Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Çekirge ve Master Po

Bu aralar, sekiz yaşını idrak etmekte olan oğlum bir "çekirge", otuzsekiz yaşını idrak etmekte olan bense adeta Shaolin Rahibi Master Po gibiyiz. Evde durum bu. Şöyle ki; oğlum bana insan ilişkilerine dair derin sorular sormaya başladı, ben de alabildiğine dikkatli,olabildiğince didaktik cevaplar arıyorum.
Avuçtan bilye kapmak, yere serili kağıdı kırıştırmadan üzerinde yürümek, rakibin kalbinin sesini duymak, chopstick ile sinek yakalamak, turna, yılan, ejder, maymun
ve karınca teknikleri ile kendini savunmak mı daha zordur, yoksa artık "insan içine çıkmış" olan çocuğumuzun "Anne, neden filan arkadaşım bana böyle dedi?" ya da "Hani sen bana hep arkadaşlar birbirine şöyle davranır böyle davranır der
durursun, niye o zaman şu arkadaşım bana böyle davranıyor söyler misin?" sorularına uygun cevaplar yetiştirmek mi?

İnsan ilişkilerine dair çocuklara yönelik hazırlanmış kullanım kılavuzları yok. Çok aradım, yok…"İyi niyetinizin suistimal edilmeye başlandığını hissettiğinizde şöyle manevralar yapabilirsiniz”, "Karşınızdaki kişi size komplekslerini kusmaya mı başladı, bakın şunu yapmak en doğrusudur", "Farklı geldiğiniz için etiketleniyor ve dışlanıyor musunuz, önerimiz şu..", ya da "Sizi
küçümseme cür'etini gösterenlerin karşısına dikilin ve deyin ki..." gibi çözüm formüllerinin yer aldığı "kendini savunma sanatları" kitapları yok.

2. sınıf öğrencileri için "Adım Adım Matematik" kitabı var da, bir "Adım Adım İnsanlarla Baş Etme" kitabı veyahut "Çocuklararası İlişkiler El Kitabı" yok. Sanırım kendi cevap anahtarlarımızı kendimizin, küçüklükten başlayarak ve zamanla oluşturmamız gerekiyor.

"Okul hayatında" önce bilgiler verilir bize, sonra bunları öğrenmiş miyiz, öğrenmemiş miyiz, sınavdan geçiriliriz, bazen sınav olurken öğreniriz. "Hayat okulunda" ise bilgiler sınavın ta kendisidir. Üniversitede pop quiz'ler vardır hani, dersin beklemediğiniz bir anında kapı tak tak çalar, bir tomar sınav kağıdı tutmakta olan bir kol uzanır, o kağıtlar tüm sınıfa dağıtılır, sınav çok ani bir şekilde
ortaya çıkmış, gelişmiş, olmuş ve bitmiştir.

Ne kadar başarılı olacağımız, ne kadar yeterli ve hazırlıklı olduğumuza bağlıdır. Hayat da biraz öyle. Bu yüzden, oğluma şu yaşıma gelene kadar edinmiş olduğum, "bozuk tavırlarla başa çıkma teknikleri"ni öğretmeli miyim, yoksa sadece kendine güven aşılayıp, kendi yöntemlerini bulup çıkarabilmesini mi ummalıyım. Başka bir deyişle temel çivilerini sağlam çakıp depremlerle evet biraz sallanacağını ama yıkılmayacağını mı bilmeliyim.

"Okul hayatında" çalışmak; "hayat okulunda" ise karşıdakini anlamaya çalışmak, kendini ezdirmemeye çalışmak, ilişkileri ayakta tutmaya çalışmak var. Çalışmak hep var. "Benimle oynamayı değil, oyuncaklarımla oynamayı seviyor anne, ne yapmalıyım?" sorusunun cevabını biliyorum. Ama bakalım bendeki cevap doğrusu mu. Öyle ya, benim dimağım da, nihayetinde, üzerine "garanti patlar" tabelası dikili bir mısır çuvalı değil.

Olsaydı bile, doğru bildiklerimi dikte ettirmekle ona zarar vermiş olmaz mıyım. Her zaman yanında olamayacağım.. çok fazla "şunu yap", "şöyle yap", "ona de ki.." dersem, palyatif çözümlerle o anı kurtarmış, ama uzun vadede oğlumu kişiliksizleştirmiş olurum. Benim yanında olmayacağım anları kendisi nasıl kurtaracak sonra? Korkarım ben ona zarar vermekten… Hem de çok korkarım.

