık götüren bir merkez gibi. Oğlumun arkadaşlarını sık sık bize davet ediyor, birbirleriyle iyi geçinen çocukların televizyon ve bilgisayar parazitlerine ihtiyaç duymadan ne kadar çok eğlenebildiklerine, nasıl güzel sosyalleşebildiklerine şahit oluyorum. Gürültü olmuş, dağılmış, dökülmüş, hiiiç umurumda olmuyor. Ben toplarım, yeterki onlar televizyon karşısında hipnotize olmasınlar diyorum.

Küçük misafirli günlerde oğlumu ve arkadaşlarını gözlemlediğimde kısacık zaman dilimlerinde birbirlerinden ne kadar çok etkilendiklerini görmek beni şaşırtıyor. Özellikle yemek sofrasında gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar. Biri bir çeşitten iki kere alınca diğeri de istiyor, birinin yemeyeceği tutarsa diğeri de red ediyor. Kendi evlerinde yemeğe alışkın olmadıkları çeşitleri gören çocuklar gayet direkt bir şekilde “ben bunu sevmem ve yemem” diye fikirlerini utanıp, sıkılmadan söyleyiveriyorlar.

Daha önce çocukları yemek seçen annelere “yemeğe çocuklarınızın arkadaşlarını” çağırın, faydasını göreceksiniz diye şimdi çok naif bulduğum bir tavsiyede bulunmuştum. Aradan geçen zamanda daha da palazlanan tecrübelerime istinaden bu tavsiyeyi “yemeğe çocuklarınızın yemek konusunda seçici olmayan arkadaşlarını çağırın!” diye düzeltmek istiyorum. Zira üzüm gerçektende üzüme bakarak kararıyor!

Bu işin şakası olsa da işin içinde gerçek payı olduğunu itiraf etmek gerekiyor çünkü onlar büyüdükçe tercihlerinin şekillenmesinde bizlerin tesiri azalırken, genişleyen sosyal çevrelerinin, özellikle de arkadaşlarının ki artıyor. Dikkat ediyorum, evde kaş çatıp hııı dediğim çoğu hareket ve kelime için Kaan “arkadaşımdan gördüm, ondan duydum, o öğretti” gibi gerekçeler sunuyor. Anlıyorum ki; arkadaşların birey üzerindeki olumlu, olumsuz etkisi bu kadar erken başlıyor. Yemek seçimi de bu tesir alanlarından sadece birisi...

Sofrada sizler için gayet yenilesi yemekler küçük misafirinizin sevmediklerindense özene bezene, “hem besleyici, hem de çok lezzetli ohh aklıma sağlık” diye hazırladığınız mönülere burun kıvrılabiliyor. Örneğin arkadaşı makarnayı sossuz yiyor diye, Kaan her zaman soslu tercih ettiği makarnaya sosu kabul etmiyor; ya da kola içmediğimiz halde, bu içeceği isteyen arkadaşının arkasından “bende kola” isterim diye tepiniyor.

Sofrada ısrarcı olmak yerine iyilik ve düzenli sunumla çeşitliliğe alıştırmak gerekliliğini savunan ben böyle durumlarda “Makarna sosla güzel, üzerine peynir rendesi ile daha besleyici, hem kola içmiyoruz, ayran daha iyi bir seçenek...” diye biraz kafa ütülemece yapmaktan kendimi alamıyorum. Üzülerek görüyorum ki; çoğu çocuk gerçekten ya çok yemek seçiyor; ya da sağlıklı olmayan çeşitleri tercih ediyorlar.

Onlar patatesin yemeğini değil kızartmasını seviyor, ev yapımı domates sosu yerine ketçap istiyor; sebzelere kaş çatıp, “yaaaa banane” derken, sosis gördüklerinde el çırpıyorlar. Kuru kayısı ve cevize “bu ne ya? “ diye burun kıvırıp, “sizin evde cips yok mu?” diye soruyorlar. Demek ki anne babalar beslenmeye halen gereken hassasiyeti göstermiyorlar. Halbuki ben sağlıklı yemek alışkanlıklarının sağlıklı yaşamın birinci şartı olduğunu, bunun da ancak küçük yaşlarda edindirilebileceğini duymayan kalmadı zannediyordum. Yanılıyormuşum...

Pekiii çocuklar yemek sofrasında sadece arkadaşlarından mı etkileniyorlar dersiniz. Tabi ki hayır! Yemek sırasında da gözleri dürbün, kulakları radar gibi çalıştığı için yemeklerle ilgili yapılan yorumları, mimikleri bir güzel kayda geçiriyorlar. Kabak yemeğine geçen senelerde bayılan oğlumun kabak sebzesini sevmediğini ısrarla belirten babasını duyarak kabaklı yemekleri kara listesine alması buna iyi bir örnek. Çocukların yanında onu yemem, bunu içmem demek, hele nefret ediyorum, hayatta yemem, ağzıma koymam gibi laflar etmek onların çeşit seçimlerine dolayısıyla sağlıklı beslenmelerine sekte vuracak kadar etkili olabiliyor.

Soframıza gelen hiçbir çocuk “ben yemem” demesin, benim oğlanı da yoldan çıkarmasın diye artık “her çocuk sever” tipi mönüler hazırlıyorum. Sebzeli köfte-şehriyeli pilav-cacık; ızgara tavuk şeritleri-peynirli patates püresi- meyve salatalı dondurma gibi set mönüler kesinlikle kabul ediliyor. Atıştırma saatlerinde de “yer misiniz?” diye sormadan meyve, hatta sebze tabaklarını yavaşçana yanlarına bırakıyorum. Kaanı her türlü meyveyi, marul ve havucu nefessiz yerken gören arkadaşları ev sahibine uyum gösteriyor. Bu da etkilenmenin olumlu tarafını oluşturuyor.

Çocuğunuzu arkadaşları ile sık sık aynı sofrada buluşturmak hem onları mutlu etmek adına, hem de yemek seçimlerini olumlu anlamda teşvik ettirmek anlamında iyi bir fikir. Onlara sağlıklı yemekler pişirip, market atıştırmalıklarının yerine ev yapımı kek ve kurabiyeler sunarak, gazlı içeceklere “yok” , süt, ayran evde sıkılmış meyve suyuna “var” diyerek sizde bu güzel birlikteliklerine değer katabilir, evinizin deva kurallarını çocuğunuzun değerli arkadaşları ile paylaşabilirsiniz. Eğlencesi ve faydası çok bu gibi günlerde çocukların mutluluğunu seyretmek herşeye değer...
 
  Bebeğim ve Biz Ekim 2009 sayısında yer almıştır

2011-05-24
Bu yazı 3184 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin