Yiyorum Büyüyorum Kitap Sayfası

Büyüyünce Odun Olmasınlar!

Çocukken misafirliğe gittiğimizde yerimden ne zaman kalkabileceğimi ya da ikram edilen çikolatayı alıp, almamayı ben annemin gözlerine bakarak anlardım. Hafif açılmış vaziyettelerse hayır, bir kere kapanıp açılırlarsa evet demekti. Annem hiç bir zaman sert olmadı, aksine sevgi dolu ve yumuşaktı ama o göz otoritesiyle çocuklarını uzaktan kumanda edebilme yeteneğini yerinde kullanabilen bir kadındı. O gün bugündür ben annemin gözlerini okur, 1 dakika sonra ne söyleyeceğini tahmin edebilirim. Sağolsun, gözlerin iletişimdeki yerini ilk annemden, sonra okuldan ve tabi ki hayatın kendisinden öğrendim. Karşımdaki kim olursa olsun konuşurken ve dinlerken mutlak göz kontağı kurarım ben.

Çocukları bilirsiniz, özellikle kendilerine kızılırken gözlerini nereye kaçıracaklarını bilemezler. O güzel gözler tavana, sağa sola bakar ama bir türlü sizinkilerle birleşmez. Onları sıkan konuşmalarda da bu böyledir. “Seni dinlemek istemiyorum, tamam anladım” diyemediklerinde sizden başka herşeye odaklanırlar. Alex Kaan’ı sık sık “Seninle konuşurken gözlerime bak...” diye ikaz ederim. Özellikle konu ciddiyse, anlaması gereken herşeyi gözlerimden de okumasını isterim. Çünkü göz kontağının karşısındakine önem verdiğinin, saygı duyduğunun ifadesi olduğunu sonra değil, tam da bu yaşta öğrenmesi gerekiyor.

Konuşurken göz kontağı kurmayı beceremeyen, ya da bu zahmete katlanmayan erişkinler beni çok rahatsız eder. İletişimi sadece konuşma becerisinden ibaret sananlar, beden dilini ve bakışlarını doğru kullanmayı bilmeyenler anlaşılır olabilmekte hep takılırlar inanın bana. Oğlumun bu kişilerden biri olmasını da asla istemem. Gözler samimiyetin temsilcisi gibidirler, ve “önemsiyorum” mesajını çok net verirler. Gözlerle görmek kadar bakmayı da bilmek gerekir. Okulda, arkadaşlıkta, ileride iş dünyasında zaman gelir kelimelerden bile öne geçer gözler.

Sektirmeden yaptığım “gözlere bakarak konuş” , “gözlere bakarak dinle” ikazlarım yavaş yavaş yerini buluyor. Biliyorum çünkü arada ben de ikaz ediliyorum. Hararetli bir şekilde çalışırken Kaan’ın anlattıklarını kazara bakmadan dinlemeye kalkarsam “Anneee gözlerime bak” ültimotomunu alıyorum. Haklı; “beni adam gibi dinle” demek istiyor. Tebessüm ederek hemen o gözleri yakalıyor ve anlattıklarını pür dikkat dinlemeye geçiyorum, çoğu zaman onunla aynı seviyeye gelecek şekilde dizlerimin üzerine çökerek...

Sonra birde el sıkışmak var. Eminim başınıza gelmiştir, ilk defa tanıştığınız biri elinizi lütfen sıktığında sinir olur, o kişiye notunuzu çat diye verirsiniz. El sıkışmayı parmak temasından ibaret zannedenler kendilerine ait ilk intibanın ne kadar antipatik olduğunu anlayamazlar. Halbuki “tanıştığımıza memnun oldum” derken size uzanan elleri abartmadan kavramak medeni selamlaşmanın dünyanın her yerinde geçerli olan şeklidir.

Çocuklara tanışma ritüelinin bu en önemli kısmını doğru bir şekilde öğretmek için erken, onlar iş dünyasında mı ki... diye düşünüyorsanız inanın yanılıyorsunuz. Benim oğlan gibi herkesi öpmekten ve öpülmekten hoşlanmayan bir çocuk el sıkmanın da usulünü öğrenmeli bence.

Benim için çok hassas bu iki konunun altını çizdikten sonra kelimelerle selamlaşmanın da önemine dikkat çekmek isterim. Sizi bilmem ama ben sokakta bile gözgöze geldiğim insanlara “merhaba, günaydın,iyi günler” demekten ne çekinir,ne de gocunurum.

Sürekli gittiğim markette, manavda kasap veya restoranlarda bize servis yapan görevlilere isimleriyle hitap eder, mutlaka hal hatır sorar, gönül alırım. Hayatta çevrenizdekilere değer verdiğiniz ölçüde değer bulup, önemsendiğimizi bilirim. Çoğu kişi için Zümrüt Hanım’dan çok Zümrüt ablayım ben!

Belki de bu yüzden her sabah servis saatinde komşumuzun 14-15 yaşlarındaki çocukları kafalarını yere gömmüş vaziyette yanımızdan geçip “Günaydın “demediklerinde halen şaşırıyorum. Belli ki anne babadan görmemişler! Olsun biz yine de sabah selamlaşmamızı yapıyoruz. Çocuklara “tanımadığın insanlarla sakın konuşma” diye sıkı sıkı tembih ederken, acaba onları çok mu soğuk yetiştiriyoruz diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Evet, yabancılarla konuşmasınlar ama insanlararası iletişimin temellerini de bilsinler.

Diyeceğim o ki; soğuk ve itici değil sıcakkanlı ve sempatik bireyler yetiştirmeye gayret edelim. Çocuklarımız kafaları önde değil, yukarıda yürüsün, insanların gözlerine bakmaktan korkmayıp, uzanan elleri sıkı sıkı kavrayabilsinler. Bu konuda onlara sağlam örnekler olmak, anlatmaktan çok daha inandırıcı olacaktır.

Sevgiyle, Saygıyla ve Dostlukla...

Bebeğim ve Biz Mart 2010 sayısında yer almıştır
 

2011-04-21
Bu yazı 1450 kere okunmuştur.
Adınız :
Yorumunuz :
 * 
@ZumrutOzkan twitter da takip edin