Ona kimseye zarar vermemeyi, kimseden istifade etmeye çalışmamayı, kimseyle alay etmemeyi, çünkü sonuç itibarı ile hiç kimsenin hiç kimseden daha üstün
olmadığını öğretmeye çalışırım, bakın bunu yapabilirim, ama bunu
bilmeyenler, henüz öğrenmemişler gelip ona bunun tam da tersini yaptıklarında, aralarına girip "Duruun bu yanlış!" diyemem.

Her çocuğa kendi annesi öğretmeli. Temelleri öğretmeliyiz belki de ve sonra bir adım geri çekilmeyi bilmeliyiz. Kapı çalınıp da bir kol uzandığında, elimize sınav kağıdını tutuşturduğunda kendimizle başbaşayızdır çünkü, bizden başka kimse o şıklar arasından hangisini seçeceğimizi söylemez bize, ve zaten söylememelidir de. "Çekirge"ler kendi kendilerine zıplayabilmelidirler.

Çocuklarımızdan doğru, dürüst, "doğru dürüst", sorumlu, kendine, yakın çevresine, vatanına milletine, gezegenine yararlı kişiler haline gelmelerini bekliyoruz. Bu nasıl olacak. Hayatlarına giren insanlardan kaçı ile
olumlu iletişim içerisinde oldukları, sınavlarda kaç sayısal kaç sözel soru çözebildiklerinden daha mı az önemli?

Veya, hayatları ile daha mı az yakından ilgili. Geleceklerini daha mı az belirleyici. Onlarla her gün hayat hakkında konuşalım. Yönlendirmeden, ama ipuçları vererek.
Birden fazla seçenekleri olduğunu hissettirerek. Doğrusu nasıl yapılır, izah ederek. Ben küçük bir çocukken, bir yerim acıdığında ablama ve abime dönüp "Size de olmuş muyduu?" diye sorardım. Onlara da olmuş olduğunu
bilmek içimi ferahlatırdı. Çünkü sapasağlam karşımdalardı, demek ki bu atlatılabilir birşeydi. Ben de atlatacaktım. Demek, bir çocuğun bunu bilmeye ihtiyacı var.

Matematik ödevinin bitimiyle, dershaneden verilen Fen sorularını çözmeye başlama arasına sıkıştırılmış on beş dakikada, mutfakta, sandviçini yerken anlatabiliriz onlara. "Bana da olmuştu" hikayelerimizden birini paylaşabiliriz pekala.. Ne yapmıştık, ne yol izlemiştik, verim almış mıydık, alamamış mıydık, yoksa saldırı karşısında afallamış kalmış, yeterince çevik olamamış, sonra da hayıflanmış mıydık...şimdiki aklımız olsaydı ne yapardık..peki biz benzer bir yanlış davranışta bulunmuş muyduk kimseye? Gece rahat uyuyabilmiş miydik?

Ben sadrazam olmuş ama adam olamamış yetişkinlerin dünyasında mutlu hissetmiyorum kendimi. Yalnızlık çekiyorum biraz. Bugünün mini mini birleri, çalışkan ikileri de gün gelip "öyle" yırtıcı, hırslı, saldırgan, insan ilişkilerine gelindiğinde yarı cahil, faydacı ve hasetle dolu olsunlar yada "böyle" yalnızlık çeksinler istemem. "Biriiinç!!" olmak da tabii önemli de.."Adam" olmak "birinci" derecede önemli. Büyüyünce "ne" olacakları kadar önem taşıyan bir diğer şey daha var ki, o da büyüyünce "nasıl" olacak olduklarıdır.

"Bilirsin ki çekirge, bir ip koptuğunda tekrar bağlarsan düğüm yeri her eline geldiğinde acı verir". "Ne var ki rüzgar yoksa dalga da yoktur". "Ve bir kere kaplanın sırtına bindin mi, inmek zordur". "Hem, kimse boğulma ihtimalinden dolayı yemek yemeyi bırakmasın"

"Efendi" yetişkinler olmalarını diliyorum. Hem de hepsinin…

Nazlım.

2007-01-22
Bu yazı 2359 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin